324) FAYDALI VE FAYDASIZ İLİM

İlmi dinlerken şunu unutmayalım… Bazı ilimler insanı Hakk’a (gerçeğe, Allah’a) ulaştırırken, bazı ilimler de Hakk’tan (Allah’tan) uzaklaştırır. Çünkü her bilgi, yöneldiği istikamete göre sahibini ya nura (ilahi ışığa) taşır ya da zulmete (karanlığa) iter.

İlim, kalbi arındırıp ruhu Hakk’a yaklaştırıyorsa faydalıdır; benliği şişirip nefsi büyütüyorsa faydasızdır. Hakikatte ilmin değeri, insanın niyetiyle ölçülür.

Bazı ilimler de faydasız ilim olarak addedilmiştir. Faydasız ilmi öğrenmek mubahtır; yani ölüm ötesinde karşılığı yoktur, dünyada bilgi gibi görünür ama hakikatte bir nur taşımaz.

Faydasız ilim, aklı keskinleştirir ama kalbi köreltir. İnsan, ezberler, öğrenir, anlatır ama o ilimle Hakk’a yaklaşmaz. Bu tür bilgi, insanı sadece zihinsel bir yükle doldurur; kalbe tesir etmediği için de onu diriltmez. Nitekim faydasız bilgi, tıpkı suyu gösteren ama susuzluğu gidermeyen bir aynadır.

Ama yanlış ilimler ise zararlıdır. Zira yanlış bilgi, kişiyi hakikatten uzaklaştırdığı gibi, kendi benliğini putlaştırmasına da sebep olur. Bu tür ilim, nefsi besler, ruhu öldürür. Hakikat yolcusu için tehlikelidir, çünkü aklın hak diye kabul ettiği bir yanlışa gönül de iman edebilir.

“Niye yanlış ilimler var?” diye bir soru kafaya takılabilir. Bu soru haklıdır; çünkü insanın bilmeye olan arzusu sonsuzdur. Ancak Allah, doğru ile yanlışı ayırt edebilme kabiliyetini insana emanet olarak vermiştir.

Yanlış ilimlerin varlığı, imtihanın sırrındandır. Hakikati talep eden, yanlıştan doğruyu seçmekle olgunlaşır; böylece ilim onun için bir terbiye yoluna dönüşür.

Olay şu… İlmin esası bir noktadır: sıfır noktası… Arapça’da da ilim bir nokta olarak yazılır. O nokta sağa doğru artı sonsuz, sola doğru eksi sonsuz uzanır. Bu nokta, varlığın başlangıcıdır;

Hak’tan gelen nurun, varlıkta zuhura çıktığı ilk tecellidir. Bu nokta hem bilginin özüdür hem de cehaletin sınırıdır.

İnsan, yönünü sağa yani Hakk’a çevirdiğinde o nokta nur olur; sola çevirdiğinde ise zulmet olur. İşte bu yüzden ilmin özü nötrdür; onu nereye yönlendirdiğine göre kaderin şekillenir.

Yani insan fıtratını artı yönde sonsuz olarak geliştirebildiği gibi, eksi yönde de sonsuz olarak bozabilir. Çünkü insana bu kabiliyeti Allah vermiştir.

İnsan, yaratılışta halife kılınmıştır; yani yaratıcı kudretten bir pay taşır. Bu yüzden bilgiyle ya Rabbanî (Allah’a ait) olur ya da şeytanî (nefsine ait). İlim, sahibine kudret verir; o kudretle ya inşa eder ya ifsat eder. Hakikat yolcusu, her bilgide “Bu beni Hakk’a yaklaştırıyor mu?” diye sormalıdır.

Bazısı der ki: “İlim niye zarar olsun?” İşte öyle değil… Çünkü ilim, yönsüz bırakıldığında sahibini yükseltmez. Nefsinin emrine giren ilim, sahibini azdırır.

Allah ilmi, Hakk’ın rızası için isteyenleri nurla; dünyalık çıkar için isteyenleri ise perdeyle sınar. Bu yüzden, niyetin saflığı ilmin doğruluğundan daha önemlidir.

Yanlış yönlendirme, insanı “esfeli safilin”de (en aşağı mertebede) bocalatır. Hayatına bir şey katmaz; kişi gittikçe daha çok kendini boşlukta hissetmeye başlar, çünkü eksiye inmiştir. Bu, ruhun karanlığa çekilişidir.

İlim, kalpten değil sadece akıldan geçtiğinde insanı kibirle doldurur. Nefs kendi bilgisine iman eder, kalp ise Hakk’tan uzaklaşır. Bu hâlde kişi, var olduğunu zanneder ama aslında yokluk içinde kaybolur. Oysa gerçek bilgi, insanı hiçliğe ulaştırır; hiçlikte ise Hakk tecelli eder.

“Allah’ım! Faydasız ilimden Sana sığınırım.” (Hadis-i Şerif) “İlim, ancak fayda verdiğinde değerlidir; amele dönüşmeyen bilgi, vebaldir.” “Allah, içinizde iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücâdele Sûresi, 58/11) Bu ayet, ilmin yalnızca bilgi birikimi değil, imanla birleştiğinde kulluğun mertebesini yükselten bir nur olduğunu bildirir. Yani ilim, kalpte imanla birleştiğinde sahibini Hak katında derecelerle yüceltir; ama imansız ilim, sadece aklı büyütür, kalbi küçültür.

İlim, kulun Rabb’ine yaklaşmak için bir merdivendir; niyet, o merdivenin yönünü belirler. Kalbini arındırmadan bilgi biriktiren, nefsini büyütür. Kalbini arındırarak öğrenen ise Hakk’a yaklaşır.