ALLAH’IN VEFASI KULUN SADAKATİYLE ÖLÇÜLÜR

Vefa Allah esmâsıdır. Doksan dokuz esmâ içinde yer almaz. Açılımı şöyledir… Sen Allah’a sadık kaldıkça Allah da sana sadık kalır. Sen Allah’a olan sadakatini bırakırsan, O da seni terk eder. Sen O’na bir adım gidersen, O sana on adım gelir. Sen O’na yürüyerek gidersen, O sana koşarak gelir. Sen O’nu zikredersen, O da seni zikreder. Sen O’nu unutursan, O da seni unutur. İşte bu Allah’ın kuluna olan vefasıdır.

Kulun vefası, Allah’a sadakatidir; Allah’ın vefası ise kulunun sadakatine karşılık vermesidir. Ayette: “Siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.” (Muhammed, 47/7) Vefa, ahdi bozmamak değil, ahdi her an tazelemektir.

Kul Rabbine yöneldiğinde, Rabbinin rahmeti kat kat iner. Hadiste: “Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.” (Buhârî; Müslim) Sen O’nu zikredersen, O seni zikretmeden önce seni zaten anıyordur.

Derler ya; vefalı veya vefasız, bu manada da öyle, maddede de öyle. Her hâl ve zamanda bu aynıdır. Birisinin elinden içtiği bir yudum suyu bile unutmayan insanlarda Vefa esmâ tecellisi açığa çıkmış oluyor. Vefa, sadık kalmaktır. Eğer tüm sadıklığına rağmen itilmeye devam edilirse, işte o zaman gönül incinir.

İnsanın vefası, nimeti unutmamakla başlar. Ayette: “İyilik edenin karşılığı, iyilikten başka olabilir mi?” (Rahmân, 55/60) Bir yudum suyu unutmayan kalpte, Allah’ın vefası parıldar.

Allah’ı incitmek ise, Allah’ın verdiği nimetleri görmeyip Allah’a ihanet edenlerdir. Burada ihanet edilen, kişinin kendi öz hakikatidir. Öylece kişi hain olup öz hakikatine inen yolu kapatmıştır. Yani ihanet ile kişi, kendi kendisini Hakk’ın cemalinden mahrum eder. Zira “Kim Allah’ı inkâr ederse, Allah’ın ona ihtiyacı yoktur.” (Âl-i İmrân, 3/97) Allah’tan yüz çeviren, kendi özüne sırtını dönmüştür.

İşte ihanet edip vefasızlık edenler, bu ihaneti kendilerine yaparlar. Bunun farkında bile değillerdir. Çünkü Allah’ın bizim hiçbir şeyimize ihtiyacı yoktur. Böylece insan, vefasızlık yaparak en büyük zulmü ve ihaneti kendi nefsine etmiş olur.

Düşünüldüğünde bu olay, çok büyük bir mesele olup getirisi veya götürüsü de çok büyük boyutlardadır. Ama maalesef kaybettiklerimiz bizim umurumuzda bile değildir. Çünkü olayın hakikatini bilmiyor ve et kemik bedenin konforu uğruna nefes tüketmeye devam ediyoruz.

Şurada şunu da unutmayalım; Esmâü’l-Hüsnâ’da yer almayan isimleri zikir olarak defalarca tekrar etmeyiz. Onun için bu ismin de zikri mevzu bahis değildir. Zira insan, çoğu defa kötülükte de vefa gösterebilir.

İşte üzerinde olduğu yolda vefa gösteren kişi, vefa zikrini okuduğunda, fark etmeksizin kendisini blokaja alır. Bu ise büyük hatadır. Bunun için, Esmâü’l-Hüsnâ’da yer almayan hiçbir ismi vird hâline getirerek günlük ödev şeklinde asla zikretmeyelim.

Nimetleri unutmamak, ihanetten ve gafletten sakınmak, hakikatin yolunu açar. Esmâü’l-Hüsnâ dışındaki isimlerle zikre düşmemek, kulun kalbini korur. Zikir, Allah’ın öğrettiği isimlerle yapılır. Ayette: “En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin.” (A‘râf, 7/180) Hakikate açmayan isim, zikrin anahtarı olamaz.

Allah’a karşı vefalı ol, insanlara karşı vefalı ol, özüne karşı vefalı ol. Böylece hem kulluk hem insanlık güzelleşir.m insanlık güzelleşir.