İNSANA BEYAN ETME ÖĞRETİLDİ

Kur’ân’ın ne olduğunu anlamamız için Rahmân Sûresi’nin ilk ayetlerini iyice anlamamız gerekir. Kur’ân’daki ayetlerin dizilişleri bize mesaj verir: Rahmân, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, insana beyan etmeyi öğretti. Acaba amaç ne olabilir bu dizilişte?

Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlamanın kapılarından biri, Rahmân Sûresi’nin ilk dört âyetidir. Bu beş âyet, sadece ardı ardına gelen cümlelerden ibaret değildir. Bilakis, varlığın teşekkülüne, bilginin kaynağına, insanın yaratılış gayesine ve kelâmın hakikatine dair ilâhî bir tertibi temsil eder. Bu sebeple, Rahmân Sûresi’nin girişindeki âyetler; ilâhî rahmetin, bilginin, yaratılışın ve beyanın bir sır silsilesiyle nasıl zuhur ettiğini gözler önüne serer.

Şimdi birinci ayet olan “Er-Rahmân” “Rahmân (olan Allah)” ayetine baklaım… Rahmân, yani sıfat âleminden varlığı projekte eden Allah, tüm varlıktan okunan; yani her varlığın tâbi olduğu bir sistem ve düzen var etti. Rahmân ismi, Allah’ın bütün kâinata yayılan, ayrım gözetmeksizin her varlığa ulaşan rahmetini ifade eder. O, yalnızca müminlerin değil; inanan, inanmayan, canlı, cansız tüm varlıkların varlığını devam ettiren, onları nimetleriyle kuşatan mutlak rahmet sahibidir. Bu isim yalnızca Allah’a mahsustur; zira böyle bir kapsayıcı rahmet, mahlûkatta tecellî etmez.

Rahmân isminin tecellîsi, varlığın yaratılmasıyla başlar. Varlığın var edilmesi rahmettir. Varlıkta kurulan düzen, sistem, ahenk de rahmettir. Kur’ân ise bu rahmetin en yüksek beyanıdır. Ayette şöyle ferman eder: “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf, 7/156) Rahmân dediğimizde sıfat ve altı anlaşılır; Rahîm ise esma ve altı. Onun için hiçbir insana Rahmân ismi verilemez; ama Rahîm ismi verilebilir. Zira insanın mutlak bir kapsayıcılığı yoktur. Ama her insan kendi bünyesine göre oluşumunu gerçekleştirir.

İkinci ayette ise şöyle der… “Alleme’l-Kur’ân” “Kur’ân’ı öğretti” Her varlıktan, kendi yapısına göre yaratım fıtratı ve var oluş düzenin ilgili bölümü açığa çıktı. Yani her varlık, kendi yapısına göre Allah’ın yaratım fıtratı ile yüzyüze kaldı. Kur’ân’ın öğretilmesi, insanın yaratılış amacına yönlendirilmesidir. Rahmân isminin ardından gelen bu ifade, rahmetin yalnızca maddî değil, aynı zamanda manevî olduğunu vurgular. Allah, yalnızca yaşatmakla kalmaz; yaşamanın mânâsını da bildirir. Bu ise Kur’ân ile olur. Kur’ân yaratılan her bir varlığın ilâhî boyutla kendi hüviyetine ve rububiyet dairesine göre yaratılış kaynağıyla irtibat kurmasını sağlayan öz okumasıdır… İşte o yüzden de insana inen ülvi kelema da Kur’an denilmiştir. Kur’an, insanı sırat-ı müstakîme çağıran ezelî kelâmdır.

Şimdi de üçüncü ayete kulak kesilelim… “Halakal-insân” “İnsanı yarattı”. Evet, Allah üçüncü basamakta insanı yarattı. İnsan da insandan önce yaratılan düzenin içinde var edildi. İnsandan da yaratım fıtratıyla uyumlu bir hal ve düzen okundu. Yani insan, bu düzene göre yaşamaya başladı. Kur’ân taliminden sonra yaratıldığı zikredilen insan, tesadüfî bir varlık olarak var edilmediğini bildirir. Zira insan, ilâhî bir nizama göre, maddî ve manevî donanımlarla yaratılmıştır. Aklı, kalbi, dili ve ruhu ile hakikati aramak ve anlamak için tasarlanmıştır. Ayrıca Allah, insanı sadece bedenden ibaret bir canlı değil; anlam kuran, beyan eden, doğru ile yanlışı ayırt eden bir varlık olarak yaratmıştır.

Dördüncü ayette ise, zaten insana; “Allemehü’l-beyân” “Ona beyanı öğretti” diyerek, üzerinde olduğu yaratım şekli bildirirlir. Yani Allah, insana beyan etmeyi ve öylece de bu sistemde kendi hakikati için ve mutlu bir yaşam için ne gerekli ise, onu yine insanlardan seçtiği kişiler vasıtasıyla öğretti. Öylece de yaratım fıtratından ve var oluş düzeninden okunan, yani Kur’ân, insandan da okundu. Allah insana beyanı öğrettiğinde, ona sadece lisan vermedi; anlam kurma, düşünce üretme ve hakikati sezme melekesini de ihsan etti. Bu yönüyle insan, ilâhî hakikati dillendirebilen yegâne varlıktır. Kur’ân’ın da “beyan” üzerine inmiş olması, bu öğretimin zirvesidir.

Bu âyetlerin ardışıklığı, derin bir fıtrat sırrını ortaya koyar…
Rahmân → İlâhî rahmetin başlangıcı…
Kur’ân’ı öğretti → Rahmetin beyanı…
İnsanı yarattı → Bu rahmeti anlayacak muhatap…
Beyanı öğretti → Bu muhatabın konuşabilmesi ve anlaması
Yani: Rahmet → Bilgi → Varlık → Şuur
Bu sırayla insan, rahmetle yaratılır, Kur’ân’la beslenir, beyan ile kemale erer.

Kur’ân Okunan ve okutan kitaptır. Tüm yönleriyle insanı ilgilendiren tüm yaratım fıtratını ve yaşam düzenini, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize gönderilen kitapta bildirildiği için adına “Kur’ân” dendi. Tüm yönleriyle insanı ilgilendiren tüm yaratım fıtratını ve yaşam düzenini aktarıldığı için de yeni bir kitaba gerek kalmadı. Ve buna “Kur’ân = okunan” dendi. Kur’ân yalnızca lafzî bir kitap değil, aynı zamanda kevnî (varlıksal) bir kitaptır. O, kâinat kitabının mânâsını açıklayan kelâmdır. İnsan Kur’ân’ı okudukça, kendisini, iç âlemini ve kâinatın işleyişini tanımaya başlar.

Kur’ân’ın kalbi ve kapısı ise Fâtiha suresidir. Fâtiha, hem duadır; hem de yöneliştir, teslimiyettir, kulluktur. Her namazda tekrarlanması, onun mânâsını sürekli idrak etmemiz içindir. Kur’ân ile hemhal olmak için, Allah’ın yaratım fıtratını ve yaşam düzenini “fethetmek” için, günde bir sayfa da olsa Kur’ân’ı okuyup üzerinde tefekkür etmeliyiz.