142) NEFSİ EMMAREYE BOYUN EĞME

Gözünü et kemik bedende açan nefsi emmare, et kemik bedenin getirisi olan meziyetlere ulaşmak için, her zaman övülmek ister. Nefsi emmare, insandaki ilk ve en alt basamak nefistir. Hep övülmek ve beğenilmek ister. Oysa ruhun yönelişi Allah’a, yani hakikate doğrudur. Bu yüzden kalpte sürekli bir çekişme olur.

Kişinin ruhu ise Cemalullah’a bakıp nefsin emmarelerinden kurtulmak ister. Nefsin emmarelerinden kurtulmadığı için de huzursuzluk yaşar. Üzerine sıkıntı basar. Ruh, daima huzur ve sükûnu ister. Nefsin baskıları arttığında kalpte daralma olur. Ruh ise o daralmadan Cemalullah’a yönelerek kurtulmak ister.

Nefsin emmarelerinden kurtulmayı başaran ruh ise, muhabbetle gülüp ağlamak ister. Cemalullah seyrine dalıp hakikatine ayna olmak suretiyle zevklenmek ister. Nefsi aşan kimse, kalbin zevklerini yaşar. Bazen bu zevk gözyaşı olur, bazen tebessüm olur; ama her hâlükârda Allah’a yakınlığın işaretidir.

Onun için ey nefsim; beş dakika övülmeye karşın ruhunu heba etme. Hedefe odaklanmak yerine kendini hedefe sal. Öylece Rahman’ın dergâhına kısa yoldan yaklaşırsın. Al sana formül. Bu formül keskin ve nettir. İnsanların övgüsünü aramak boş bir hayaldir. Asıl övgü, Rahman’ın kullarına verdiği ikramdır. Nefsi övgüye kaptırmamak, ruhun yükselişi için en kesin yoldur.

Çünkü odaklanmakta bencillik oluşurken, salmakta benliğin uyanır. Örneğin denizde yüzerken bir hedefe odaklanıp yüzersen yorulursun. Yüzme yolunda da hiç zevk almazsın. Ama suda salınarak yüzersen odaklandığından çok daha öte zevkleri seyir edersin. Zira burada bencillik gitmiş, benlik seyirde olmuştur. Hak yolculuğu da böyledir. Kendini kasmak, benliğe yük bindirir. Ama teslimiyetle salınmak, ruhu hakikatin akışına bırakır ve asıl zevki tattırır.

Aslında insan evrenin çiçeğidir. Kendisini Hakk’ın deryasına saldığı kadar çiçeğinin kokusunu ve rengini güzelleştirir. Kendisini nefsi emmarenin emirlerine saldığı kadar da solup renk ve kokusunu çirkinleştirir. Nefse uyan solmuş çiçek gibidir, kokusunu kaybeder. Ruhunu Allah’a bırakan ise, evrenin bahçesinde açmış gül gibi olur.

Onun için “kendini kaldır aradan, ortaya çıksın Yaradan” denmiştir. Yani nefsi emmarenin isteklerini ortadan kaldırırsan, Yaratan’ın istekleri senden tecelli edecektir. Hakikat, benlik perdesi aradan kalktığında görünür. İnsan, kendisini değil Rabbini öne çıkardığında hakikatin aynası olur.

Buna binaen de Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: “Beni gören Hakk’ı görmüştür.” İşte bu sözden kasıt, ben Hakk’ın insanlığa sunulmuş ve insanın hak ettiği fıtratın yeryüzündeki tecellisiyim demektedir. Bu hadis, Efendimizin hakikatin aynası olduğunu gösterir. O’nun ahlakına uyan kimse, aslında Hakk’ın tecellisini görmüş olur.

Dolayısıyla demiş ki; insandan tecellisi istenilen hâlin ta kendisiyim. Zaten onun için de O’na “yürüyen Kur’an” dendi. Kur’an, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında tecelli etmiştir. O’nun sünnetine sarılan, Kur’an’ın ruhunu yaşamış olur.

Bu hakikatlere binaen unutma ki; Allah evlat edinmedi. Cüz hiç edinmedi. Hangi anlamı yüklenirse yüklenilsin, “baba” vs. isimlerle O’nu çağıranlar kâfir olmuşlardır. Allah tektir, ortağı yoktur, evlat edinmez. Tevhidin özü budur. O’na isnat edilen her yanlış sıfat, şirk ve küfürdür.

Kurtuluşa ermek için, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sünnetine uygun bir yaşam edinmek şarttır. Kişi öylece salihlerden olmak için, gerekli ilim ve çalışmaya bürünür. Hayali isteklerden vazgeçerek Hakk’a doğru yolculuğunu sürdürür. Kurtuluş, sünnet-i seniyyeye ittibadadır. Hayali arzulardan kurtulup hakikate yönelmek, salihlerin yoludur.

Kurtuluşa götürecek gayrı bir yol yoktur. Hakikat tektir; o da İslam’ın yoludur. Tevhid çizgisinden ayrılan başka hiçbir yol, insana selamet getirmez.

Ruhun huzuru için nefsin övgü arzusunu terk et. Teslimiyetle Hakk’a yönel, kendini akışa bırak. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sünnetine sımsıkı sarıl. Kendini aradan kaldır, hakikatin tecellisine ayna ol. Hayali arzuları terk et, kalbini Hakk’ın isteğine bağla.

Ey gönül! Nefsi emmarenin hilelerine kanma. Ruhunun özgürlüğü, nefse değil Hakk’a teslimiyetledir. Kendini aradan kaldırdığında, ortaya çıkacak olan Rabbindir. O zaman kalbin gerçek huzuru bulacak, yolun kurtuluşla tamamlanacaktır.

Yorum yapın