Melekut âlemi her ortamın bünyesine göre şekillenir. Melekût, yani eşyanın iç yüzü ve ruh âlemi, bulunduğu ortamın mahiyetine göre görünüm kazanır. Kur’an’da: “Her şeyin melekûtu O’nun elindedir.” buyrularak bu hakikate işaret edilir.
Uygun yerlerde değişik atomlar şeklinde şekillenir. Maddî âlemin en küçük yapıtaşı olan atomlar bile melekûtun bir yansımasıdır. Kur’an’da: “O, her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü takdir etmiştir.” ayeti bu ölçülü yaratılışı anlatır.
Uygun hücre olarak canlıya yaşam olur. Hücreler, melekûtun canlılık olarak tecellisidir. Hadiste: “Her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbi de Yâsin’dir.” buyrulmuştur. Hücre de canlının kalbi hükmündedir.
Uygun yerlerde bakteri şeklinde gözükür. Görünüşte basit olan bakteriler bile melekût hakikatinin bir tezahürüdür. Kur’an’da: “Şüphesiz Allah, sivrisineği ve onun da ötesinde olanı misal vermekten çekinmez.” ayeti bu inceliğe işaret eder.
Uygun yerlerde çeşit çeşit bitki şeklini alır. Bitkilerin çeşitliliği, melekût âleminin renkliliğidir. Kur’an’da: “Yeryüzünde sizin için türlü türlü ürünler bitiren O’dur.” buyrulmuştur.
Uygun ortamların rengine göre değişik hayvanlar suretiyle gözükür. Hayvanların çeşitliliği de melekûtun farklı suretleridir. Kur’an’da: “Allah yeryüzünde her canlıyı sudan yaratmıştır.” buyurularak bu kaynağa işaret edilir.
Bazen cin şeklini alır. Melekûtun bir başka tezahürü cinlerdir. Kur’an’da: “Cinleri de dumansız ateşten yarattık.” buyrulmuştur.
Bazen de insan… İnsan da melekût hakikatinin bir suretidir. “Andolsun biz insanı en güzel biçimde yarattık.” ayeti insanın bu yönünü de bildirir.
“Şekillenen babamız Adem’i ne de çabuk unuttuk.” İnsan, kendi melekût kökenini ve Hz. Âdem’in yaratılış sırrını unuttuğunda asıl hakikatten uzaklaşır. Kur’an’da: “Andolsun biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik.” buyrularak bu süreç anlatılmıştır.
Bazen yıldız bazen de gezegen. Kâinatın gök cisimleri dahi melekût hakikatinin yansımalarıdır. Kur’an’da: “Güneşi ışıklı, ayı aydınlık kılan O’dur.” ayeti bu tecelliye işaret eder.
Bazen su bazen de toprak. Su ve toprak da melekût âleminin farklı suretleridir. “Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık.” ayeti bu hakikati destekler.
Her şeyin orijini melekuttur, melekut. Varlığın kaynağı, zahirden öte olan melekût âlemidir. Kur’an’da: “Her şeyin melekûtu O’nun elindedir.” bu hakikat tekrar vurgulanır.
Ayet der ki her şeyin melekutu Allah’ın elindedir. Yani melekût âleminin hakikati Allah’ın kudretindedir. “Her şeyin mülkü elinde olan Allah’ın şanı yücedir.” ayeti bunu bildirir.
Zaten imanın ikinci şartı meleklere iman değil mi? Melekler, melekût âleminin şahitleridir. İmanın ikinci şartı, aslında melekût hakikatine iman etmeyi de içerir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Meleklere iman etmedikçe iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.
Melekutu anlamak, her şeyin anahtarıdır. Çünkü melekût, eşyanın iç yüzüdür. Onu anlayan hakikatin anahtarını bulur. Kur’an’da: “Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösterdik ki kesin inananlardan olsun.” buyrulmuştur.
Ama gözle gördüğün melek değil, gördüğündür. Görülen suret melek değil, melekûtun tezahürüdür. Buradaki incelik, melekûtun zâhir ile karıştırılmamasıdır. Kur’an’da: “Siz onları görmesiniz de onlar sizi görürler.” buyurularak meleklerin görünmezliği açıklanır.
Farkı fark etmek işin başı, temel esası sayılır. Hakikat yolunda ilk adım, melekût ile zâhiri ayırabilmektir. Bu idrak, kişinin basiretini açar. Kur’an’da: “De ki: Bu benim yolumdur; ben basiretle Allah’a çağırırım.” buyrulmuştur.