Bu eseri kendisindeki hazineye müştak olan her bir kişiye ayrı ayrı ithaf ediyorum…
Gönül dünyasından kopup gelen ışık zerrecikleri cümlelere döküldü…
Her bir cümle sizlere takdim edildi…
Her cümlenin arkasında ışıldayan nurla sizi baş başa bırakırken, acizane duam şudur ki, her bir içeriğin işaret kapsamını kendinde veya dışında seyredip, özündeki hazineye ulaşmaya ve şerefli yolculuğu tamamlamaya vesile olsun…
Allah’ın celal tarlasıdır insan… İnceliklerine ve kendisine yapılan ikrama sabırla ulaşılır…
Yazar ile iletişim
E-posta: nazimozalp@gmail.com
WEB: www.insandanokunankuran.com
EÛZÜ BİLLÂHÎ MİNEŞ-ŞEYTÂNIRRÂCÎM…
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
“Eûzü billâhî mineş-Şeytânirracîm”deki (“Eûzü”: sığınırım, “billâhi”: Allah’ın kuvvet ve kudretine) kısmı şöyle tarif edebiliriz:
“Ey küllî kudret ki, Sen’in kudretinden başka bir kudret yoktur; ben Sen’in mutlak kudretinle ışıldayan nuruna sığınırım ki orada hudut yoktur.
Yani, ben Sen’in zatından gayri olan her bir şeyden Sana sığınırım.”
Nur, mutlak olan tecelliyattır; dolayısıyla onda şer yoktur, hayır vardır.
Ona sığındığımızda ise, ilk yaratımdan bize kadar uzanan nur, artık bizim için korunaklı olan bir yaratım tecellisi ile ulaşır.
Çünkü hayır veya şer, bizim boyutumuzda; mutlak nurdan kıvam alıp halden hale değişerek bize kadar ulaşır.
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Besmele ile başlarken…
Besmele, karanlıkta ışıldayan Allah nurudur.
Kelime Kelime Anlamı:
ب (bi): Yardımıyla, desteğiyle, kuvvetiyle.
İsmillah (اسم الله): İsmi Allah olan zatın…
Toplu anlamı: İsmi Allah olan zatın yardımıyla, şu an hâlihazırda yapmakta olduğum eylemi gerçekleştiriyorum.
Sıfatların Anlamı:
Er-Rahmân (الرَّحْمٰن): Herkesi rızkıyla yaratır.
Er-Rahîm (الرَّحِيم): Sürekli yeni şeyler üretir.
Geniş Anlamıyla Besmele:
Besmele’nin anlamı şöyle düşünülerek işe başlanır: “İsmi Allah olan zatın beni rızıklandırarak bana verdiği kuvvetle, ben hâlihazırda eyleme geçerek üretime başlıyorum.”
ÖNSÖZ
Meşrebimiz; kişilik üzerinde oynanan bunca anarşi içinde, onun özünde kaybolmak üzere olan fıtratının kısık sesini yeniden yükseltmektir.
Tüm çabamız işte buna yöneliktir.
Yazılarımız, tasavvuf yolcularının yürürken hissettikleri manevi duraklar veya yol çevresinden görünen esintilerdir.
Bizim bu durakları veya esintileri somutlaştırarak yazmamız, yazılarımızın dünyevilikle ilgili olduğu kanaatini sakın doğurmasın.
Tüm yazılarımız ve “benli-senli” gibi gelen tüm ifadelerimiz, bütünüyle nefsimin ve ruhumun birbirine hitabıdır. Asla kimseyle bir ilişkisi yoktur.
Bir kişi de esen rüzgâra kapılıp nefsine bir hisse çıkarıyorsa, bu yalnızca onu bağlar.
Yazılarımız asla ve asla dünyevi bir çıkar için kaleme alınmamıştır. Hele hele siyasi oluşumlarla yakından ya da uzaktan hiçbir ilişiğimiz olamaz. Zaten siyasi bir figüran da asla olamam.
Bizim meşrebimiz; fıkhın işaret ettiği ölçüde, ilim ve tasavvuf yolculuğudur. Şer’î hükümleri geri plana atanlarla da hiçbir ilgimiz olamaz.
Zira biliriz ki, şeriat ile tarikat; insanı hakikate ve marifete ulaştırır. Bu sebeple, farklı yol ve meşreplerin bizimle ilgisi olamaz.
Bizim tasavvufi meşrebimiz, Sevr Mağarası’nın meşrebidir. Orada, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; Hz. Ebubekir es-Sıddık’ı daldırmıştı sonsuz deryaya. Yılan dahi kıskanmıştı o ülfeti.
İşte biz de o ülfete talip olduk yıllarca.
“Men talebe vecede” – “Kim talep ederse, karşılaşır” prensibiyle; Rabbimizden o karşılaşmayı umduk.
Umarım talip olduğumuz bu muhabbeti tadar ve dünyadan öylece göçeriz. Allah, gayretimizi tamamlamadan bizi dünyadan ayırmasın.
Âmin… Bihürmeti Fâtiha ve Yâsîn…
Araştırmacı yazar
MUHAMMED NAZIM ÖZALP