“Evlerinizde Allah’ın âyetlerinden ve hikmetten bildirilenleri zikredin (anın)… Şüphesiz ki Allah Lâtîf’tir, Habîr’dir.” (Ahzâb, 33/34). Kadını tertemiz yapmak ister Allah. Kadın, yaratılış itibariyle zarafetin, letafetin ve hikmetin taşıyıcısıdır. Yeryüzünün rahmetle nurlandırılmış bir cevheridir. Kadını korumak, aslında rahmeti korumaktır. “Kadınlarınız sizin emanetlerinizdir. Onları Allah’tan korkarak koruyunuz.” (Müslim, Hac 147).
Hz. Fâtıma annemiz demiştir: “Bir kadının Allah’a en yakın olduğu yer evidir.” Bu söz; onun mahremiyet, sükûnet ve içe doğan hakikatle buluştuğu yerdir. Kadının yalnızca yeri değil, hali de mübarektir. Çünkü onun kalbi secdede olan bir kalptir. Zira dışarının yükü ağırdır. Bazen hoyrattır, bazen hoyratça bakar. Kadının narin fıtratını ezer, örseler. Oysa Allah, kadını Âdem’le birlikte zuhur eden nurdan yaratmıştır.
Kadın, varlığın rahmet tarafını temsil eder. Erkeğin kemik yapısından değil; onun nurundan, özünden yaratılmıştır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kadın, eğri bir kaburgadan yaratıldı. En üst kısmı en eğri olanıdır. Onu kırmadan doğrultmak istiyorsan, yumuşak davran.” (Buhârî, Nikâh 79). İncinmesini istemez Rabbimiz. Çünkü incinen kadın, duayı bırakır; dua susarsa rahmet çekilir. Ve rahmet çekilirse toplum kurur.
Kadın evine çekilir. Bu kaçış değil, sığınıştır. O kabuğuna değil, tefekküre çekilir. Zikre, duaya, Kur’an’a… Ev, kadının kalbini koruyan perdedir. Dış dünyanın savrulmasından uzak bir rahmet otağıdır. Dışarının yükünü erkek üstlenir. Kadın ise evin içine nur indirir. Böylece ev, cennetin fragmanına dönüşür. Erkek dışarda çalışır, yorulur. Az gaflet oluşabilir. Çünkü ticaret, yol, mücadele hep nefisle iç içedir. Kadın ise evde zikirle, Kur’an’la, dua ile vakit geçirir.
“İbadet eden kadının duası, semaya yükselen nurdur.” (Deylemî, Müsned). İşten dönen erkeğine, cennet meyvesi gibi ulaştığı hikmeti sezdirir. Sözle değil, hâl ile. Zikirle, gözle, tebessümle… Kadın, erkeğe hatırlatır. Erkeği tamamlar. Ona Rabbinin ahlâkını hatırlatır. Sabırla, sevgiyle… “Kadın, erkeğin yarısı değil; tamamlayıcısıdır.” (İbn Asâkir, Tarih 69/80). “Erkek, ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin çobanıdır.” (Buhârî, Nikâh 91).
Ev kelimesi çok manidardır. Ev; inziva yeridir. Ev; rahmetin iniş yeri, meleklerin konak yeri, hikmetin fısıltı hâline dönüştüğü mekândır. Kadın evde zikirle, okumayla, tefekkürle vaktini geçirir. İçeriden yükselen nur, dışarıdaki karanlığı deler. Ev, bir mabet olur. Kadın, mabet bekçisidir. “İçinde Kur’ân okunan ev, gökteki yıldızlar gibi parlar.” (Taberânî, Kebîr). “Evlerinizde Kur’ân okuyunuz, onları kabirlere çevirmeyiniz.” (Müslim, Müsâfirîn 212).
İslâm’da kibir yoktur. Kibir, İblis’in sıfatıdır. İslâm, tevazu dinidir. Erkek ne zaman ki kibre büründü, kadını dışladı. Kadını dışlayan, aslında Rahmân’dan uzaklaştı. İslam’ın altın çağı, kadının hikmetle var olduğu çağdı. Fatıma vardı. Hatice vardı. Aişe, Ümmü Seleme, Hafsa vardı. Kadınlar; hadis rivayet eder, fetva verir, istişarede bulunurdu. Ama zamanla… Kadın camiden dışlandı. İlmî meclislerden çekildi. Ve evine hapsedildi. Ama zikirle değil, ekranla…
Kadın evde oturunca tıkanmamalı. Televizyona gömülmemeli. Hayat mutfakla yatak arası değildir. Hayat, ayetle, dua ile, tefekkürle genişler. “İki günü eşit olan zarardadır.” (Deylemî, Müsned). “Boş vakit, şeytanın oyun alanıdır.” (İbn Ebi’d-Dünya, El-İştiğal bi’l-İlm). Boş durmak yok. Dizi izlemek yok. Kur’an bir hayat kitabıdır. Kadın evde Kur’an’la olmalı. Tefekkürle, dua ile… O zaman ev, yeryüzünün en güvenli yeridir.
“Kim Kur’an’ı öğrenir ve onunla amel ederse, annesi babasına cennette nurdan bir taç giydirilir.” (Ebû Dâvûd, Salât 349). Ama biz ne yaptık? Kur’an’dan uzaklaştık. Ama Müslüman dedik kendimize. Ve komik olduk. Dış görünüşe sarıldık, içi boşalttık. Adı var, tadı yok bir din haline getirdik. Kadını unuttuk; unutulunca merhamet çekildi. “Kadınlar toplumun yarısıdır. Diğer yarısını da onlar yetiştirir.” (İmâm Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr).
Velhasıl… Kadın, yürüyen bir rahmettir. Kadın, evin kalbi; toplumun ruhudur. Kadın, secde eden kalptir. Kadın susarsa, dua susar. Kadın unutturulursa, Kur’an unutturulur. Ve en çok da Allah, incinen kalpleri duyar. İncinen kalbin sahibine Rahîm olan Allah yeter. Burada tasavvufî derinlik şudur: Kadın, evin kalbi, toplumun nurudur. Kadını hor gören, aslında nurunu söndürmüştür. Evde kadın, dışarıda erkek dengedir; biri rahmeti indirir, diğeri yükü taşır.
Uyarı da açıktır: Kadını değersizleştiren, aslında kendi rahmetini tüketir. Erkeği hor gören de kendi mesnetini kaybeder. Kadın ve erkek, birbirini tamamlayan bir denge olarak yaratılmıştır. Bu denge bozulduğunda, rahmet azalır, huzur kaçar. O yüzden aile, en büyük mabet; kadın ve erkek, en büyük ibadetçidir. Allah bizleri bu hakikati idrak edenlerden eylesin.