426) SEVGİ SİYAH MI, BEYAZ MI, GRİ Mİ?

Sevgi öyle bir hâldir ki, orada orta yol olmaz. Ya seversin ya sevmezsin. Sevgi, içte netlik ister. “Acaba?”larla, ihtimallerle, menfaat hesaplarıyla yürüyen bir sevgi, aslında sevgi değildir; o en fazla hoşlanmadır, alışkanlıktır, çıkar ortaklığıdır. O yüzden gönül dilinde sevgi, ya siyah ya beyazdır.

Ama hayatın diğer alanları böyle değildir. Yaşamımızdaki pek çok şeyde dengeyi (mizanı) bulmak zorundayız. Yeme içmeden uykuya, çalışmadan dinlenmeye, konuşmadan susmaya kadar her alanda ifrat (aşırılık) ve tefritten (eksiklik) kaçınmamız gerekir. Kur’an’ın “sizi orta bir ümmet kıldık” diye işaret ettiği çizgi, işte bu dengedir. Denge; Hakk’ın rızasına uygun, ölçülü ve idrakli bir tutum hâlidir.

Burada ince bir ayrım var: Denge başka şeydir, gri başka şeydir. Gri dediğim hâle ben “beyne beyne” derim. Yani ortada durup, hangi taraf güçlüyse oraya abanmak… Menfaat neredeyse oraya kaymak… Güç kimdeyse ona yanaşmak…

Kalben bir tarafa teslim olmadan, aklen de hakkı sahiplenmeden, sadece rüzgârın estiği yöne dönmek… İşte insanı mahrum eden, ruhunu çürüten hâl tam da budur.

Denge, Hakk’ın tarafında durup nefsi aşırılıktan çekmektir. Gri ise Hakk’ın tarafında görünmeye çalışıp, aslında nefsine ve menfaatine göre pozisyon almaktır. Denge, omurgalı duruştur; gri, omurgasız savruluştur. Denge, “Ben buradayım ve bedel ödemeye de razıyım” demektir; gri, “Kim kazanırsa ben de ondandım zaten” demektir.

Kur’an, bu gri hâli çok net tarif eder:
“Ne onlara yanaşabilirler ne de bunlara; arada bocalayıp dururlar. Allah, kimi doğru yoldan yoksun bırakırsa, sen ona asla bir yol bulamazsın.” (Nisâ Sûresi, 143)

Bu ayette anlatılan, işte tam anlamıyla beyne beyne kalmış ruhtur. Ne tam inkâr ediyor, ne tam iman ediyor; ne tam kopuyor, ne tam bağlanıyor. Hep arada, hep muallâkta, hep ihtiyatlı, hep menfaatli…

Böyle bir hâl, en büyük azaptır. Çünkü insan netleşmediği her alanda içten içe tükenir; karar vermediği her şeyde aslında yavaş yavaş kendini kaybeder.

Sevgide siyah-beyaz gerekir; çünkü sevgi teslimiyet ister. “Acaba?” ile sevgi olmaz. Ama hayatta denge gerekir; çünkü insan nefsiyle, bedeniyle, aklıyla, çevresiyle imtihandadır.

Denge, her şeyi yerli yerine koymaktır; sevgiyi sevgilik yerde, öfkeyi öfkelik yerde, merhameti merhametlik yerde, sınırı da sınır gereken yerde tutmaktır.

Gri ise ne sevgiyi yerli yerine koyar ne öfkeyi; ne merhameti kıymetli kılar ne de sınırı. Gri, hep “bakalım ne olacak” diyen, sorumluluk almayan, risk taşımayan, bedel ödemeyen hâlin adıdır. Bu yüzden gri yaşamak, hem dünyada hem ahirette kaybetmektir.

Olmak ya da olmamak bütün mesele dediler ya; aslında mesele, Hakk’ın yanında mısın, değil misin meselesidir. Ya Hakk’ın safındasın ya nefsinin… Ya seviyorsun ya sevmiyorsun… Ama “Hem onlara yakın gözükeyim hem bunlara, bakalım kim kazanırsa oraya dönerim” dersen; işte o zaman Nisâ 143’teki gibi, arada bocalayıp duranlardan olursun.

Velhasıl sevgide siyah-beyaz ol; tertemiz sev veya çekil. Hayatta dengeli ol; ifrat ve tefritten uzak dur. Ama sakın gri olma; beyne beyne kalıp rüzgârın önündeki yaprak gibi savrulma. Çünkü Hakk, netlik ister; hakikat, omurga ister. Griye sığınan, hem dünyasını hem ahiretini bulanıklaştırır.

Ben bu yazıda şunu iliklerime kadar hissederim: Rabbimin “Sizi böylece orta bir ümmet kıldık.” (Bakara, 2/143) diye haber verdiği yol, sevgiyi griye bulayan bir ortacılık değil, Hakk’ın safında durup hayatın bütün alanlarında mizana sarılmaktır.

Nisa 143’te anlatılan “Ne onlara yanaşabilirler ne bunlara; arada bocalayıp dururlar.” hâli, gönlünü beyne beyne bırakan, menfaate göre renk değiştiren ruhun fotoğrafıdır ve ben bu fotoğrafın içine düşmemek için sevgide siyah-beyaz, amelde ise dengeli olmam gerektiğini bilirim.

Bir hadiste “İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” buyrulurken (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr), başka bir hadiste “Üç şey kimde bulunursa imanın tadını alır.

Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, bir kimseyi sadece Allah için sevmek ve tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak.” denilmiştir (Buhârî, İman 9; Müslim, İman 63).

İşte bu ölçü bana öğretir ki, sevgi sahasında griye yer yoktur, sevgi ya Allah için sevmektir ya da nefsin ince hesaplarıdır; dengenin kıymetini bilmem için de içimden bir ses, “Her şeyi yerli yerine koy: Sevgiyi sevgi makamına, öfkeyi adalet süzgecinden geçirerek, merhameti zaafa dönüştürmeden, sınırı da zulme çevirmeden yaşa.” diye fısıldar.

Gönlümde şöyle bir hikmet yankılanır: “Griye sığınan, kendini kaybetmemek için her kapıya yaslanır; oysa hakikat ehli, gerekirse yalnız kalsa da Hakk’ın safında dimdik durur.”

Bilirim ki Hakk, benden müphem bir ara hâl değil, net bir yöneliş ister; sevgide berraklık, hayatta mizan diler; ben de Rabbimin bu dâvetine icabet etmek için, kalbimi siyah-beyaz bir muhabbetle saflaştırmaya, bedenimi ve aklımı da orta ümmet çizgisinde dengeye getirmeye niyet ederim.

Böylece ne sevgimi ucuzlatır, ne de dengemi menfaate kiralar; dünyada da ahirette de, rüzgârın önündeki gri yapraklar gibi savrulmak yerine, kökünü Hakk’a salmış bir ağaç gibi sağlam durmaya çalışırım.