HATMEİ HACEGANDA OLUŞAN KALBİ İHTİRAM

Hatmeye girerken, 33 defa “estağfurullah” derken bakışımı kalbime çeviririm. Çünkü hatme, sadece dilin (lisânın) tekrar ettiği bir zikir değil; bakışın (nazarın) yerini değiştirip, kalbi (kalb: latîf/ince manevî merkez) kendi öz vatanına çağırma hâlidir. O an, dünya biraz geride kalsın isterim; zira kalb, dünyaya bağlandıkça ağırlaşır; ağırlaştıkça inceliği (letâfet: incelik) kırılır.

Kalbe bakış, “dünyadan kaçış” değildir; “kalbi kirden koruyuş”tur. Kalbi, masivâ (Allah’tan başka her şey) ile doldurmaya başladın mı, kalbin aynası buğulanır; buğu, sevincin üstüne kasvet (manevî ağırlık) gibi çöker. O yüzden hatmenin başında, bakışı kalbe çevirip kalbi kendine getiririz; “içeri” temizlensin ki, dışarıda yürümek de nurla olsun.

Hatme bitince de 33 defa “estağfurullah” derken bu defa bakışımı tekrar bu dünyaya çeviririm; gözümü açarım. “Dünyaya da kalpten baksak olmaz mı?” diye sorulsa; olmaz derim. Çünkü kalb çok latîftir; içine dünyevî kasvet girdiğinde, üzülür… üzülür… üzülür… ve bir noktadan sonra büzüşür. Büzüşen kalbi, dünya esfel’e (aşağıya) çeker; genişleyen kalbi ise ruhun (üflenen ruhun) nefesi yükseltir.

Dünya ile işimiz var; ama dünya kalbimiz olmaz. Dünya, elimizde bir emanet olsun; kalbimizde bir put olmasın. Kalbe dünya koymamak, dünyayı terk etmek değildir; dünyayı yerli yerine koymaktır. Kalb, Allah’a dönük kaldıkça genişler; genişledikçe insanın içindeki ruh, yüceltmeye başlar. Kalb büzüşürse, insanın içi daralır; daraldıkça bakış kararıp ağırlaşır.

Hatmede bir de şu sır vardır: İki gözümü, iki kaşın ortası denilen noktaya çevirip oradan kalbe odakladığımda; kalb bir an sanki “sarsılır.” Nefs-i nâtıka (konuşan benlik/akıl) dışarıda gezinirken, bu odaklanma onu keser; kalbi kendi özüyle meşgul eder. O “şok” dediğim hâl, aslında uyanışın ilk kıvılcımıdır: kişi artık eskisi gibi değildir; çok ufak da olsa bir uyanış başlar; kalbin hissi belirir.

Bu iş, kuru teknik değil; bir terbiye yoludur. Hatme bazen 10 dakika sürer; ama o 10 dakikada bakışı sabit tutmak, kalbi eğitir. Kalbin eğitimi, “çok yapmakla” değil; “doğru bakışla” olur. Kalb bakışı sadece Allah’a olsun; masivâya kalp yok; masivâya ancak yüzeysel bakış var. Yani bağlanmadan, içine almadan… Bu inceliği tutturabilirsek, kalb incinmez; incinmezse genişler.

O yüzden bu aciz kul diler ki, mümkün mertebe günlük hatmeye katılma ola. Gerçekten faydalıdır. Allah yolunda daim eylesin.

Kalpte olunca, ortak olur biiznillah. Uzakta olsa da, yetişemese de, gönlü o halkada olanın nasibi vardır. Dua birleştirir; muhabbet birleştirir; niyet birleştirir.

“Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d Sûresi, 13/28) “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Tîn Sûresi, 95/5) “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165) “Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi olur… O da kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)

Hatmeye girerken “estağfurullah” ile bakışını kalbe çevir: Dil söylüyor, göz dağılıyorsa kalb uyanmaz.

Hatmeden çıkarken yine “estağfurullah” ile gözünü dünyaya aç: Dünya işini yap; ama kalbini dünya kasvetine sürme.

Kalb latîftir: İçine kasvet koyma ki büzüşmesin; kasveti dışarıda tut ki kalb genişlesin.

Masivâya kalp yok: Dünyaya sadece “emanet” gözüyle bak; “mâlik” (sahip) gözüyle değil.

Yetişemediğin günlerde bile niyeti diri tut: Kalpte olunca, ortak olur biiznillah.