Sıkıntılarımızın sebebi ne olabilir? Bir şey içimizi sürekli kemiriyor. Adını koyamadığımız ama hep orada duran bir şey… Sanki içimizde saklı bir şey var, varamıyoruz. Sanki derinlerde bir yerde saklı bir hakikat var, biz ona ulaşamıyoruz.
İnsanın hayatındaki sıkıntıların sebebi, zahirde görünen sebepler değildir. İçimizde tanımlayamadığımız bir huzursuzluk, derin bir arayış ve sanki bizi bir yere çağıran bir ses vardır.
Bu hâl, aslında insanın yaratılış hikmetinin bir işaretidir. Yüce Allah, insanı topraktan yaratmış ve ona kendi isimlerinin manalarından birer çekirdek ekmiştir. Bu ilahî tohumlar, insanın kalbinde yeşermeyi arzuladıkça; eğer ki nefsimiz dünyevî zevkler peşinde günlerini geçiriyorsa, işte o zaman kalp daralır ve huzursuzluk hissi doğar.
Bilirsiniz tohumu; tohum, toprağa atıldığında kabarır, toprağı sıkıştırır ve nihayet zamanı geldiğinde filiz verir. Biz de aynı öyleyiz. Bedenimiz topraktan yaratılmıştır. Allah, tüm isimlerinin mânâlarını çekirdek gibi içimize ekmiştir. O çekirdekler tomurcuk vermek, açmak, hakikatini göstermek ister.
Ve işte tam da bu yüzden bazen insanın içi daralır. Çünkü içimizdeki hakikat, uyanmamızı ister. Bunun hikmetini bilmeyen insanlar, sıkıntılarının sebebini dışarıda ararlar. Oysaki sebep içeridedir. Bu, rahmetin ta kendisidir.
Demek ki bu iç sıkışması, insanı zikre yönlendiren ilahî bir işarettir. Rabbimiz, kulunu sever ve onu zikre yaklaştırmak için kalbine bir arayış duygusu yerleştirir.
Kur’ân’ın her kelimesi ve harfi doğrudur. Ne buyurur Allah? “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 13/28)
İşte bu yüzden deriz ki; Allah insanı sever ve bazen ona sıkıntı verir ki insan zikre yönelsin, el-Esmâü’l-Hüsnâ’da bildirilen isimleri ve sıfatları kendi içinde keşfetsin. Böylece kalp, bir gonca gül gibi açılsın.
Ve sonunda en güzel boya olan Allah boyası ile boyansın. Çünkü Kur’ân bize şöyle seslenir:
“Allah’ın boyasıyla boyanın! Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?” (Bakara, 2/138) Zikirle tanışan insan, el-Esmâü’l-Hüsnâ’da bildirilen ilahî sıfatları kendi nefsinde keşfeder; kalbi bir gonca gül gibi açılır.
Bilin ki bu boya, sadece renk değil; ilahî bir hâl, kalpte tecelli eden bir nurdur. İnsan bu nur ile boyandığında, hem kendisini hem de âlemi başka bir gözle görür.
İmam-ı Gazâlî der ki: “Allah’ın boyası, kulun kalbine yerleşmiş olan marifet nurudur. Bu nur, ancak zikirle parlar. Zikir, kalpteki pası siler; Allah’ın isim ve sıfatlarının renkleri kalpte görünür hâle gelir.”
Mevlânâ ise söylediklerimizle paralel bir tarzda şöyle söyler: “Gönül, bir toprağa benzer. Oraya Allah’ın isimlerinden tohumlar ekilmiştir. Zikir, o toprağın yağmurudur. Yağmur olmazsa tohum çatlamaz; çatlamazsa içindeki hakikat açığa çıkmaz.”
Hakikî huzur, sıkıntının kökünü yok etmekte değil, onun mesajını anlamaktadır. O mesaj ise, insanın fıtratındaki ilahî çekirdekleri yeşertecek olan zikre yönelmektir. Zikirle kalp, Allah’ın en güzel boyasıyla boyanır; insanın ruhu, Rabbine dönük bir bahçeye dönüşür.
Velhasıl bize verilen ilahî mesaj şudur: “Gel, beni zikret ki; fıtratındaki gömülü olan çekirdekler açılsın ve kalbin Allah’ın boyasıyla boyansın.” Öylece ezelî ve ebedî huzur senin olsun.