399) AŞK’IN PERDE ARKASINA BAK

İşte biz aşk yolculuğu ile Allah’a yapılan yolculuğun içindeki birçok tehlikeyi gördüğümüzden, hakka mutlak olarak yürüyüşte aşka yok dedik. Yani bizim yolumuzda aşkın ötesine bakarak mutlak ilahi sevgiye dayanan teveddüdle huşuya varmak vardır. Biz kalbimizi saran sınırsız sevginin içinde kendimizi bir katre olarak görüp yol almaya koyulduk.

Hemen burada şöyle diyenleri duyduk; demek öyle, aşk yok dedin he, önceki onca zevat yanlış yaptı he, bir sen mi doğru dersin? Aslında çok acelecidir insan ve hemen olmak ister. Birçok duyduğu şeye balıklama atlar, suyun derinliğini görmeden.

Biliyor musunuz Allah dostları olan veliler, resul ve nebiler gibi değillerdir. Hem hatasız da değillerdir. Nübüvvet risaleti ile haber veren peygamberler, İslam’ın tüm güzelliklerini kısmadan bazen direk ve bazen de örnekle olduğu gibi anlattılar ki, her anlatımları her ferde ulaşacak şekilde olsun. Artık her fert kendi kabına göre o ilimden istifade eder.

“Bizim yolumuzda aşk yok.” derken, aslında “Bizim yolumuzda akılsız, ölçüsüz, kişiye kul eden ve kalbi kilitleyen aşk anlayışı yok.” diyorum. Yani tümüyle aşk kelimesini çöpe atmıyorum; ama bizim asrımızda bu kelimenin taşıdığı yanlış yükü gördüğüm için, kendi meşrebimde bu kapıyı kapatıyorum.

Ben kalbimi saran sınırsız sevginin içinde kendimi bir katre olarak görmeyi tercih ediyorum. Çünkü katre, deryayı inkâr etmez; deryayla var olduğunu bilir. Aşk ise bugünün dilinde çoğu kez katreyi şişirip deryayı unutturan bir hâle dönüşmüş durumda.

Bana “Önceki zevat yanlış mı yaptı, bir sen mi doğru söylüyorsun?” diyenlere ruhen şu cevabı veriyorum: Hayır, ben kimim ki o büyük zatlara yanlış nispet edeyim. Onlar kendi devrinin diliyle, halkın hâline göre konuştu. Biz ise bugün, aşk kelimesinin içini boşaltan, onu tutkuya, taassuba, kör bağlılığa çeviren bir çağda yaşıyoruz.

Benim itirazım zevatın özüne değil; bizim çağımızın kelimeyi getirdiği şekle. Onlar aşkı emmareyi kıran bir kamçı olarak kullandılar; biz ise aynı kelimeyi nefsin keyfini süsleyen bir makyaj malzemesi yaptık.

İnsanın aceleciliğini de bu yüzden gündeme getiriyorum. Hemen “olmuş” olmak istiyor; pişme devrini istemiyor. Bir yere bağlanınca “Ben oldum.” demek hoşuna gidiyor.

Aşk kelimesi de bu acelenin hoşuna giden bir ambalaj. “Aşığım.” dedi mi, kendini ayrıcalıklı hissediyor. Suyun derinliğine bakmadan balıklama atlayan insan gibi… Sonra düşünce, suyu suçluyor. Hâlbuki önce derinliğe bakmak, sonra niyetle atlamak gerekirdi.

Velilerle nebileri ayırmam da tam buradan geliyor. Allah dostları olan veliler elbette izzetli, elbette kıymetli; ama resul ve nebiler gibi “ismet sıfatı” ile korunmuş değiller. Onlar kendi nefislerinde yürüyen, kendi kabına göre taşıyan, hata da edebilen, sonra da o hatadan dönüp ümmete yol çizen kullardır.

Peygamberler ise, dinin ana hattını hatasız taşımakla vazifelidir. Onun için ben yolu kurarken, ölçüyü velilerin sözüne göre değil; Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in getirdiği dinin aslına göre alıyorum. Aşk kelimesini de bu mizanla tartıyorum.

“Nübüvvet risaleti ile haber veren peygamberler, İslam’ın tüm güzelliklerini kısmadan anlattılar.” derken, şunu kastediyorum: Asıl kaynak berrak, ana nehir temiz. Herkes o nehirden içebilir. Veliler ise o nehrin suyunu kendi kabına göre alıp ikram edenlerdir.

Kiminin kabı tas, kiminin kabı testi, kimininki kocaman bir fıçı… Herkes kendi kabına göre doldurur ve yine kendi kabına göre ikram eder. İşte bu noktada aşka yükledikleri anlam da meşreplerine göredir. Benim yaptığım, kabın üzerindeki etiketi sıyırıp doğrudan ana kaynağa bakmaktır.

Son nefiste kendi nefsime şöyle diyorum: Sen kimseyle kavga etme; kimsenin yoluna da dil uzatma. Ama kendi yolunda, kalbini kilitleyen hiçbir kavrama boyun eğme. Aşka yok dedin diye, sevgiyi reddetmiyorsun; bilakis sevgiyi El Vedûd’un boyasıyla yeniden okumak istiyorsun.

Kendini deryanın içinde bir katre bil; katre haddiyle konuş, deryaya işaret et. Velilere hürmet et ama ölçünü her zaman nübüvvetten al. İşte o zaman ‘bizim yolumuzda aşk yok’ sözünün hakikat payını gönlünde tadarsın.