Bi Allah diye bilsek… İşte tüm mesele tam bu…
Olayı çözmek için bilim ile ilim farkını fark etmemiz gerekir. Çünkü Kur’an’da şöyle buyrulur: “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9). Burada ilim ile kuru malumat olan bilimsel veri arasındaki fark işaret edilmiştir.
İlim Allah sıfatıdır. Kur’an’da: “O, ilmiyle her şeyi kuşatandır.” (Talak, 12). Yani Allah’ın ilminden hariç hiçbir şey yoktur. Allah sonsuz sınırsızdır. “Allah, her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.” (Mücâdele, 7). Sonsuzluk, O’nun zatının gereğidir.
Tüm varlıklar, varlığı O’ndan yansıyan ilimden alır. “Ol dedi, oldu.” (Yâsin, 82). Varlıklar, Allah’ın ilim ve kudret tecellisiyle varlık kazanır.
O’ndan yansıyan her ilmi yapıyı inceleme ve değerlendirme iradesi bağışlanan insan, varlıkları ayakta tutan ilmi yapıtı öğrenmek için, kendisine bağışlanan akıl vasıtasıyla ilmi yapıyı adım adım inceler. “Biz insana akıl verdik ki düşünsün.” (Nahl, 78). İnsan, kendisine verilen akılla Allah’ın ilmini okumakla sorumludur.
Aklın bu inceleyip ilme ulaşma adımlarına bilim denir. Yani bilim, Allah’ın sonsuz ilminden insana açılan küçük bir penceredir.
İşte biz Allah’a iman ederek varlığımızın ve tüm varlığın O’nun ilmiyle, ilminde ilmi suret olduğuna iman ettiğimizde, her yaptığımız bilimsel çalışmada, ilmi seyre dalacağız. “Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki, aklederler?” (Hac, 46). Her bilimsel inceleme aslında ilahi ilmin seyredilmesidir.
Seyr ilerledikçe kendi yapımızın dahi ilmi suret olduğunun seyrine dalmaya başlarız. Bu, hadisteki şu hakikate uyar: “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Ve seyr tamamlanınca kendimize gelir ve deriz ki; hayret, her şey gibi ben de O’nun ilmiyle varım. “Sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Saffat, 96). Ve böylece tüm varlığı seyr ederek Allah der. Çünkü Kur’an der ki: “Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (Bakara, 115).
Sonra bakar ki, Allah diyen dahi, O’nun kendi ilminde oluşturduğu varlık; yani diyen gene kendisinden ve kendisiyle zuhûr ettiği hem de kendisiyle ayakta duran ilmi suretidir. Yani Allah diyen kendi olur. anlar ki zikirde zikreden, zikredilen ve zikrin kendisinin nurundan nuruyla nurdan olan kendi nakşı olduğunu fark ederek, tümünün aslında bir olduğunu keşfeder.
Dikkat: Şunu göz ardı etmemeliyiz. Her ne kadar özde böyle olsa da… Tüm seyirler, sanal benlik içinde var olan insan tarafındandır. Bu, insanın varoluş sorumluluğudur: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar onu yüklenmekten çekindiler. Onu insan yüklendi.” (Ahzâb, 72).
Yoksa sadece açığa çıkan gizli hazine olurdu. Ama seyr eden olmazdı. Yani Allah bilinmek istedi, mahlûkatı yarattı ki, seyr eden olsun. Eğer insan olmasa, “gizli hazine” sadece kendiyle kalırdı.