Mazlum olan kişi hızıriyet makamı ile buluşur ve duası makbul olur. Zulme uğrayan kişinin duası engel tanımaz, doğrudan kabul olunma sırrına erişir. Hadiste: “Mazlumun duasından sakının; onun duası ile Allah arasında perde yoktur.” buyrulmuştur. Bu kabul noktası “hızıriyet makamı” olarak bilinir.
Hatta hatta mazlum kâfir dahi olsa da… Zulme uğramış kişinin dini farklı olsa bile duası kabul edilir. Çünkü bu yöneliş fıtrattan doğrudur. Kur’an’da: “Mazlumlara yardım etmek Allah’a aittir.” buyrulmuştur.
Fırtınalı denizde giden gemide mahsur kalıp tutacağı hiçbir dalı olmadığı kişi gibi özünden yönelir. İnsan çaresiz kaldığında özünden Allah’a döner. Kur’an’da: “Denizde size bir zarar dokunduğunda, O’ndan başka yalvardıklarınız kaybolur.” buyrulmuştur.
Arada perde kalmaz. Çünkü kul fıtratının saf haliyle Allah’a yönelmiştir. Hadiste: “Allah’a kalpten yönelerek dua edin.” buyrularak perdeyi kaldıran yöneliş öğretilmiştir.
Ayet deniz ve batmak üzere olan gemiden örnek verir. Kur’an’da: “Onlar gemiye bindiklerinde dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Ama onları karaya çıkarınca şükretmezler.” ayeti bu duruma işaret eder.
Oradaki yönelimi hayatımıza yaymamızı ister. Çaresizliğin içten duasını yalnız sıkıştığımız anlarda değil, her daim yaşamak gerekir. Kur’an’da: “Bana dua edin, size icabet edeyim.” buyrulmuştur.
Dua makamı Hakla buluşma noktasıdır. Dua, kul ile Allah arasındaki en saf bağdır. Hadiste: “Dua ibadetin özüdür.” buyrulmuştur. Bu buluşma noktası işte hızıriyet makamıdır.
O noktaya hızıriyet makamı denir. Hızıriyet, duanın Hakla buluştuğu makamdır. Bu nedenle orası Hızır ile sembolleşmiştir.
Hızır (aleyhisselam) o nokta için yaratıldığı için, o makam Hızır ile özdeşleştiği için o isimle anılmıştır. Hızır ismi, Hak ile buluşma makamının sembolüdür. Kur’an’da Kehf Sûresi’nde Hz. Musa’nın kendisine yol arkadaşlığı yaptığı Hızır, bu sırra işaret eder.
Zaten onun için Hızır denizde olur denmiştir. Çünkü deniz, çaresizliğin ve teslimiyetin sembolüdür. Çaresizlikte açılan dua kapısı hızıriyet makamıdır.
Yani o gemideki gibi yönelen o makamla irtibattadır. İnsan gemideki çaresiz gibi Rabbine yönelirse, o makamla irtibat kurar. Kur’an’da: “İnsana bir sıkıntı dokundu mu, yan yatarken, otururken ve ayaktayken bize dua eder.” buyrularak bu yöneliş hatırlatılır.
Her şeye dışsal baktığımız için, Hızır’a da dışsal bakarız. İnsan Hızır’ı sadece dışsal bir şahsiyet gibi görür. Oysa hakikatte Hızır bir makamdır. Kur’an’da: “Onları görsen güneşin doğarken mağaralarının sağ tarafından uzaklaştığını…” ayeti gibi, sembollerin arkasında hakikat vardır.
Hızır bir makamın adıdır. Hızır, özünde Hak ile buluşma noktasıdır. Bu nedenle adı bir şahsiyetten ziyade bir makamdır.
Hz. Hızır o makam için yaratılan bir kuldur. Hızır (aleyhisselam), dua makamının sembolü olarak yaratılmıştır. Hadiste: “Allah’ın kulları vardır ki, insanlar onları görmez ama duaları makbuldür.” buyrularak bu hakikate işaret edilmiştir.
O makam dua makamıdır. Dua, insanın sanal benliğini aşarak hakikî benlikle Allah’a yönelmesidir. Bu makam “hızıriyet” diye anılır.
Özüne titizlikle yönelen, o makamla buluşur. Kim özüne ihlasla yönelirse, hızıriyet makamına erişir. Kur’an’da: “Kim Allah’a yönelirse, Allah ona hidayet verir.” buyrulmuştur.
Yoksa atına binen biri değildir. Hızır’ı sadece efsanevi bir varlık olarak görmek yanlıştır. Hakikatte Hızır bir makamın ismidir. Gerçek olan, kişinin özünden Hak’ka yönelmesidir.