“Muhammed, içinizden hiçbir erkeğin babası değildir; ancak o, Allah’ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb 33/40)
Bu ayetin iniş sebebi mâlumdur. Her ayetin konumu, iniş makâmı, öncelik tercihi ve verdiği hüküm ayrı ayrıdır. Burada madde âlemi öncelik tercihtir.
Ayet gayet açıktır: Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin büyüyüp bulûğ çağına eren erkek evladı olmadı. Olanların tümü küçük yaşta dünyadan ayrıldı. Dolayısıyla hiçbir raculün babası değildir. Rical, adam olmuş, bulûğa ermiş, hayata karışmış erkeklere denir.
Bu ayet, bir yandan nesep ve evlatlık konusunu ilahî ölçüye kavuştururken, diğer yandan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin konumunu kesinleştirir.
“Sizden hiçbir erkeğin babası değildir.” ifadesi, ondan sonra hiç kimsenin “Resulullah’ın oğluyum.” diyerek hem dünyada hem dinde bir üstünlük iddia etmesinin önüne geçer. Böylece ayetin devamındaki “peygamberlerin sonuncusudur” hükmü, nübüvvet kapısının onunla mühürlendiğini ilan eder; bâtıl iddialara kapı bırakmaz.
Ayetin madde âlemine vurgu yapması, ruhani bağı reddetmez. O, sizden hiçbir raculün babası değildir; fakat rahmetin ve risaletin bütün ümmete babası mesabesindedir. Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ben sizin için bir baba gibiyim; size helal ve haramı öğretiyorum.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/441.) buyurmuştur. Böylece kan bağı sınırlandığında, rahmet bağı genişler. Nesep kapatılır; hidayet kapısı açılır.
Bu ifade, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin ümmetine terbiye edici, öğretici, koruyucu bir baba gibi yaklaştığını gösterir. Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) biyolojik babalıkla değil; rahmet, ilim ve hidayet babalığı ile ümmete rehberlik ettiğini anlatır.
Rical kavramının özellikle kullanılması hikmetlidir. Çünkü çocukken vefat eden oğullar “râşid, sorumluluk sahibi adam” kategorisine girmez. Ayet sırf “erkek çocuğu olmadı” demez; “sizden hiçbir raculün babası değildir” der.
Bu ifade, hem nesep iddialarını bitirir hem de ümmet içinde kimsenin soy yoluyla makam elde etmesine engel olur. Bu, ilahî adaletin ümmet içindeki ince terazisidir.
Bu ayetin, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin madde âlemindeki nesep üzerinden hiçbir erkekle bağ kurmayarak nübüvvet kapısını onunla mühürleyen ilahî bir beyan olduğunu bilmek; Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) babalığının kan bağıyla değil, rahmet ve risalet bağıyla bütün ümmete yayıldığını idrak etmek; ayetin iniş makâmını, konumunu ve hükmünü yüzeysel yorumlara kurban etmeden Kur’an’ın bütünlüğü içinde anlamak, bu ilahî mesajın ilk adımıdır.
“Peygamberlerin sonuncusu” vurgusuyla ondan sonra çıkacak her peygamberlik iddiasının bâtıl olduğunu kalbe mühürlemek; her ayeti kendi makamında okuyup ümmetin imanıyla oynayan laubali sözlerden sakınmak; bu ayetin hem itikadın hem edebin temel taşlarından biri olduğunu fark etmek ise bu ilahî beyanın gereğini yaşamaktır.