Minnacık olan dünya yaşantısını sonsuz olan ölüm sonrası yaşantıya dönüştürmeyene veyl olsun. “Bir velî, dervişi isterse göz açıp kapayana kadar velî eder.” diye halk dilinde söylenen bir söz vardır. Bu sözün mahiyeti, dervişin gönlü dönükse gerçekleşebilir; yoksa hiç kimse hiçbir şey yapamaz.
Velînin bir dervişi göz açıp kapayıncaya kadar dönüştürmesi, velîdeki kudretten değil; dervişin gönlünün Allah’a dönük olmasındandır. Gönlü kapalı olana ne nur işler ne de nasip ulaşır. Asıl mesele, gönlün yönüdür; yön Allah’a dönükse bir nefes her şeyi değiştirir.
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu ise asıl hayatın ta kendisidir.” (Ankebût, 64) “Allah kuluna hayır murad ederse onu dine anlayış sahibi kılar.” (Buhârî, İlim 10) Gönlü açık olan, bir nefeste bin yılın yolunu alır; gönlü kapalı olan, bin yıl yol yürür ama bir adım mesafe kat edemez.
Dünya küçülür, gönül büyürse insan yolunu bulur. Ama gönlü daralan dünya büyütürse kul hakikati kaybeder. Bir velî, dervişi bir anda yükseltmez; dervişin gönlündeki perdeyi kaldırır. O perde kalkınca hakikat zaten kendini gösterir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Cehil’e hiçbir şey yapamadı; çünkü Ebû Cehil’in gönlü Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı kapalıydı.
Hakikatin sahibi olan Resûl bile gönlü kapalı olana tesir edememiştir. Çünkü hidayetin kapısı zorla açılmaz. Kalplerin anahtarı Allah’ın elindedir ve kapı içeriden açılmayınca dışarıdan hiçbir tecelli içeri giremez.
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ancak Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 56) “Kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır; dilediği gibi çevirir.” (Müslim, Kader 17) Gönül kapalıysa güneş doğsa fayda vermez; gönül açıksa bir kıvılcım kâfi gelir.
Ebû Cehil’in gönlü taş kesildiği için rahmet bir damla içeri sızamadı. Güneş bile kör göze ışık olamaz; çünkü görmeyen gözde mana yoktur.
Ama Hz. Ömer’in (r.a.) gönlü açıktı ve ümmetin ikinci adamı oldu. Tüm mesele gönül teslimiyetidir. O yüzden de “manada yücelmek isteyen, teslim olmak zorundadır” denilmiştir. Olayı bilmeyenler de bunun bir kölelik olduğunu zannederler; oysa ki alakası yoktur.
Hz. Ömer’in gönlü bir anda yumuşamış, aynı anda hakikat ona açılmıştı. Bu yücelişin sebebi teslimiyet idi. Teslimiyet kölelik değildir; bilakis benlikten özgürleşmektir. Çünkü kul Allah’a teslim olunca nefsin zincirlerinden kurtulur.
“Allah gönüllerinde bir genişlik kıldığı kimseler hidayet üzeredir.” (Zümer, 22) “Teslim olan kurtulur.” (Hadis-i Şerif) Teslimiyet, kapıdan içeri girmek değil; eşiğin gururunu bırakmaktır.
Manada yükseliş, aklın değil gönlün işidir. Gönül teslim olunca hakikat akar; gönül direnince akıl taş kesilir.
Mesele şu: “gönülden yücelmektir”. “Onlar dünya hayatının yalnızca dış yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen gafildirler.” (Rûm, 7) ayeti bunu haber verir. İşte bu ayet beni hep tefekküre yöneltmiştir.
Dünyanın dış yüzünü bilen çoktur; ama iç yüzünü gören azdır. Gönülden yücelmek, kalbin kabuğunu kırıp özün sesine kulak vermektir. Rûm Sûresi’ndeki ayet insanın dışı okurken içini unuttuğunu haber verir. Kalp içeri bakmayı öğrenince dünya perdeden ibaret görünür.
“Onlar ancak zahiri bilirler.” (Rûm 7) “Allah sizin suretlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33) Zahir gözle, batın gönülle görülür; gönlü görmeyen zahiri de yanlış görür.
Her tefekkür, insanda yeni bir ufuk açar. Dışın parıltısı sönünce için nuru parlar. O nur, kulun yolunu aydınlatan hakikat güneşidir.
Demek ki esas iş bâtındadır; zahiri değildir. İşte olay bunu hissettirmektir. İnsanı yükselten dış görüntüsü değil, içinde taşıdığı hakikattir. Zahiri işler kabuktur; bâtın ise can damarını taşır. Gerçek yolculuk içeri yürümektir. Hakikati hissettirmek, yazının da sözün de amacıdır; çünkü hissetmeyen anlamaz, anlamayan yaşamaz.
“Allah sizin gönüllerinize bakar.” (Müslim, Birr 33) “Müminin feraseti Allah nuruyla bakmasıdır.” (Tirmizî, Tefsir 15) Bâtın dirilince zahir de güzelleşir; gönlü ölü olanın zahiri ne kadar süslense faydasızdır.
Hakikat kalbe inince bütün dış dünya anlam kazanır. Bâtını güçlü olanın zahiri de berraktır; çünkü her şey içte başlar, dışa akar.