El Vedud esma tecellisinin iki kişi veya çok kişi arasında ortaya çıkmasına sevişme denir. Yani sevişme, iki kişinin veya çok kişinin birbirlerini karşılıklı sevip ve birbirinden herhangi bir karşılık beklemeden sırf ve som bir eda ile birbirlerini sevmelerine denir.
Burada sevişme kavramı sadece bedensel bir yakınlığı değil, derin ve içsel bir muhabbete de işaret eder. Kur’an’da “Müminler ancak kardeştirler” buyrularak gerçek sevginin iman bağı ile oluştuğu bildirilmiştir.
Sevişme dediğimizde, ilk akla gelen maddi olanıdır. İnsan zihni çoğunlukla maddeye odaklandığı için, sevişmeyi de sadece bedensel yönüyle algılar. Oysa Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, amellerin değerini niyetin belirlediğini söylemiştir: “Ameller niyetlere göredir.”
Çünkü aklımız hep madde ile yoğrulduğu için sadece maddi olanı gözümüzde canlanır. Sadece maddeye yönelmiş akıl, hakikati kavrayamaz. Kur’an’da “Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler, ahiretten ise gafildirler.” buyrularak bu eksiklik açıklanır.
Maddi olan ise, madde tükenince biter ve hatta nefrete dönüşür. Maddi sevişmede esas; bazısı için et buttur. Maddeye dayalı sevgi, tükenince yerine nefret doğurur. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.” buyurmuş, maddeye bağlı sevginin çabuk sönüşünü haber vermiştir.
Bazısı için de mal mülktür. Bazı insanlar için sevgi, mal ve mülk etrafında şekillenir. Bu ise kalıcı değildir. Kur’an’da: “Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir imtihandır.” buyrulmuştur.
Esas sevişme manevi olanıdır. Gerçek sevişme, ruhların ve kalplerin Allah için birleşmesidir. Hadiste: “Allah için birbirini sevenler Arş’ın gölgesinde gölgelenecektir.” buyrulmuştur.
Hiç bitmez ve gittikçe artar. Manevi sevgi artarak devam eder. Kur’an’da “Allah iman edenlerin sevgisini artırır.” buyrulmuştur.
Manevi sevişmede cinsiyet ve tür önemli değildir. Ruhların muhabbetinde cinsiyet yoktur. Hadiste: “Mümin, mümin için bir binanın tuğlaları gibidir.” buyrulmuştur.
İki kişi arasında olduğu gibi, topyekûn bir halk arasında da olabilir. Manevi bağ sadece bireyler arasında değil, bütün bir toplum arasında da oluşur. Kur’an’da: “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” buyrulmuştur.
Zaten İslam’daki sevişmeye örnek verdiğinde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir duvarın tuğlasına benzetmiş bu karşılıklı sevgi ve muhabbeti. İmanı da bu tuğlaların harcı yapmıştır. İman, muhabbetin harcıdır. İman olmadan sevgi sağlam kalmaz.
Biz de anlam devşirmesi yaparak et but veya mal mülk etrafında oluşan karşılıklı sevgiye bu adı takmışız. Bugün “sevişme” denildiğinde sadece maddi haz anlaşılması, aslında hakiki anlamın daraltılmasıdır. Kur’an’da “Onlar sadece dünya hayatını bilirler.” ayetiyle aynı yanılgıya işaret edilmiştir.
Manevi sevişme, hiçbir maddi haz beklenmeden kişilerin birbirlerine olan deruni ülfetine denir. Manevi sevişme her ne kadar maddi sevişmeden etkileniyorsa da, maddi sevişmeye hiç benzemez. Maddi sevişmede hormonlar devrededir. Hakiki sevişme, çıkar gözetmeyen bir muhabbet ve ülfettir. Hadiste: “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” buyrulmuştur.
Manevi sevişmede ise esma âlemi devreye girer. Manevi sevgi, Allah’ın isimlerinin tecellisiyle oluşur. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.” ayeti bu hakikati bildirir.
İç dünyalarındaki madde ötesini tetikleyen esmalar ağır bastıran kişiler, birbirleriyle hiç görüşmeseler de birbirlerinden etkilenir ve özlem duyarlar. Allah için olan sevgi, görüşmeye bağlı değildir. Hadiste: “Ruhlar ordular halinde toplanmıştır; birbirine yakın olanlar kaynaşır, uzak olanlar ayrılır.” buyrulmuştur.
Bu özlem hiç bitmez. Allah için sevgi sonsuzdur. Kur’an’da: “Allah iman edenlerin sevgisini artırır.” bu hakikate işaret eder.
İç dünyalarındaki madde getirisini tetikleyen esmalar ağır bastıran kişilerde ise, birbirleriyle madden görüştüklerinde etkilenir ve özlem duyarlar. Maddeye dayalı sevgiler görüşmeyle sınırlıdır. Bu yüzden kalıcı değildir. Kur’an’da: “Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler.” buyurulmuştur.
Birbirlerini tatmin ettiklerinde ise herkes yoluna gider. Çıkar temelli sevgiler tatmin bitince sona erer. Hadiste: “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” buyrulmuştur.
Aynı grubun insanları görünmez bir bağla birbirlerine bağlılar. İman bağı veya ortak duygu insanları görünmez bir bağ ile birbirine bağlar. “Allah kalplerinizin arasını birleştirdi; siz düşmandınız, O kalplerinizi birleştirdi.” ayeti bu bağı anlatır.
Bu bağ beraberlik hissi devam ettiği sürece grubu yükseltir. Kolektif akıl, beraberlik ve ihlas ile güçlenir. Hadiste: “Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” buyrulmuştur.
Kişi grubu kullanıp kendi menfaati için grubu yönlendirmeyi düşünürse, grup ile bağı zayıflar ve kolektifliği doğuran akıl çöker. Menfaat duygusu kolektif aklı bozar. Kur’an’da: “Kendi hevâsını ilah edinen kimseyi gördün mü?” ayeti bu hâle işaret eder.
Kolektif akıl, aslında ümmet bilincinin bir yansımasıdır. İman bağıyla birleşen gönüller bir araya geldiğinde, tek bir ruh gibi hareket ederler. Kur’an’da “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a inanırsınız.” buyurularak ümmet bilinci böyle tanımlanmıştır.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ise: “Müminler bir beden gibidir; bedenin bir organı hasta olduğunda diğer organlar da onunla ıstırap çeker.” buyurarak kolektif aklın nasıl işlemesi gerektiğini göstermiştir.
Hakikatin derinliklerinde kolektif akıl, Allah’ın “Cemîl” (güzelliği birleştiren) ve “Câmi‘” (toplayan) isimlerinin tecellisidir. Birlik için iman, sevgi ve ihlas şarttır. Çıkar ve menfaat devreye girerse kolektif akıl çöker, ama Allah için bir araya gelen gönüller daima yükselir.