KADİR GECESİ: ÂLEMLERİN SECDEYE İNDİĞİ AN

Kadir gecesi sadece enfüsî değil, âfaktan enfüse dokunuşun olduğu bir gecedir. Bu yüzden yalnızca ferdin iç dünyasında yaşanan bir hâl değil; bütün varlık âleminin insan kalbine doğru bir yönelişidir. Böyle bir gecede rahmet yalnız bir kulun kalbinde değil, bütün âlemlerin akışı içinde tecelli eder. Bu yüzden Kadir gecesi herkes için bir nimet kapısıdır. Çünkü o gece rahmet yalnız arayana değil, kapısı açık olana da ulaşır.

Secde, ferdin öz hâlinin miracıdır. Kul secdeye indiğinde yalnız yere kapanmış olmaz; hakikatte kendi varlığının en derin noktasına doğru iner. Orada nefsin sesi azalır, kalbin sesi duyulur. İşte bu yüzden secde, kulun Rabbine en yakın olduğu hâl olarak bilinir. Çünkü secdede benlik küçülür, kulluk büyür.

Tüm âlemler ise her zaman tesbih hâlindedir. Varlığın her zerresi kendi diliyle Allah’ı anar. Dağlar, taşlar, yıldızlar, ağaçlar, rüzgârlar… Hepsi kendi varlık hâliyle bir tesbih içindedir. Bu tesbih bazen görünmez, bazen hissedilmez; fakat hakikatte hiçbir varlık bu zikrin dışında değildir.

Yılda bir defa ise bütün âlemlerin bu tesbihi, bir başka hâle bürünür. O anda sanki varlık birden secdeye iner. Bu secde bizim bildiğimiz şekil secdesi değildir; fakat bütün varlığın Rahman’ın huzurunda tam bir teslimiyet hâline girmesidir. İşte o anlardan biri de Kadir gecesinin sırrında saklıdır.

İnsan ve cin ise tesbih yönüyle onlar da secde ederler. Çünkü onlar da yaratılmış varlıklardır ve varlıklarıyla Rablerini zikrederler. Fakat onların bir başka yönü daha vardır ki bu yön iradeye bağlıdır.

Bir de zikir yönüyle secde vardır ki bu yalnızca insan ve cine nasip olur. Çünkü zikir bilinçtir, fark ediştir, uyanıklıktır. Bir taş tesbih eder ama bilmez; insan ise bilir ve seçer. İşte insanın değeri de burada ortaya çıkar.

Zikir ve tesbih yönleri birleştiğinde insan Kadir gecesini bilfiil terakki eder. Çünkü o zaman insan yalnızca varlığıyla değil, şuuru ile de secde eder. Hem âlemlerin tesbihine katılır hem de kalbiyle zikreder.

İşte o an insan secdeye kapanır.

Dilinden ise şu dua dökülür:

“Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin; beni de affet.”

Peki insan niçin böyle der?

Çünkü insana sürekli zikir hâli, yani uyanıklık hâli, yani mutlak kulluk emri verilmiştir. İnsan gaflet için değil, uyanıklık için yaratılmıştır. Kalbi sürekli Rabbine yönelsin diye var edilmiştir.

Ama ne çare ki biz bu görevimizi çoğu zaman ihmal ederiz. Zikir hâlinde yaşamamız gerekirken gaflet hâlinde yaşarız. Uyanık olmamız gerekirken çoğu zaman uyuruz.

Bu yüzden zikir, yani uyanıklık, yani ubudiyet hâlindeki secdeyi pek yaşayamayız. Kalbimiz çoğu zaman dünya gürültüsünde kaybolur.

İşte tam bu noktada Kadir gecesi büyük bir rahmet olarak gelir.

Tüm âlem tesbih hâlini yaşarken, Kadir anında secdeye iner ve bu secde tam bir safiyet içindedir. Çünkü varlık günah işlemez; o yalnızca emre uyar.

Biz de o secdeye tabi oluruz. Âlemlerin tesbihiyle senkronize olarak secdeye kapanırız. Onların safiyetine tabi olur, onların teslimiyetine sığınırız.

İşte bu yüzden o anda kul affını ister. Çünkü âlemlerin safiyeti kulun kalbini sarsın ister. On sekiz bin âlemin tesbihi insanın kalbini uyandırsın ister.

Belki o safiyet bizim kalbimize de dokunur.

Belki o an gaflet uykumuz silinir.

Belki yıllarca taşıdığımız ağırlık bir secdeyle hafifler.

Belki kalp yeniden Rahman’ın rahmetine ram olur.

İşte Kadir gecesinin bir sırrı da bu yönüyledir.

Hakikatini ise Allah bilir.