86) ŞEYTANİYETİN BAŞLANGICI

İnsana secde etmeyen cin değildir; insana secde etmeyen şeytandır. Şeytaniyet, varlığın “nârî katmanı”na ait bir boyuttur. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, kişiyi nefsinin hakikatinden uzaklaştırmasıdır. Zira “iblis” kelimesi, sözlükte şeytanca işler çeviren, kötülükte ileri giden, düzenbaz ve saptırıcı anlamına gelir. Bu katman, tüm iradeli varlıklarda mevcuttur. Asıl mesele, bu katmanın şerrinden korunup nûrî boyuta yönelebilmektir. İşte imtihanın sırrı da buradadır.

Nârî katmanın hakkını veren ve hatta nûrî katmanla iç içe yaşayan İblis, yani cinlerin en bilgini, Hz. Âdem’in sahip olduğu meziyeti görmedi ve boyun eğmedi. Allah’ın şerefli bir kuluyken büyüklenip kibirlendi, böylece kovulmuş şeytan oldu.

Halbuki öyle bir şuur seviyesine ulaşmıştı ki, meleklerle irtibat kurabiliyor, onlardan bilgiler alıyor ve gaybî işaretlerden haberdar olabiliyordu. Ancak Hz. Âdem’e secde etmemesinin ardından Allah semaları onlardan korudu; artık meleklerin sesini işitemez, geleceğe dair haber alamaz hâle geldiler.

İblis, kendi sapkınlığında yalnız kalmadı. Cin toplumunun önderlerinden bazılarının da ayaklarını kaydırarak onları kendisiyle birlikte şeytanlaştırdı. Böylece ilk şeytanî toplum fiilen meydana geldi. Önceden yalnızca mümin ve kâfir olarak ikiye ayrılan cin toplumu, artık üçe ayrılmıştı: Müslüman cinler, kâfir cinler ve şeytanlaşmış cinler.

İblis’in öncülük ettiği bu şeytanî grup, kendi aralarında ahlâksız ilişkilerle çoğaldılar ve ayrıca insanlardan da köleler devşirerek şeytan topluluğunu büyüttüler. Böylece hem cinlerden hem insanlardan oluşan bir şeytan ordusu insanlığı saptırmak için faaliyet göstermeye başladı.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Evet, İblis bir cindir. Ancak her cin şeytan değildir. Cinlerin tamamı İblis’in askerleri değildir. Bugün hâlâ Müslüman olan, ibadet eden, Allah’a kullukta bulunan cinler vardır. Tıpkı insanlar gibi, cinlerden de velî kullar çıkmıştır. Peygamber Efendimiz’in sohbetine katılıp İslâm’ı kabul ederek sahabe olan cinler dahi mevcuttur.

Cinleri insandan ayıran temel özellik, yaratıldıkları hammaddedir. İnsan balçıktan, cin ise ateşten yaratılmıştır. İnsan, varlık âleminin en dış katmanında “tam iradeli” bir varlık olarak yaratılmıştır.

Cinler ise nârî katmanda, yarı iradeli bir varlık olarak bulunurlar. Melekler ise nûrî âlemde, iradesiz olarak var edilmişlerdir. İnsana verilen tam irade sayesinde, gerekli çalışmaları yapan bir insan, cinleri de geride bırakır, meleklerin çoğunu da aşar, yalnızca özel yaratılan mukarreb melekler hariç.

Ne var ki insanların ekseriyeti, et-kemik bedenin hazlarına takılı kalmakta ve ömürlerini heba etmektedir. Şeytanlar, yani çoğunluğu cinlerden oluşan bu nârî katmanın iblisleşmiş varlıkları, insanın bu şâmil özelliğini bildikleri için sürekli vesvese vererek onu hakikat yolundan alıkoymaya çalışırlar. Onların en büyük tuzağı, insana bedensel hazları süslü göstermeleridir.

Fakat müjde budur ki: İnsan, Allah’ın son elçisi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yolunu takip ederse, şeytanın mekri zayıf kalır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphesiz ki şeytanın hilesi pek zayıftır.” (Nisâ, 4/76) buyrulmuştur. İnsan, sünnet-i seniyye üzere hareket edip nefsini tezkiye ettiğinde, nârî katmanı aşar ve nûrî katmanın güzellikleriyle bezenir. Böylece sonsuz âlemde kazananlardan olur.

Ey insan evladı! Şeytanın varlığı, senin aczini değil; senin iradenin değerini gösterir. Çünkü onun vesvesesi olmasa, iradeni ortaya koyup Allah’a yaklaşma imkânın da olmazdı. O halde gaflete düşme! Bil ki şeytanın hilesi zayıftır; ama senin zaafına yapışır. Kurtuluş, Resûlullah’ın yoluna sımsıkı sarılmakla mümkündür.

Rabbimiz bizleri şeytanın tuzaklarından emin kılsın, nûrî katmanın güzellikleriyle donatsın. Velhâsıl, Allah’a yönelen kaybetmez; şeytana kanan kazanmaz.

Yorum yapın