Kim ki Hıristiyanlar gibi kendini veya başka birini Allah’a çocuk görüp, Allah’ı da kendine veya başkasına baba görürse, o dini İslam’ı mubini terk etmiştir. Kur’andan sapıldığında, istediği kadar bilgisi ve hissiyatı olsun, tümü balonun içindeki havadır. Bir iğneyle dağılır gider. Dini İslam’ı mubini terk edenin tüm yaşamı ve elde ettiği semeresi, hayalhanesinde temeli olmayan bir lakırdıdan öte bir şey değildir.
Allah zatında tektir, hiçbir şeye muhtaç değildir. “De ki: O, Allah’tır, tektir. Allah sameddir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur” (İhlâs 1-4). Kulluğun özü, kendi nefsini tanıyıp Rabbinin birliğini ikrar etmektir. Hak yolun büyükleri de bu hakikati, “Sen senliği unutmadıkça Rabbinin birliğini anlayamazsın” diyerek ifade etmişlerdir.
Bu konuda çok önemli birkaç ayeti burada da paylaşalım… Öncelikle İhlâs suresiyle başlayalım: “De ki: O, Allah’tır, tektir. Allah sameddir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur” (İhlâs 1-4). Zuhruf 15’te “Kendi kullarından O’na bir parça kılarak yakıştırdılar. Doğrusu insan, açıkça nankörlük etmektedir.” Zuhruf 16’da “Şimdi O, yarattıklarından kızları edindi ve erkekleri size mi verdi?” Zuhruf 17’de “Oysa kendilerinden birisi, O Rahman için verdiği örnek ile müjdelendiği zaman, kahrından yutkundukça yutkunur ve yüzü simsiyah kesilir.” Zuhruf 19’da “Onlar ki, Rahman’ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri onların yaratılışlarına şahit mi olmuşlardı? Onların şahitlikleri yazılacak ve elbette sorumlu tutulacaklar.” Zuhruf 20’de “Dediler ki: Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet yapmazdık. Onların hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zan ve tahminle yalan-yanlış konuşup duruyorlar” (Zuhruf 15-20). Zümer 4’te “Eğer Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O böyle şeylerden yücedir; O bir olan, kahredici olan Allah’tır” (Zümer 4).
Hakikati inkâr edenler hayali gölgelerle oyalanırlar. Gölge güneşe ait olsa da güneşin zatı değildir. Kulların yakıştırmaları da böyledir. Erenlerden bir söz: “Senin gördüğün gölgelerden ibarettir, gölgeye bakıp güneşi kaybedersen zulmet içinde kalırsın.”
Bakın ayetlere, bazı tasavvuf ile uğraşanlar, tıpkı Hıristiyanlar gibi, baba baba diye söylemlerde bulunuyorlar. Bu sözler insanı İslam’ın dışına atar. Söyleyen ise hâlâ kendisini huzuru kalp ile tatmin eder. Unutmayalım ki, huzuru kalp, kişi kendisini salınca oluşur. Yolunun doğru veya yanlış olmasına gerek yoktur.
Huzuru kalp tek başına ölçü değildir. “Onlar iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulanlardır. Dikkat edin, kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle huzur bulur” (Ra’d 28). Kalp her yolda huzur bulabilir ama hakiki huzur ancak zikrin safiyetinde bulunur.
Huzuru kalp her salıverilen yolda içe doğacağı için de, tüm inançlar hâlâ yaşıyor. Adam ineğe tapıyor ve huzuru kalp ile etrafında dönüyor. Hatta hürmetle muhabbet ile idrarını içiyor. Bakın işte, demek ki inancın doğru ve yanlış olmasına bakılmaksızın, huzuru kalp oluşuyormuş. Bunun şifresi ise, kendini salıvermekte yatar.
Hakikate dayanmayan huzur, karanlık huzurdur. Erenlerden nakledilen bir hikmet: “Nefsin huzuru, seni hakka değil hevaya götürür.” Bu yüzden huzur tek başına bir delil değil, yalnızca ilahî ölçüye uyduğunda değer taşır.
İşte o zaman, ne yapmalıyız? Yolumuzun doğruluğundan nasıl emin olacağız? Eğer Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin çizgisindeysek, doğru yoldayız. Yoksa yanlış yoldayız. Eğer ki huzuru kalbe de sahipsek, bu fark etmez.
“Andolsun ki, Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır” (Ahzâb 21). Yolun ölçüsü Resûlullah’ın izidir. Erenlerden bir söz: “Resûlün izi ayağının altındadır; o izden ayrılan, huzur bulsa da hakikati kaybeder.”
Kulluğun özü, Allah’a evlat isnat eden bâtıl inançlardan uzak durmak ve yalnızca birliğini tasdik etmektir. Kalpte doğan huzur, vahye ve sünnete dayanmadıkça aldatıcıdır.
İlim ve zikir beraber yürüdüğünde kalp nurla parlar. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin izinden ayrılmayan, gölgelerle oyalanmaz; güneşi görür, hakikate erer. Yol Resûlullah’ın yoludur, huzurun kaynağı zikirdir, kulluğun şerefi ise tevhide bağlılıktır.