Zikrullah yani Allah’ın zikri en büyük ameldir. Zikrullah (Allah’ı anmak), kalbin özüne açılan bir penceredir. Bu pencere açıldığında insan kendi hakikatini fark eder. Zikir, dilin tekrar ederken kalbin senden müstakil olarak Hakk’a yönelir. Bir de bakarsın ki özündeki bütünleşme kemal bulmuştur.
Zikir, varlığın özünü harekete geçirir. İnsan çalışır, çabalar; ama eğer zikrullah ona içsel dinamizmi katmazsa, ürettiği şey ruhsuz bir ceset gibi korkunç olur; sonra da çürür ve kokusu etrafa pis pis kokular serper. Zikir, ölü cesede hayat nefesi verir.
Maddi, manevi, zihinsel, ruhsal, dünyevi, uhrevi her şeyi, evet her şeyi ancak zikirle oluştururuz. İnsan ancak zikrullah sayesinde aklını, kalbini ve ruhunu dengeler. Dünyada işlerini düzenlerken bile zikrin nuru olmazsa, nefsin oyunlarına kapılır. Zikir hem dünyaya hem ahirete uzanan bir köprüdür. Onun için “her şey” ifadesi boşuna değildir; zikir olmadan hiçbir şey hakiki manada kemale ermez ve nihayete ulaşmadan ebter olur.
Hz. Zekeriya (aleyhisselam), zikirde en deha bir çalışmaya sahip olduğu için “Zekeriya” ismiyle anılmıştır. Aşırı zikir ehli olduğu için, “Ya Zekeriya! Kitabı kuvvetle tut” hitabına mazhar olmuştur.
Zikir, kişiyi Allah’ın kelamından bir kelam olan belirlenmiş kitaba, yani “elif-lam-mim”e sımsıkı tutunmaya götürür. Allah’ın hitabına muhatap olmak, zikrin en büyük meyvesidir. Zikir insanı Kitab’a bağlar, Kitap da kişiyi Rabbine taşır.
Zekeriya’nın “زكريا” sonundaki hemzeye tesniye mânası verirsek, Hz. Zekeriya (aleyhisselam)’ın maddi ve manevi her türlü güzelliğe zikirle ulaştığı söylenebilir. Zikir, insanı hem zahirde hem batında güzelleştirir. Maddi üretim de zikrin bereketiyle olur, manevi yükseliş de zikrin bereketiyle gerçekleşir. İki yönlü kemal, ancak ve ancak zikrin nuruyla mümkündür.
Öyle ki Hz. Zekeriya (aleyhisselam), ağaç kovuğunun içinde kesildiğinde “ay” bile dememiştir. Çünkü yaptığı zikir sonucu, maddi ve manevi âlemlerin ilmini cem etmişti. Zira zikir öyle bir sabır ve teslimiyet vermişti ki en ağır imtihanda bile kalbı sarsılmadı.
Zikir, hem ibadet hem de ilimdir. Zikreden kişi hem maddi düzenin sırlarına hem de manevi hakikatlerin derinliklerine vâkıf olur. Zikir, aklı ve kalbi birleştirerek insanı hakikatine taşır.
Zikretmek, madden ve manen yani fiziksel ve zihinsel bir hizmet ve üretim biçimidir. Zikir, insanın bütün varlığını harekete geçiren bir üretim mekanizmasıdır. Bedeni harekete geçirir, aklı arındırır, kalbi genişletir, ruhu yüceltir. Zikirle insan hem hizmet eder hem de kendini inşa eder.
Ayetlere dikkat ettiğimizde “zikrullahi ekber” olarak bize bildirilmiştir. Kur’an’da zikrin “en büyük” olduğu açıkça bildirilmektedir. Çünkü zikir, ibadetlerin özüdür. Namaz, oruç, hac; hepsi zikri beslemek içindir.
Zikirden uzak kalan ise, fasid bir dairede ömrünü tüketir. Zikirsiz bir hayat, kısır döngüdür. İnsan koşar, çalışır, tüketir; ama sonunda elde ettikleri yok olur. Zikirden uzak olanın ömrü boşlukta geçer. Zikirden uzak kalmak, ruhu susuz bırakmak gibidir; kişi hem dünyada huzursuz olur hem de ahirette hüsrana uğrar.
Zikir, marifetin kapısıdır. Zikir olmadan marifet doğmaz. Çünkü marifet, bilmek değil; Hakk’ı kalple tanımaktır. Bu tanıma, sürekli zikirle kalpte kök salar. Bir ağacın kökü suya ne kadar bağlıysa, marifet de zikre o kadar bağlıdır.
Zikir, insana marifetin nurunu açar; yani sadece “Allah vardır” bilgisini değil, “Allah benimle beraberdir” şuurunu verir. Zikrin marifetle buluşturduğu bu hâl, kişiyi feyiz pınarına kavuşturur. Marifetsiz zikir kuru tekrara, zikirsiz marifet ise kuru bilgiye dönüşür. İkisi birleştiğinde kalpte tecelli eden mana, insana kemal yolculuğunu nasip eder.
Kalp, zikrin menzili ve mekânıdır. Zikirle arınmayan kalp pas tutar; pas tutan kalp ise hakikati göremez. Zikir, kalpteki pası temizler ve orayı Rahman’ın nazargâhı hâline getirir.
Zikir, kalbi eğitir; sabrı, şükrü ve teslimiyeti öğretir. Kalbin terbiyesi zikirle başladığında nefis de dizginlenir, ruh da serbest kalır. Zikirle terbiye edilen kalp, yalnız Allah’a yönelir. Artık dünya sevgisi, makam tutkusu, nefsî arzular kalpte barınamaz. Böylece kalp, gerçek huzura erer.
Zikri hayatının temeline al; çünkü zikirsiz bir kalp, susuz bir toprak gibidir. Zikir, bilgiyi marifete dönüştüren anahtardır. Kalbin terbiyesini ancak sürekli zikre devamla sağla. Kalp zikirsiz kalırsa nefis orayı kuşatır. Zikirsiz bir an bile kaybetmemeye gayret et; çünkü “zikrullahi ekber” yani Allah’ın zikri en büyüktür.
Nahl Sûresi 16/43 ayetiyle bu konuyu da kapatalım; “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”