Esma zikirleri ebced (Arap harflerinin rakamsal karşılıklarına dayalı hesap sistemi) hesabıyla hesaplayıp adet vermek ve o adette okumak hatadır.
Bu işler kafaya göre olmaz. Olayı anlayan birini takip etmek şarttır. Sonra Allah korusun kendini cinlere kaptırırsın ve kurtulamazsın bir daha. Zira Yüce Allah buyuruyor ki: “Sakın şeytana uymayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208)
Okuduğumuz zikirlerde dikkat etmemiz gereken hususların başında, kesinlikle ebced değerleriyle belirtilen miktarlarda zikirler okumamamız gelir. Çünkü ebced hesabı varlığımızdaki nârî (ateş kökenli, hareketli) katmanın frekans karşılığıdır. Bu da insanı, farkında olmadan, nârî varlıkların (cinlerin) alanına yaklaştırabilir. Halbuki Kur’ân bizlere uyarıda bulunmuştur: “Şüphesiz ki, şeytan ve avenesi sizi görürler; siz onları göremezsiniz.” (A‘râf, 7/27)
İnsanın içsel âleminde iki tür içsel faaliyet alanı mevcuttur. Bunları nârî ve nûrî olarak isimlendirebiliriz. Eski kaynaklar bunları hava, ateş ve su olarak tasnif etmişlerdi. Hava ve ateş nârî olarak tek gruptur. Bunun basınç şiddetine göre ateşten havaya kadar iniş çıkışları oluyordur.
Su ise, nûr olarak izah edilebilmektedir. Nûrî frekansa ulaşmak için kişinin maneviyatı üzerinde sıkı bir denetim yapması gerekir; Kur’ân’ın belirlediği emir ve yasaklara riayet şarttır, haramlardan korunmak şarttır, farzları yapmak şarttır, sünnetlerle ruhu takviye etmek şarttır. Yüce Allah buyurur: “Kim bize yönelirse, Biz de ona yollarımızı gösteririz.” (Ankebût, 29/69)
Kalbinde ilahi remzi taşıyan bir nûr bulunmadıkça; hiç kimse dünya heveslerinden sakınacak değildir. Bu nûr bulunduğunda ise, kişiyi devamlı âhiret meşgul eder. zira dünyanın ve nimetlerinin hem zevinin acizliğinin idrakiyle yaşar. Bu hal, nârî katmanın cazibesinden ziyade, nûrî katmana yönelmenin asıl gayemiz olması gerektiğini vurgular.
Nârî katmana ulaşmak için ise öyle bir manevi şart yoktur. Hiçbir İslami prensibi hayat tarzı etmeyenler dahi nârî katmanın inceliklerine vakıf olabilirler. Yedi milyarlık insanlık içinde, ruhbanlık yapıp birçok sırrı yaşantısına döken ve İslam’dan olmayan tarikat mensupları vardır. Örneğin Yahudi kabalası, Hindu Budizmi ve daha birçok grup, tümü nârî katmanın hafifliği ile yapar. Ancak bu yolda elde edilen güç ve hafiflik, nûrî derinliğin yerini tutmaz.
Kesinlikle onların hafifliğine meyletmeyelim. Zira kısa bir dünya faydalanmasından başka ellerine bir şey geçmeyecektir. Zira Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim bir topluluğa benzerse, o onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4)
İşte harflerin ebced değerleri bulunan rakamlar, nârî katmanın frekanslarıdır. Şu da var ki, “her nârî katmanı faal eden İslam dışıdır” denilemez. Zira birçok ârif de nârî katmanın hafifliğine ermiş olarak yaşar. Ama nârî katmanın hafifliğinde yaşamak, nârî katmanın varlıkları ile kişiyi paralel bir konuma getirir. Bu da, savunmasız kişileri onların emrine veya güdümüne sokabilir. Onun için âcizane tavsiyemiz, ebced
Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’nin şu beyiti burada çok anlamlıdır: “Âlimler ebced hâcese olmak olur ‘âr, Alçak görünen ebced’e âlî nazarım var.” Yani: “Bazıları harflerin sayısallığına takılır; oysa benim nazarım, harflerin ötesindeki yüce hakikattadır.” Bu beyit, ebced hesabına fazlaca takılmanın, hakikatin önünde perde olabileceğini zarifçe anlatır.
Okunacak esma zikirleri, eğer başına “ya takısıyla ve akabinde ya Allah nidasını” takmadan, sadece esmayı okuyorsa; en az ebced hesabının değerleri olan sayının cem’i olacak şekilde hesaplamalı ve öylece okunmalıdır. Böylece nârî katmanın üzerine çıkılarak, nârî katmanın varlıklarının üzerinde bir frekansa bürünmek suretiyle onların bırakacakları etkilerden emniyette olunulur.
Örneğin “Hakim” ismini zikrederken sadece Hakim Hakim Hakim… şeklinde okuyursa, kesinlikle ebced hesap değerlerinin en az üç katı okumalıdır. Ama “ya Hakimu ya Allah” şeklinde okuyorsa, ebced değerlerine denl gelmeyecek şekilde olduktan sonra, günlük gücüne göre az veya çok farketmeksızın istediği kadar okuyabilir.
Öylece kişi; Nârî katmanın varlıkları olan cinlerin üst frekansına çıkarak onların güdümünden kurtulur. Artık etki edemez olurlar. Bu noktada Yüce Allah’ın şu vaadi ne güzeldir: “Şüphesiz ki, benim ihlâslı kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır.” (Hicr, 15/42)
Aslında sufilik ne yalnızca ritüel, ne yalnızca bilgi; o, Allah’ın ahlâkını kuşanmaktır.öylece sufililikten ulviliğe geçiştir. Yani esas olan, sayı ve ritüelin çok ötesine geçerek, Muhammedi ahlâkı ve ve hakiki ihlâsı yakalamaktır. İşte bu yolculukta ise, yerinde ve planlı bir zikir çalışması, bizim en büyük azığımızdır.
Bizim “ya takısıyla ve akabinde ya Allah nidasını” takmadan hazırladığımız esma zikirleri, ebced hesabının karşılığı olan sayının üç katı olarak hesaplayıp yuvarladık. Öylece okuyanlar, şeytanî cinlerin oyunlarından biiznillah emniyette olurlar. Lakin “ya takısıyla ve akabinde ya Allah nidasını” hazırladığımız zikirler ise, serbest edayla tasnif edilmiştir. Hazırladığımız tüm çeşitleri zikir kitapçığında bulabilirsiniz.
Zikirlere başlamadan önce de, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in okuduğu belli başlı duaları da, en az varlığın katmanları olan otuz üç defa okuyup, belli bir ruhaniyete bürünerek başlıyoruz. Öylece, içsel tekâmülü kalbe biiznillah akıtmaya çalışıyoruz.
“Rabbini çokça an ve sabah akşam O’nu tesbih et.” (İnsan, 76/25)
Hazırladığımız tarzlarda zikirleri okuyanlar, biiznillah şeytanî cinlerden uzak bir şekilde, kalbine melekûtî (ilahi âleme ait) nurları akıtır. Bilmediği birçok güzelliği elde eder. Çünkü kişi bildiği ile amel ederse, Allah ona bilmediğini öğretir. Bu değişmez bir hakikattir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: “Kim bildiği ile amel ederse, Allah Teâlâ o kimseyi bilmediklerine varis kılar, yani öğretir.” (İhyâu Ulûmiddîn, c.1, s.177)
İşte bu veraset kalbe akar. Tasavvufta buna nefsi mülhime (ilham alan nefis) derler. Unutmayalım ki; yemek, o anda yeme hazzını yaşayanın hissiyatıdır; kalbin yemeği ise Allah’ı düşünmektir.
İşte onun için derim ki: Kimsenin hikâyesiyle oyalanmayalım. Yaptığımız çalışmalarla kendi hikâyenizi oluşturun. “Doğrusu, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39)