2001) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu; “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: 1- Adil devlet başkanı, 2- Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, 3- Kalbi mescitlere bağlı Müslüman, 4- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, 5- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, 6-Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, 7- Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.” (Buhari, Ezan 36, Zekât 16) – (Rikak 24, Hudüd 19) – (Müslim, Zekat 91) – (Tirmizî, Zühd 53) (Nesaî, Kudat 2)… Bu kadar hadis kitabına giren bir hadisi şerif… Haydi, kardeşlerim… Kolay gelsin.
2002) İlim yolunda kıskançlık olamaz. Kıskanç olan ilimden mahrum olur. “At kıskançlığı giy melâmet hırkasını” o kadar basit.
2003) Kalpten kalbe yol vardır… O yolu tıkama sakın… Yoksa mahrum olursun.
2004) Silgi ve kalem elde iken kullan. Yoksa mahrum olursun.
2005) Kuantum dedikleri bir enerji türüdür. Nuri Muhammedîde var olan, kesif boyutun enerjisidir. Öz cevherle alakası yoktur.
2006) Kalbi ölü olanın ruhu tanıtmaya kalkışması trajikomik bir haldir. Demiş diyen…
2007) Kur’an bize yeter deyip Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi inkâr edenler, dini İslamı mubini çoktan terk etmişlerdir. Dinsiz tabaka oluşturup namazsız, oruçsuz, hacsız, zekâtsız, zikirsiz ve sünnetsiz bir Müslümanlığı kurmanın peşindedirler. Görevleri ve tüm çabaları bu yöndedir. Ama başaramayacaklar, çünkü dinini koruyan bizzat Allah’tır. Bilsin ki o tabaka, yedi yaşındaki yavrucak sahura kalkacak, teravihlerde arka saflarda yer alacak ve büyükler namaz kılarken onlar arka safta namaz ruhunu ruhlarına aldıkları için sevinç çığlıkları atacaklardır. Sünneti seniyyeyi inkâr edenler; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi inkâr edip ama buna rağmen Müslüman gibi görünmektense, oldukları gibi görünseler, daha rahat ederler. İslam dininin kodları ile oynayanları Allah, dünyada da ahrette de perişan eder.
2008) Küçük insanlar konuşur… Büyük insanlar konuşulur… Lakin her hakkında konuşulan, rahmani yolda olan büyük insanlardan değildir. Zira küfründe büyüyenlerin de haklarında konuşulur. Firavun vb…
2009) Korunmak istiyorsan, elbette bir yolu var demektir. Yeter ki gönülden iste, elbette kapısını Allah gösterecektir. Korunmak için gerekli olan tüm yolları gösteren rabbe hamd olsun.
2010) Nasıl ki en ufak tehlikede göz kapakları hızlıca iner ve gözü korumaya alır. Kalp de aynen öyledir. En ufak bir başkalaşım ve tereddütte ruhi akıntı hızlıca durur. Çünkü kalp, tehlike addeder ve perdesini hızlıca indirerek kendisini korumaya alır. Akıntının mutlak olarak devam edebilmesi için mutlak bir teslimiyet ve güveni bulması gerekir. Onun için de, kalbin örtüsünü kaldırması için mutlak bir güven şarttır. İşte bu işin teknik boyutudur. En büyük örnek ise, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Mutlak bir sıdk ve emniyet sundu, karşılığında halk ona mutlak olarak teslim oldu.
2011) Nasıl ki göz kapakları vardır iner. Güvenli olunca da açılır. Ve ışık hızından bile hızlıdır. Aynen öyle de kalbin de kapakları vardır, iner. Güven ortamında açılır ve ışıktan 33 kat hızlıdır.
2012) Kitabı anlamak için, Allah’ın rızık olarak verdiği şeylerden infak zorunludur. Kimse kendisini kandırmasın. İnfak, zengin olunca veririm kanısı değildir. Veya zenginin bir iki kuruş vermesi de değildir. İnfak şudur ki; zengin zenginliğine göre, fakir de fakirliğine göre infak etmek zorundadır. Tabi kitabı okumak isteyen… Sakın zekâtı infak sayma. Zekât, zaten toplumdaki müstahakkın hakkıdır.
2013) Rab, Nebi ve Kitap birbirleriyle bağlantılı üç kelimedir. O yüzden de kabirde, bu üç kavramın mahiyeti bizden sorgulanacaktır. Yaşayışı dillenecek ve melek olarak gözükecektir.
2014) Kadir gecesi hakkında… Eğer Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz şu gecedir deseydi, kesin ve net bilgi olurdu. Ümmette bir gevşeme oluşur, yalnızca o gece tek ihya edilirdi. Ama İslâm ümmetinden herhangi bir ferdin bir tespitte bulunması, hata payını esas alırsak kesin ve net değildir. Manevi alanda ise kadir anı, kişiden kişiye değişkendir. Ayrıca aynı anda ve aynı yerde olan iki kişiden biri kadirin sıkışma anını hisseder ve zevkine erer. Diğeri ise kendi dünyasında oyuncaklarıyla keyif çatar.
2015) Kur’an dendiğinde, sadece Mushaf’ı anlıyorsanız, bu büyük yanılgı demektir. Kur’an, insandan okunan Allah fıtratının ve var edilen düzeninin adıdır. Bunun içine Mushaf girdiği gibi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin tüm fiilleri ve konuşması da girer. Allah ve Resulünü ayıran haktan uzaktır. İşte ayetten delil… Rahman süresinin ilk dört ayeti; Rahman Kur’an talim ediyor. Sonra insanı yaratıyor. Sonra insana yetenek veriyor ki Kur’anı anlasın. Eğer Kur’an derken sadece Mushaf anlaşılıyorsa, insan yaratılmadan önce Kur’an kime talim ediliyor? O zaman şu ortaya çıkıyor… İnsan yaratılmadan önce Allah, insanın yaşam alanını âlemler içinde var ediyor. Sünnetinde yani fıtrat alanında insanın yaşayacağı ortamı var ediyor. Buna Kur’anın talimi deniyor. Sonra insanı var ediyor. Sonra insanın bünyesine akıl, fikir ve ötesi iman kuvvelerini yerleştiriyor ki, onun yaşam alanından olan Allah’ın yaratım fıtratını ve işleyiş düzenini çözsün ve ona göre de yaşasın.
2016) Bazıları vardır ki Kâbe’de tavaf yaparlar. Bazı şahsiyetler de vardır ki, manevi makamda, Kâbe ve etrafındakilerle beraber onların etraflarında, durmadan döner durur. İşte bu ilahi bir keyfiyettir ki, bu makam için; dilenen dilenir.
2017) Kâbe’sine eremeyen Kâbe’ye gitse ne yazar. Ah be nefsim… Gidenleri kıskanırsın da, söylenip durursun. Umarım gidenler, gönül hanelerindeki Kâbe’yi görüp özlerindeki Kâbe’lerine ererler de… Mutluluk nağmeleriyle hakka bürünerek halk içine nüfuz ederler.
2018) Tabi ki Kur’an OKU’mak sanattır. Ama birine ücretle OKU’mak Kur’ana ihanettir. OKU’rsun OKU’tursun ama karşılıksız. Hatta gözün Allah’ın vereceği şeyde dahi olmasın. Çünkü OKU’yan; zaten Allah ismi ile işaret edilen mühre ayna olmaya yaklaşır. Ama beklentisi olan beklentisiyle kalır. Dikkat; kıraat ile tilaveti karıştırmayalım. zira kıraat ve tilavet ayrı ayrı şeylerdir. Türkçede ikisine de okumak denmiştir. Ancak anlam cümle içeriğinden belli olur.
2019) İnsandan okunan kıraat, kâğıttan okunan ise tilavettir. Kur’anı tane tane okuyup kendinde kıraati seyir ise, tertildir.
2020) Kur’an o dur ki, insandan okunan. Zannetme ki, kâğıttan okunan. Kur’an Allah kelâmıdır insana sunulan. Sadece odur sende bulunan. Başka bir şey etmeyesin nan. Sonra kalırsın biferman…
2021) Ehlullah olan birinin kabrini ziyaret, insana pozitif katkı sağlar. İmansız olarak ölen kişinin mezarında beklemek, kişiye negatif enerji yükler. “Ve içlerinde ölen birinin ebedâ namazını kılma ve kabrinin üzerinde durma, çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar ve kâfir olarak can verdiler. (Tövbe suresi 84)” İşte bu ayet birçok hakikati dillendiriyor. Ayrıca bu ayetle Allah; iman ehlinin kabrini ziyaret etmenin de önünü açıyor.
2022) Kur’an insanı anlatır. İnzal olan demirde insana nazil olmuştur demektir. İnsan vücuduna demir, insanın semasından insanın vücuduna iner. Yani bize göre soyut olan semamız bize göre somut varlığı olan demiri, eğer şartlar müsaitse vücudumuza iner. Şartlar müsait değilse inmez, hastalıklar baş gösterir.
2023) Koni düşünelim… Tepe noktasındaki tüm varoşlara eşit uzaklıktadır ve her tarafı müşahede eder. Ama varoşun herhangi bir noktasındaki, tüm tarafı göremez. Allah ismi aynasında yüzüne bakan, koninin tepe notasında tümün seyrine ulaşan kişidir. Koninin tepe noktasına ulaşan, Allah namına hamd eder ve rabb-ul erbaba ulaşır. Rahman ismi manasını seyir edip Rahim ismi gereği tüm oluşumları seyir eder. Sonra tüm saltanatın sahibinin tek olduğunu müşahede eder. Sonra tüm varlıkların yüce saltanata boyun eğdiğini ve tüm güçlerinin kaynağının ondan olduğunu seyir eder. Sonra da gözü diker tekrar aynaya ve der ki; beni doğru yola ilet. O doğru yol ki; nimete erenlerin gittiği yol. Hiç yola girmeyen veya doğru yoldan yürürken yolunu kaybedenlerin yolundan muhafaza eyle, der.
2024) Kişi en çok en yakınına karşı kördür. Çoğu zaman uyanık olan! En uzaktakine el uzatabiliyorken, en yakınına dokunamıyor.
2025) Hey dost… Kimseyi sakın küçük görme, yoksa küçülürsün.
2026) Bir teslim olup okusak Kur’anı; tecellilerini gün gibi görürüz… “Anlamını bilmeden okumak bir şey kazandırmaz” diyen safsatalara kulak kabartmayın. Hatta onların defterini zihninizde dürün.
2027) Kalbi Allah aynasına dönen kişide, Allah yanı sıra bir şeyin sevgisi araya perde olursa, bu mal olur veya çocuk olur veya karı olur veya koca olur veya beden olur, her ne olursa olsun Allah onu insandan alır. O yüzden denir ki “mü’minin musibeti bitmez”. Eğer perde olacak bir şey kalmazsa, musibette biter. Veya kişinin Allah ismiyle kendisini bize tanıtan aynaya talebi yoksa, gene de musibetten kurtulur, ama kaybettiğinin haddi ve hesabı yoktur. Ahrette ise mahrumlardan olur. Musibetten kurtulmanın yegâne yolu, Allah yanı sıra her şeyden yüz çevirmektir. Çünkü bize ayna, sadece Allah ismiyle kendisini tanıtan yüce zattır. Başka şeyler, insana ayna olamaz. İki perdeyi geçen aynaya yaklaşır.
2028) Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırası varsa, bu hayatı bize sunanın, bizde hiç mi hatırı bizde olmaz ki… Onun emir ve yasaklarına göre amel etmeyiz. Bu durumda; ya ona inanmamışız veya onun ayetlerde anlayacağımız dilden yeminler ederek bize sunduğuna itibar etmemişiz. Veya nefsimizin istek ve arzularını ona likaya tercih etmişiz. Başka da bir açıklamasını artık bilemiyorum.
2029) Kapkaranlık ortamda bir beyaz nokta olana ne mutlu!..
2030) Kul hakkı, insanın kalbinin dirilmesini engelleyen en büyük engeldir. Ha bireysel, ha kamusal… Fark etmez. Ruhullah ile dirilmek isteyen, bir kürdan kadar da olsa; kul hakkından uzak durmalıdır. Kimse kendini kandırmasın….
2031) Kalbin remzi ne de ağır bir kinaye… İçinde anılınca tecelli, özünde dirilir öz gaye…
2032) Elmas gibi olanlar sırt çevirdiler mi, bir daha ulaşamazsın. İletişimde iken… Kıymetini bil. Kıymetinden al. Kıymetlen.
2033) Kafamızdaki tüm kültürlerden soyunup sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öz kültürüyle tanışırsak, işte o zaman Bismillah deyip yola koyuluruz.
2034) Tüm ak saçlı bilgeler kabıkavseyne giden yolu öğrettiler. Sonrasına ise kendin dal dediler. Öylece sonsuz seyre işaret ettiler. Tanım olsaydı, sonlu olacaktı. O yüzden de ayetler dahi açık uç bırakmış ki; insanlık sonsuz basamaklarda gezinsin. Yoksa herkesin derecesi aynı olurdu…
2035) Kıyamet günü Rabbin görüntüsü, kişiden kişiye göre değişken olacaktır. Görüntüyü oluşturan yine kişinin veri tabanı olacaktır. Tıpkı Münkir ve Nekir’i veri tabanına göre görüntüsünü oluşturduğu gibi. Kişiye, rabbi kemaletine göre gözükecek. Rabbul âlemin mutlak olarak ve tüm ihtişamıyla asla bilinerek görülemeyecek. Çünkü hiç bir birim onu kapsayamaz. Lakin her kişi kendi rububiyet alanı kadar Rabbine nazar edecek. Ne yapalım ne edelim ki; Rabbi hassımızı çepeçevre ortaya koyan öz bileşke alanımızı oluşturan dokusal nakşımızı, Rabb-ul erbaba yaklaştıralım ki, görüntümüz daha bir kaliteli olsun. Örneğin… 3GP görüntü ile 4K görüntü bir değildir. Görüntüyü daha kaliteli almak için… Cihazımızı yenileyelim.
2036) Kadir gecesi enfusi bakımdan ferdin “uruc”udur. Her gece yaşanabilir. Sadece Ramazan’a hasretmek hatadır. Fertle alakalı bir manadır. Yanyana olan iki kişiden biri yaşarken diğeri yaşamaz. Kadir gecesi öyle bir sırdır ki; bazıları her gece yaşarlar. Afakî bakımdan ise, yılda bir oluşur ki, o anda kalbi uyanık olan, tüm âlemlerde oluşan Kadir “an”ı ile mutlak bir nuraniyet elde eder. İşte bu da, sadece yılda bir defa gerçekleşir ve tüm âlemler buna şahit olur.
2037) Kur’anı kafamıza göre okuyup ve istediğimiz şekilde mana verirsek hata yaparız. Kur‘an ancak, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşadığı gibi ve nüzul sebebinin ruhuna uygun OKU’nulursa anlaşılır. Yoksa günümüzdeki gibi yüzlerce ve hatta binlerce fırka ortaya çıkar. Sonrasını ise, çatışma ve ölümler takip eder.
2038) Kur’anın mana derinliği ve maneviyatı vardır. Okuyan kişinin üzerine hem okunan kişinin üzerine hem de okunan mekâna rahmet iner.
2039) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz Kur’anı açıklar… Kur’an, insandan okunan Allah’ın yaratım fıtratı ve yaşam düzenidir. Kur’an her şeyi açıklar dediğimizde, Kur’an kavramından anladığımız şey, “Mushaf ve Sünnet”tir. Yani biz “Kur’an” derken; “Mushaf+Resulullah” deriz. Kur’an, Resulallah’ın sav tüm yaşantısına denir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, yürüyen Kur’an idi.
2040) Kur’an Allah kelâmıdır. Mushaf ise, yazılan sayfalar… Sayfalardaki mürekkep, okunurken çıkan sesler mahlûkturlar yani insanla var edilmişlerdir. Allah kelâmı olan, Kur‘anın manasıdır. Manamızda Kur’ânın manasını keşfedersek, Kur‘anı okumaya başlamışız demektir. Yoksa tüm söylemlerimiz slogandan öteye geçmez.
2041) Kur’an bizden okunan Allah sünnetidir. Mushaf ise, bizi Kur‘an a götürür. Kur’ana iman etmişiz. Aklımız erdiyse ne ala. Ermediyse doğru olan Kur’andır deriz ve geçer gideriz.
2042) Dünya kadınla başlar. Eğer oluşmasaydı Havva, olmazdı âlem. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz hatırına yaratılmadı mı âlem? Havva olmasaydı, nerden gelecekti âlem? Havva olmasaydı, Âdem ağaçtan nasıl yiyecekti? Ağaçtan yenmeseydi, nur Âdem de saklı kalırdı. Yasaklı meyvenin tadılmasıyla dünya başladı. Kadınla Âdem, dünyaya Merhaba dedi. Âdem cennette tek başına yıllarca yaşadı. Havva yaratılıp ona emanet edildiğinde, Cennette bir gün dayana bildi. Nefis onları dünyaya sarkıttı. Edep yerleri kendilerine göründü. Cennet yaprakları onları örtemedi. O meyveyle orucunu bozan kişinin üzerine, kefaret farz olur. Hac ihramındayken o meyveyi yiyen, haccını bozmuş olur. O meyveyi yiyen kişi öyle tahribat alır ki; üzerine boydan yıkamak farz olur. O meyve Adem’e cenneti dünya etti. O meyve olmazsa nesil olmaz. O meyve hem mübarektir hem de külfet. O olmazsa idi biz olmazdık. Artık anla meyveyi. O meyveyle birleş ama sakın çiftleşme dostum.
2043) Her şeyi değiştirdik. Ecdadımız mübarek gecelerde kandil yakarak yanlış yapmadı. Çünkü o zamanlarda kitle iletişim araçları yoktu. Kandil yakılarak mübarek geceler insanlara duyurulurdu. İnsanlar da böylece bu geceleri riyazetle geçirirlerdi. Biz ise bol bol mesaj yazarak kandil kutluyoruz. Hatta Google’den hazır mesaj bulup gönderiyoruz. Gönderdiğimiz kişi sanki okuyor… Kutlama şudur ki; yaşadığın sevinç hissiyatını karşındakine hissettirirsin. Ama gel gör ki kutlamalarımız da her şeyimiz gibi naylon olmuştur. Naylonun yapısı süslü ama maddesi zehirlidir.
2044) Kar ve dolu hakkında şöyle bir teorim var; kar nasıl oluşur? Aynı patlayan mısır gibi… Oluşan yağmur taneleri sert soğukla karşılaşınca dolu olur. Bu donmuş su; Eğer ki daha soğuk bir tabakayla karşılaşsa, don taneleri patlar ve kar şeklinde aşağı iner. İnerken yumuşak kar taneleri havadaki soğuğu da içine hapsettiği için hava ılık olur. Eğer daha soğuk tabakayla karşılaşmazsa olduğu gibi iner. Hava da soğuk olur. İşte mana ilminin halka yağması da bunun gibi bir şey… Kıyası da sen yap…
2045) Tüm kargaşaların derunu, Allah‘ı hakkıyla tanımamaya dayanır.
2046) La mevcuda illa huuu. Buradaki huu, varlığı ortaya koyan ve bir şule olan Allah nuruna racidir. Ve bu bakış, burada böyledir bize göre. Allah zatı olarak ise, zaten münezzehtir her bir oluştan. Zira “la ilahe illa huu” derken, bir şule nur olan Allah nuruna artık tanrılık vermekten sıyrılmış, o bir tutam nurun ilah yani tanrı olamayacağını dillendirmiştir. Yoksa kişi; “la ilahe illa hu” derken, objektiflere gözüken nurun Allah olduğunu söylememiştir..
2047) Kişi manayı bulduktan sonra tekrar elfaza döndüğünde, manayı da elfaza kaydeder de hala manayı istediğini zanneder. Sonrada elfazın harekelerine bakıp manayı oraya kaydeder. Akabinde ise, huzursuzluk hisseder. Oysaki sadece manasına aşıktı ve elfazıyla kayıtlandı. İşte bu gediği aşmak, manaya tutunup elfazı umursamayanlara nasip olur. Sonunda da mana ile elfaz birlikte cem olarak senin olur. Yoksa elfazda teğenni ile kıraatlarını okuyup günlerini geçirir durur.
2048) Kendisine Allah’ın laneti kesinleşmiş olan şeytan dışında, hiçbir yarartılmışa “belirtmek suretiyle” sakın lanet okuma… Bizzat muayyen bir şahsa asla lanet okunmaz… Büyük bir günahı işlese bile. Zira neye lanet okursan, artık ondan mahrum kalırsın. Bu Allah’ın değişmez kanunudur. Hele hele vakit ve zamana sakın ha lanet etmeyelim. Bir sorun varsa kendimizde arayalım. Bulamazsak susalım ve sabır edelim. “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” deyip rabbimizin rahmetine sarılarım.
2049) Hz. Ömer (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki: “Malını satışa arz eden rızka erer, muhtekir (pahalanması için satmayıp bekleten) de lanete uğrar.” Biraz daha fazla kâr edeyim diye karaborsacılık yapıp ekonomiyi batırmaya çalışanın akıbeti dünyada iflas, ahrette de iflastır.
2050) İnsan Allah’ın sırrıdır. Allah insanın sırrıdır. Sır kişiden görünmeyen ama kişice bilinendir. İşte, Allah insanın sırrıdır yani Allah insana ruhundan üflemiştir. Kendisinin özelliklerini insana bezemiştir. Öylece insan, Allah’ın halifesi olmuştur. İnsan Allah’ın sırrıdır ise, Allah 18 bin âlemin çekirdeğinin çekirdeği olan insanı, tüm varlıklar içinde anılır edip kendisine halife eylemiştir. Ama bu halifeliği 18 bin âlemin tümünden gizlemiştir. Öyle ki Ezazil bile onca ilmine rağmen bu sırrı çözememiş, ona secde etmemiş ve lanetlenmiştir. Yani kendisinin tüm kuvveleri ve daha daha muttali olmadığı kuvvelerin sahibi olan insanın hakikatini bilememiştir. Kendi hiçliğine insan ile nazar edememiştir. İşte insan, Allah’ın sırrı olarak hala 18 bin âlem içinde gizemliğini koruyor. İnsanların ekseriyeti bu sırrına muttali olamadan dünyadan göçüp gitmektedir. Olayı bilmeyenler ise, ya kendilerini Allah olarak görmüş veya Allah’ı içine hulul etmişler ve müşriklerden olmuşlardır. Unutmayalım ki, Allah her günahı affeder ama şirki asla affetmez. Bu ayetin kesin emridir.
2051) Ey nefsim… Hedefin yolun olsun. Allah dostlarını yalnız sanma. Şeytanın adımlarına kanma. Kendini narı lanette yakma. Yürü yolunda, sağa sola bakma.
2052) Kimse Ezazil kadar âlim değildi. Birçok ilme sahipti. Allah’ın emrine uymadığı için lanetlendi. Olay Neymiş? Emre itaat ve teslimiyet…
2053) Doğrularla beraber olun der ayet. Yalancıya da Allah lanet eder. Allah’ın lanet ettiği kişi ise, insanların gözünden düşer. Yalancı noterden belge de alsa, gönle giremez asla. Allah bizi doğrularla haşretsin.
2054) İnsana kıyılır mı ya? Allah halifesi ya… En mükemmel yaratılan ya… Ebedi yaşayacak ruha sahip ya… Ebedi cehennem hayatını göze alan kişi kadar bedbaht biri var mı? Lanetlenmiş olarak ebedi âlemde göz açmak… En sıkıcı şey olsa gerek…
2055) Allah yalancıya lanet etmiştir. Sakın ha yalancıdan hayır geleceğini umma. Çünkü hakkın dergâhından uzaklaşmıştır.
2056) Çok korkunç bir yemin… Kişinin kendisine lanet okuması da bir yemin şeklidir ve en son başvurulan yöntemdir. Hem de bu yemin türü çok çok tehlikelidir. İsterse, bu yemini eden kişi kâfir olsun… Kendisine lanet okuyan kişi için, karşı tarafın tercih hakkı bitmiştir. Ya inanır ve kurtulur veya inanmaz ki; eğer kendisine lanet okuyan kişi, gerçekten hak yolda ise ve o lanete rağmen karşı taraf ona inanmayacaksa, o zaman lanet; ona inanmayan kişiye döner ki, çok korkunç bir etki oluşur. Eğer ki, kendisine lanet okuyan yalancı ise; bu defa, kendisine lanet okuyan zaten lanetlenip Allah’tan uzağa düşer ve çok kısa bir sürede helak olur. Sonuç; eğer kişiden kendisine bir olay hakkında “yalan dersem bana lanet olsun” diye bir şey sadır olmuşsa, karşı taraf için tercih hakkı bitmiştir. Susacak ve olayı Allah’a havale edecektir.
2057) “Tevbe suresi 80: Onlar için Allah’dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah’ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.” Bu ayeti kerime gereği, ölüye rahmet okumak evladır. Lanet okumak yakışı kalmaz. Zaten rahmeti hak etmiş ise ulaşır. Hak etmemiş ise mahrum kalır. Ama lanet okuduğumuz kişi, eğer laneti hak etmişse ulaşır ki, laneti hak ediş Allah ilmindedir. Yani ancak Allah bilir. Eğer laneti hak etmemiş ise, laneti okuyana geri döner. Öylece laneti okuyan kişi, Allah’tan uzağa düşer.
2058) İlim yolculuğu esnasında nefsine uyguladığın ilmi dekorasyona nefsi bir kalıntının bulaşmaması için, hevana uyup Allah’ın emirlerinden taviz verme. Taviz verdiğinde hedefinden uzaklaşırsın. Şeytan da çok âlimdi, ama taviz verdi ve lanetlendi.
2059) Biri rahmeti hak etmezse, sen ona bin defa da rahmet okusan, boştur ki; bunu da ayet der. Eğer rahmeti hak etmişse kişi, tüm dünya lanet okusa da, gene rahmete dalar ve lanet okuyan kişi lanetlik olur. O zaman tek yol, rahmet okumak ve kimseyi lanetlememek.
2060) Bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir. İnsan öldürmek haramdır. Savaş, öldürmeğe kılıf yapmaktır. Ha karşısına dikilip bıçakla öldürdün, ha yukarıdan bombayla öldürdün, ne fark eder ki? Sebepsiz bir şekilde bir mü’mini öldürene, Allah lanet etmiştir.
2061) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ilmin şehri, Hz. Ali keremellahu vecheh ise ilmin kapısı… Hz. Ebubekir radiyellahu anhu ilmin suru, Hz. Ömer radiyellahu anhu ve Hz Osman radiyellahu anhu ise, ilmin taban ve tavanı… Hz. Hasan radiyellahu anhu ve Hz. Hüseyin radiyellahu anhu ise ilim şehrinde açılan gonca güller… Onlara ve onların yolunda olan mübarek nesle uzanan eller, sonsuza dek lanetlendi. Onları ve neslini seven ve yolunda olan ise, imanını kaleler içine alıp korunaklı yaptı.
2062) La ilahe illellah deyince, dilinizle arapça Allah yazıldığının farkında mısınız? Bilincimizi “NUR”landırmak yerine, “NAR”landırmakla meşgul olduğumuzdan, kısır döngüden kurtulamıyoruz. Kısır döngüden kurtulsak, Arapça olarak zikir olayının, Arab ırkıyla alakalı olmadığını anlıyacağız. (Arapça)yı (a”RAB”ça) ile karıştırmayalım. Birincisi ırk adı iken, ikincisi Rabb ile iletişim…
2063) Sonsuz, sınırsız, hudutsuz ve kavramak için düşüncemizin aciz kaldığı Allah’ı, kocaman bir dışsal varlık gibi görüp, kendimize de O’nun yanında yer açarak âlemi değerlendirirsek, daha “la ilahe illallah” dememişiz, demektir. Çünkü Allah, varlık değil, mutlak olarak var olandır. Zira zati sıfatları sayarken, “vücut” sıfatını zatına hasredip, kendi varlığımızın vücut kokusu bile almadığına iman ederek, İslam dini ile tanışmış oluruz.
2064) Lâl olan dil ne kutsal dildir. Artık susmuş, onun dili hakkın konuşan dili olmuştur. Yani kendisinden sadece hak sedası yükselir. Aradaki sınırı bilmeyenler, o anda hakkın telaffuzu ile bezenen dile, hak demişlerdir. Oysaki hak ile bezenmişti. Aşırı teşbihten dolayı göz kaymış ve hakkın hakkını gasp etmişti.
2065) Bencilliğini geçen kadın, erkeğin nur gücüne göre ona davranışta bulunur. Çünkü kadın aynadır erkeğe. Erkekte Allah’ın hayy ve kayyum esmalarının nakış yoğunluğu ağırlıklıdır. Erkek, karısına hayat vermeli ve ona kayyum olmalıdır. Öyle olan erkeğe karşı kadın ise, yansıtma menbağı olduğu rahimiyetini zahirce yansıtır. Öylece tarlasını kocasına açmış, öylece onun zahiri ve batini gelişmesini sağlamıştır.
2066) İslam’a göre kadına kocası bakmak zorundadır. Hatta kocanın karısından bir bardak su dahi isteme hakkı yoktur. Kadın ne işe yarar derseniz… Kadın sadece güldür denilmiştir. Eğer ki, kadın evde iş yapıyorsa… Yemek yapıyorsa… Bebeğine bakıyorsa… V.s… Tümünü kendi lütfunden yapıyordur. Kocası da bunu bilerek eşine yaklaşmalı ve asla aziz gönlünü kırmamalıdır.
2067) Gençliğinde karısını dövüp perişan eden, yaşlandığında karısını kaybeder, tek başına kalır ve karısının hasretiyle can verir. O hasret kıyamete dek ruhunda devam eder. Kıyamette ise hesap ayrı olur.
2068) Kişi ne O’dur, ne de “ben, “ben olmaksızın” O’dur. Kişi yaratılmış bir mahluktur. O, subhanehu ve Teâlâdır. İşte mesele budur. Gerisi heva ve hevesi ilah edinmedir.
2069) Lideri kör olanın sonu çukura yuvarlanmaktır. Liderin öyle biri olsun ki, ömründe hiç hata yapmamış olsun. Öyle birini tanıyorum. Dileyene adını da verebilirim. Aslında sizde onu çok iyi biliyorsunuz… İşte O, eşref-i mahlûktur.
2070) Senin etrafında lafla seni esir eden senin düşmanındır. Kalbinde huzur ve sükûn sunan ise, sendendir. Hele tercihine bak…
2071) Laf öyle mi? Lafla peynir gemisi yürümez be dostum. Ama gerektiğinde de iki çift lafın olmalı… Lafla vakit geçirmiş ki, lafla vakit geçireni görmüş. Laf salatası değil, hakikatin oturması gerek be dostum. Lafa mahkum olan, el üstünde kaygan olur. Lafı hisseden gönülde mihvan olur.
2072) Mevlana ile Şemsin betimleme ile söyledikleri hallerin işaret kapsamlarını anlamayanlar, okuyup onlara laf atmasınlar. Yoksa Allah’a harp ilan etmiş olurlar…
2073) La ilahe illallah Muhammed Rasulullah şehrin kalesidir. Diğer tüm zikirler kalenin içidir. Kalenin içi fetih olunca, duvarlar korunaklı olur.
2074) Leş yiyen kuş… Akbaba… Ya insan kardeşini diri diri yiyenler. Kimsenin kimseyi yemediği bir dünya hayal ediyorum. İşte budur sağ elinin verdiğini sol elinin duymaması. İşte budur insanlığın hassı. Gerisi riya ve sömürüdür. Hele düşün, sen bunun neresindesin… Sağ elinin verdiğini sol eli duymayanlardan mı; yoksa akli, fikri, vehmi, mali, zahiri veya batini diri diri hak yiyenlerden mi? Karar ver ve ona göre ölüm ötesine hazır ol…
2075) La (hayır/yoktur), ilahe (tanrılar), illa (sadece), ente (sen varsın -hiçbir ilah yoktur Allah’tan başka-, yani tek yönelim alanı sadece sensin, gayrı bir kuvvet ve güç sahibi yoktur.), subhaneke (kendisinde güç ve kuvvet zanneden her varlıktan beri ve münezzehsin, hem tüm varlıklardaki güç ve kuvveti sen verirsin ) inni kuntu (muhakkak ben bu idrakten bir nebze olsun perdelendiğim için), minezzalimin (zalimlerden oldum. Yani bu hakikattan bir nebze uzak kalıp nefsimle baş başa kalarak senle bağlantı noktamı unutup kendimi karanlıkta bıraktım.)
2076) Allah’ın lütfuna bakıp Uluhiyeti önünde boyun eğmişiz. Rububiyeti ile varlık âleminden renk almışız. Melikiyeti önünde de hükmüne tabi olmuşuz.
2077) Lider her türlü riski göze alıp tebdili kıyafet ile gece halkıyla içiçe olmazsa, kısılır sessiz çığlıkların ışıldayan sesi… Varsa öyle bir liderin, kadrini bil ve gölgesini Allah’ın lütfu olarak gör.
2078) “Koç”um lahutiyeye geçemez. Geçmesi için kurban olması şarttır.
2079) Lahutiden konuşan konuştu işte, konuşamayan hem sataştı hem de savaştı işte…
2080) Kişilik nefsine en ağır gelen şey lillâh olmasıdır. Nefis bunu bir türlü kabullenemiyor… Çünkü rububiyet alanından beslendi ve sonsuzluk ruhuyla bezendi…
2081) Libas hakkında Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sünneti şudur ki; içinde bulunduğun toplumun giyimine dikkat edecek şekilde, ifrat ve tefrite kaçmadan; dinen kapanması farz olan avreti, vücuda yapışmayacak bir libasla örtmek suretiyle, hem de dikkatleri üzerine çekmeyecek şekilde, sade ve temiz giyinmektir. Libas; farz örtünme olduktan sonra, gerisi yaşamın teferruatıdır. Zira libas; içinde bulunduğun toplumun örf ve adetine göre değişkenlik gösterir. Ötesine nazar edelim. İşte o zaman kendimize dönmüş oluruz.
2082) Allahu La illahe illa hu; el hayy el kayyum… “La ilahe” yani “gayrı bir tanrıya hayır” derken karşılıklı tüm suçlamaları terk ediyoruz. Sadece Allah derken, yansımaları seyre dalıyoruz.
2083) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz der ki; “LA İLAHE İLLALLAH” diyen cennete girer. Acaba gerçekten dedik mi? Yoksa diyen olarak mı gözüktük.
2084) Sonsuz, sınırsız, hudutsuz, O’nu kavramak için düşüncemizin aciz kaldığı Allah’ı, sadece ilah özelliği ile görüp rab ve melik özellikleriyle hemhal olmazsak; üstelik de kendimize, O’nun yanında yer açarak âlemi değerlendirirsek… Daha; LA İLAHE İLLALLAH dememişiz demektir.
2085) Ya Rahim… Gönül işte, senin evin en mahrem derya… Tüm dünya bir araya gelse, dokunamaz oraya.
2086) Rengin sapsarı rengini alır ilimden… Gönlün yemyeşil rengini alır Muhammed’ten… (sav) Ruhun renksizdir, ayna oldu lahutiden… Bil özünden aynasızlıktır makamın ey dost… Darı bekadan geldi nefesin… Fenayı terk etti hevesin… Dünyayı tarla eyledi bakışın… Bu bakış seni sana ulaştırdı ey dost… Hayret ile uyan sabaha ey dost… Öylece hayret nazarı ile gülümse ey dost… Anın kutlu olsun artık… Girme günaha, nuraniyetini eyleme atık…
2087) Kişi kendisini bilinç varlık olarak hissettiğinde, bencil’lik bitmiş demektir. Bu hal özel bir haldir ki, uruç veya nüzul yollu oluşan miraç etkileşiminde kişide zuhur eder.
2088) Kişi özündeki kuyuya doğru inince, yani bedensellikten öteye uzanan kuvvelerine doğru bakınca… Manaya doğru açılım oluşur. İşte manaya doğru açılım olunca, epifiz bezi salgı üretir ve bağlantıyı otomatik olarak yapar.
2089) Sen zannedersin ki, bedenin şehvetleriyle hemhal olursan, mutlu olursun. Hayır, hayır aksine; üzerine şeytan iner, ağır yük biner, nefsin altında inler de inler. Oradaki bir saatlik zevk ama ardında oluşan bir felaket… Dinleme işte, kalbinin üzerine oturmak isteyen şeytanı def et. Eğer üzerine oturmuşsa şayet, tövbe ile rabbinden iste himmet. Rabb-ul âlemin seni sever ve eyler rahmet.
2090) En organik olan ve her kişinin eninde sonunda sahip olacağı ev, toprak ve taştan olan kabir evidir. İşte en organik olan ev, organik olan konuğu olan et kemik bedeni beklemektedir. Et kemik olan bedeni, organik mekâna teslim etmeden önce, ruhunu güçlendirerek hazırlık yapmaktan geri kalmayan kullar, en bahtlı olan kullardır.
2091) Veçhi seyretmek için kendi bencilliğinden arınmalısın. Yoksa kendi veçhinde takılı kalırsın.
2092) Odaklanmakta bencillik oluşurken, salmakta benliğin uyanır.
2093) Veli’ye korku yok. Çünkü hedefleri yok. Kanaatle karınları tok… Allah’ı ister, şuurları… Muhabbet dolar ve teslim olmuş yolları…
2094) Her fiil hak olmayabilir. Sen hak olan fiili yaşa… İşte o zaman görürsün senden yükselen marifeti.
2095) İçindeki “an”ın kıyamet günün. Önceki “an”da ölmüş ve yeni “an”da dirilmişsin. Ama ahir gün ise, işte o gün artık son “an” olacak ve yeni bir kıyametin kalmayacaktır. İşte o kıyamet, en korkunç kıyamet olacaktır. Zira artık telafi bitmiş ve hak sadır olmuştur. “Nefsi nefsi” sesleri yükselmiş ve her bir kişi, önceki “an”larda elde ettiğine mutlak olarak kavuşmuştur.
2096) Genelde “an”da yaşarım. Dün yazdığım ve konuştuğum orada kalıyor. Hep yeni şeyler düşünce âlemime getiririm. Çünkü dünü daha dünden unutmuşum. Onun için de kederlerimi minimize ederek “an”ın hakkını hak etmeye yaklaşmak için gayret ederek, ecel şerbetini dört gözle bekler dururum.
2097) Allah’ın ilahlığını inkâr eden, Allah’ı yarattığı varlıkla hulul ettirir. Bilinçli veya bilinçsiz… İşte bu hal, şirkin taa kendisidir.
2098) İnsan ne bildiğini yaşar, ne de öğrendiğini yaşar. İnsan sadece canının istediğini yaşar. Kimse kendisini kandırmasın. Sen canının istediğini değiştirmedikçe, binlerce kitap da okusan, asla içeriğini fiiliyatına dökemeyeceksin. Bir yaparsın… İki yaparsın… Üçüncüde bıkarsın. Canının istediğini de ancak zikirle şekillendirirsin. Başka da çaresi yoktur.
2099) Cennetteki zamansızlık, “An”da kalıp cemal seyrindendir…
2100) Beklenti mi? İşte odur mana kapısının düşmanı… Olur ruha ölüm fermanı… Bulamaz olur artık dermanı… Haydi terzi diksin yamanı… Koklamayasın dumanı… Yoksa bulamazsın Rahmanı. Aşamazsın deryanı… İşitemezsin burhanı… Öylece mahrum edersin cananı…
2101) Kalbinin hakikatiyle hemhal olmuş terennümünü duymadığın sürece, çıkmazdasın. Tüm bildiklerin de seraptan öte değildir.
2102) Kişi hayali vahdet sokaklarında dolaşırken, artık fiili ameller kendisine acı gelmeye başlar. Çünkü şeytan iş başındadır ve kendisinin müstağni olduğunu haykırmaktadır. Lakin kişi, fiili vahdet irfanına ererken… Artık hak nazarıyla işlediği amellerle, kaim ve daim olmaya başlar. Çünkü melekûta yolculuğunu tamamlamış ve haddini anlamaya başlamıştır.
2103) İsmi hu olan varlık mı? Yoksa hu isim zamiriyle kendisine işaret edilen mutlak zat mı? İşte bunu anlamak işin püf noktası…
2104) Enfusi bakış ameli gerektirirken, afakî bakış tartışmayı doğurur. Çünkü enfusta hissedilmemiş ki tatmin olsun.
2105) Tek kaldığımızda yalnızlaşırız. Bu hal, rabbimizin bizi yalnız olanın rengine boyatması için, bize tanıdığı bir fırsattır.
2106) En karanlık an, hak sedasının doğma anıdır. Leyle-i kadr işte bu andır.
2107) Hakiki olan hiçbir ZEN ustası, et kemik bedenin zevkleri içinde kör ve sağır olanla arkadaşlık etmez… Velev ki tüm dünyayı verseler de…
2108) Kalbimiz evimizdir hem dünyamızdır. Kalbimizde insanların dedikodusu varsa, yani kalbimiz kendi kendine mırıldanıyorsa insanların hal, hareket ve davranışlarını… Meleki boyut dediğimiz Allah’a olan esma kuvvesi boyutu hissiyatı kalbimizden uzaklaşır. Kalbimiz insanlarla haşir neşir olursa, derunun sezintisi bize akmaz. Bu kesin bir gerçektir.
2109) Hayali rengârenk bir boyutu durugörü ile hayal edip, öylece ereceğini tasavvur etmek, çok büyük bir hatadır. Baş gözüyle değil, gönül gözü ile erişilir. Hiç kimsenin ben derken elini başına götürdüğünü gördünüz mü? Ben derken el göğse ve kalbe götürülür.
2110) İçindeki sessiz çağrıya kulak ver, işte o çağrı sana oyun oynamaz. İşte o çağrı rabbinin çağrısıdır. Vicdan olarak sana sunulmuştur.
2111) A’ma artık kelamın bittiği noktadır. Bu nokta artık senin rahmet denizindir. Burası uyanışın gerçekleştiği ilk duraktır. Bu durakta duranlar ise, halkın içindeki hakkın sesidir. Bu sese kulak ver, çünkü bu ses, sana resulün hitap nakşıdır. Hitap edenler ise, ulu-l elbab olanların taa kendileridir. Gerisi nefsi emmarenin seslenişidir. O sesten uzaklaştıkça, emniyette kalırsın.
2112) Beklentisizlik geçmişin kirlerini temizler. Bunun bir diğer adı da, geçmişe istiğfardır. Aslı ise, yaratım fıtratıyla olan uyumsuzluk haline tövbedir.
2113) Yana yana yürüyeceğine, sevine sevine ve heyecanla yürü. Budur mutlulukla uyanışına vesile…
2114) Bizim yaşam felsefemiz bireysel gelişim yönüyledir ve bireyin gelişim sahası dâhilindedir. Şeriat veya tarikat veya hakikat veya marifet dediğimizde, bu tümüyle bireysel yaşam itibarıyladır. Yoksa dünya siyasetiyle alakalı değildir. Bazı anlayışı kıtlardan duydum ki; biz artık hakikate erdik, şeriattaki uygulamalar neyimize? Ya hu, zaten yaşadığın her hal düşünseldir. Zaten şeriata, tarikata, hakikate ve marifete toplu olarak ilmi-hal denilmiştir. Sen hissettiğin manevi seziş halinden sonra, yemek yemeden, su içmeden ve havayı solumadan yaşayabiliyor musun? Yaşıyorum diyorsan, yolun açık olsun. Yoksa bil ki, yolun kapalıdır.
2115) Gönül dalgınlığının ilacı; gönlünü Allah’a vermişlerin sohbetlerinde bulunmaktır. İşte kişi öyle olunca, doğrusunu görür. Ama bu doğru hep gayriye dokunur. Çünkü gayrı, daha ziyade duygusal takılır. Var sen, nefsanî duygudan artık sıyrıl. Nefsanî olan duygusal olgular, oluşur elbet… Lakin sen, öylece seni esir eden duyguları hecele, öylece rahatın olsun ilel ebed…
2116) Dünyevi sonu gelmeyen her kaygı, bilinç olarak kişinin kendisini bulmasını engeller. Gereken çalışmayı yapacağız ama kaygıları terk edeceğiz. Çünkü her kaygı, şeytanın önden yaklaşmasından başka bir şey değildir.
2117) Değerlendirmesi bitenin sınavı bitmiş ve seyri başlamıştır. Bu da ancak safiyyede başlar. Aslında içinde olduğumuz her sınavı, öncesinde yaptığımız değerlendirme ile üzerimize çekeriz.
2118) …ve secdeye kapanır. Ve sonra da der ki; “ya rabbi, ne ben varım, ne de benim isteğim. Sadece senin emrin var. Ve ben sana teslimim”. İşte secdede birkaç saniye böylece tefekkür edilir.
2119) Kişi tevhid zikri ile hakikatinin sahibine ulaşır. Esma zikirleri ile de, hakikatinin terennümlerini bizzat yaşar.
2120) Bazen ani bir tasadduk hamlesi önüne gelir. Bu hamlenin içinde bir çok sırlar gizlenmiştir. O an, gönül haydi der. Biraz beklersin ki, nefis seni caydırmıştır. Onun için de, iyilik yapma isteği geldiği gibi, ertelemeden hemen işle… Şeytan, senin heva ve hevesini hem vehmini tetiklemeden… Yoksa hamle kaybolmuş ve sırrın senin hanene inmesinden mahrum kalmış olursun.
2121) Bir anda nerede yüzdüğünü çözemediği denizde tam boğulmak üzereyken, uzanan rahmet sandalı ile tekrar kıyıya dönüş… Allah yüzdüğümüz denizin yüzeyini ve içeriğini bize seyir eylesin. Öylece rahmetiyle muhafaza eylesin…
2122) Manevi ilimlere ulaşmanın sırrı sahiplenmeden merakta derinleşmektir. Yani merak ederken, bencillikten uzaklaşan bir düşünceyle, özüne doğru salıp dalmaktır. Yoksa tüm edindiklerin; seni sende derinleştirmeden, sana sendeki sedayı seninmiş gibi sana çekip getirir ki… Nefsinde yapacağı açılımın sonu, mutlak bir firavunluğun doğuşu ile sonuçlanmış olur. Oysaki amaç, rabbinin kuvvesiyle kuvvelendiğini idrak etmekti…
2123) Lahitiden gelen ruh, et kemik bedenin şuuruyla buluşup nefislenerek bir rüyaya girdi. Et kemik bedenin ölümüyle kaldığı yerden hüviyet sahibi olarak yaşamına devam edecek ve bu dünya da, çok değersiz bir hayal ve anı olarak onda baki kalacak. Yani uyanacak… Ve rüya bitecek…
2124) Sırf; Allah, hu, hak gibi mücmel zikirler ona götürürken. Tüm Esma-i Hüsna hem ona ve hem de onun insanda var ettiği kuvvelere götürür. İnsan iki yönü keşfetmek için dünyadadır. Yalnız bir yön, kişinin kişiliği kısır eder. Yani hem kendini hem de seni var edeni keşfet ki, keşşaf olasın.
2125) Sadece “AN”daki yoğunluğu yaşadığın zamanda algıladığın titreşimlerle dolup taştığın vakit… İşte o an “an”da “an”lamlanırsın.
2126) Tüm benliği ile şükredene, tüm kilitli kapılar açılır.
2127) Allah sadece kendisini bilmemizi istiyor. Ayrıca verdiği donanımın dahi farkına varıp kullanmamızı istiyor. İşte buna iman ve salih amel olarak işaret ediyor. Ve ikisi birbirinden hiç ayrılmıyor. Zira biri olmadan bir diğeri kişiye müstahakkını tevdi etmiyor.
2128) Kişi öze doğru zihinsel olarak inip dalga yapısını hissettiğinde, dilerse bedenini bilincine tabi kılabilir. İnsanın varlığı dalga boyu olduğu gibi, tüm âlemler de dalga boylarından oluşur. Bunun farkındalığını yaşayan kişi, istediği yerde kendisini kesifleştirip gözükebilir. Bunu bilmeyen ise, yapanı keramet ehli sanır. Aslında bu keramet değil, olayı bilene çocuk oyuncağı olur. Bunu başarmak ise, hak yolunda olup rahmet getiren amellerde devam ile olur. Öyle hayali ve temenni hikâyelerle kendini oyalama taktiği, nefsi emmarenin başvurduğu ana enstrümanlardır. Oysa sağlam bir iman ve şaşmayan amelle kişi rabbine vasıl olur.
2129) Kişi öze doğru ilim yolcuğu yaparken, eğer az bir kabiliyeti varsa, kesinlikle danışacağı bir üst ilim sahibi olmalıdır. Kibrini yenmeli ve sürekli danışıp ona göre kendi sağlamasını yapmalıdır. Yoksa asıldığı dalı hakikat kabul edecek ve tüm senaryosunu onun üzerine inşa edecek. Oysa aldığı ufak bir his idi ve hakikat bahçesi çok ötedeydi. Zaten tüm sapkın fırkalar bu şekilde ortaya çıktılar. Önderleri ise, ضdal ve muضdil oldular.
2130) Uzattıkça uzatarak okuduğun hasret türküleri veya kasideleri öze doğru titreşimi uyandırdığından, özüne duyulan hasretin gıcırdaması oluştuğu için, kişi kendisinin derinlere daldığı hisseder. Bazen de gözyaşı döktüğünü görür, ama kaynağını anlamaz.
2131) Sende sinen senin malındır. Mutluluk gönülden yansır. Tatmin gönülden iner. Senin malın boğazdan iner. Gerisi sırtına biner. At sırtındakini… İndir aşağı boğazındakini… Malın bil gönlündeki tatminini… Öylece mutluluk ile güldür yüzünü…
2132) Muhammed-i ol ey insan! Muhammed-i anlayışta kimseye zulüm edilemez… Kimse sömürülemez… Kimse hor hakir görülemez… Irk renk dil farkı olamaz… Muhammed-i yolu takip eden selam mahalli olur.
2133) Muhammed-i olmak tüm makamları cem etmektir. Daha başka gelişim düzeyi arayan, Deccala tabi olmuştur.
2134) Et kemik bedenimiz ile et kemik bedenimizin devamında bizim üzerine tutunacağımız ikinci bedenimiz olan ruhani bedenimiz, ikisi de cesettir. Ötesi ise, insandır. Ceset ile görünüp içini gösteremeyen sana muallim olabilirken… Cesedini görmeyip içini göstermeye çalışan, senin için hakikî mürşittir.
2135) Tüm maksadımız aldığımızı aktarmaktır. Allah kuluyuz ve kulluğumuz sürecek ebeden… Hem bakmadık etikete soyunmadık önderliğe…
2136) Mum olup ışık saçmak, ışık olmak her insana nasip olmuyor işte. Nasipli de taşlanıyor hatta hatta kendisine kıyılıyor işte… Böyle bir dünyadayız işte…
2137) Yaptığını isteyerek yap. Hangi işi yaparsak yapalım, kendimizi işimize adayarak yapmalıyız. Çünkü adanan gelişir… Gün sayan ise helâke doğru yol alır. Eğer ki çalıştığın yerde kendini işe adamak için engeller varsa, hemen tebdili mekân veya tebdili zaman şarttır. Yoksa mes’ulsün. Ayet der ya, Allah’ın mülkü geniş değil miydi?
2138) Mutlak sevgi bir nurdur. Sevdasını sırf Allah’a yönlendiren kişi, insanlar içinde en yalnız insan olarak kendisini hisseder. Çünkü Allah bir-tektir. Bu hissedişin bir tarifi olamaz. Çünkü eşi ve benzeri yoktur. Bu hissedişin getirdiği yalnızlık, kişiye sonsuz muhabbetin kapısını açar. Bu muhabbet mutlak huşuya doğru tırmanış olup kişiyi hedefine yaklaştırır.
2139) Muhammedi bakıştır esas bakış. Elbette ki her fert Allah’a başka yoldan kavuşur. Allah’a giden yollar nefislerin adedincedir. Düşünsenize her nefis bağımsızdır. Siz kalkıp bir grubun peşine takılma mecburiyeti var derseniz, nefsinize zulmedersiniz. Elbette ki üstadın olacak ama üstad yeni isimle bir oluşumun içine girerse, hemen uzaklaşmak esastır. Tek oluşum Muhammed-i olmaktır. İslam ile şeref bulmaktır. Ve Muhammed-i bakış ile nazar etmektir. Gerisi masaldır.
2140) Sen istediğine veremezsin mana ilmini, mana ilmi kendisine uygun gönlü kendi seçer.
2141) Mana ilmi uygun gönlü bulunca, otomatik olarak oraya akar. O yüzden de elimizde olan, gönlümüzü hazır kıvama getirmektir. Gerisi zorlamaya gerek yoktur, zaten akacaktır. Hatta hatta mana ilmi, talebi bile kabul etmez. Çünkü talep olursa bencillik devreye girer. Elinde olan, sadece gönlünü temizlemeye bakıp hazır konuma getirmektir. Zira başarılı kişiler makam istemezler, zaten makam onları bulur.
2142) Manevi destek; Allah’a giden yolda, ferdin yaptığı hiçbir çalışmaya engel olmamaktır. Ferdin Allah’la buluşmasında gerekli yolları açmaktır. Tüm dini inanışlara saygıyla yaklaşmaktır. Bu ortamı sağlayan her kimse, vicdan ondan yanadır.
2143) Bana Muhammed’i bakış lazım. Bana olayın aslı lazım. Bana ne birilerinin duygusal konuşmalarından. Bana Muhammed’i bakış lazım. Bana Nur-i Muhammedi’yenin ışıltısı lazım.
2144) Uyulması gereken tek kişi, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Uyan, uyulanın tüm amelini elde eder ve iyi-kötü sonucuna da ulaşır. Tüm uymalar da öyledir. Bu işin lamı cimi yoktur. İşte örnek. Yanlış namaz kılan birine uyarsan namazın fasittir. Ben şuna uydum ya rabbi kabul et hem de beni affet demek, abesle işgaldir. Zira Allah der ki, sadece resulüme uy. Allah’ın yarattığı tüm âlemler, bir kanunlar silsilesidir sürüp gidiyor. Uyarsan sıyrılıp gidersin. Uymazsan arada ezilirsin. Bu kadar basit… Şuna uydum da şu ameli işledim demek, kişiyi asla kurtarmayacaktır.
2145) Misafirlerle evde buluşup hasbıhal etmek ve mümkün mertebe misafirleri otelde değil de evde konuk etmek, o ev halkına şifa ve rahmetin nazil olmasına yol açar. Çünkü misafir rahmettir, berekettir, şifadır.
2146) Marifet “birine tutunarak yükselmek” değildir. Asıl marifet, kaynak sudan içip “yükselebilenden yükselmenin dersini almaktır”. Anka kuşu olmaktır. Kaf dağına yuva kurmaktır. Oradan âlemlere uzanmaktır. Yoksa tutunarak yükselen kişinin, er geç eli yorulur ve düşer. Ama kendi uçanın kanatları olmuştur. Artık rüzgar ona musahhar olmuştur.
2147) Ah be şehri Muharrem… Sen nice nice üzüntülere şahit oldun… Nice olaylara tanık oldun ki, insanlık onlarla buluştu… Nice nice canlar bu ayda şehadete yürüdü… Şahitlik edeceksin kıyamette, tümüne. Zulme ortak olan her insan bunu seyredince, hayret içinde kalıp sinesine dönüp utanacaktır. Utanılmayacak fiillerle zamanımızı kendimize şahit kılalım. Öylece mutluluk için kıyamete varalım.
2148) B ب harfi işin başıdır. İşin ortası da NUN ن harfi dir. Sonu ise TA ت harfidir. Altta olan nokta yapılan çalışmalarla hakikate erince, üste çıkar. Yani seyr-i lillah oluşur. Sonra da marifete erip iki noktanın seyriyle kesrete iner. Yani seyr-i meallah olur.
2149) ALLAH ile HU arasındaki farkı farketmek, marifete ilk adımdır.
2150) Mevlana, aziz oldu dünyada… Şems ile buluşunca semada… Yoksa kalırdı kuyuda… Kaybolurdu deryada…
2151) Her gülüp kendisiyle eğlendiğimiz kişinin durumuna düşmeden ölmeyiz bu dünyadan… Temiz bir hayat için dikkat edelim… Allah’ın mutlak hükmü işliyor…
2152) Allah’ın mutlak zatı için hulul düşünülemez. Vardır diyen yanılıyor ve kendisini mutlak gerçeğin uzağına düşürüyor.
2153) Dünya işte… Sonu ölüm… Kabrimizin baş ve ayakucu taşları eğilince… Çoktan unutulmuşuz demektir. Seni unutacakları şimdiden unut ki, Rabb’i bulasın ey nefsim… Bakın kabristana lütfen… Hangi kabir kime ait… Ne adı var ne de sanı…
2154) Nasıl ki nakliyatçı âlim değilse, cahilde sadece okuması yazması olmayan değildir. Zira nice okuması yazması olan vardır ki, birşey anlamıyorlar. Nice okuması yazması olmayan da var ki, deryadırlar. Asıl OKU’ma-YAZ’ma marifetten sesleniştir.
2155) İlk duyduğumuz şeyi mantığımıza uymuyor diye reddedersek, o ilimden mahrum kalırız.
2156) Nûr-i Muhammediyeye ayna olan zatı rüyanda gördüğünde, tanırsın onu. Uyandığında kendini huzurda görürsün. Yıllar geçer gene de o rüyayı şimdi olmuş gibi hatırlarsın. Rab bize de defalarca görmeyi nasip etsin.
2157) Her kelime bir melekedir. Kelimelerin bir araya gelmeleri meleği oluşturur. Onun için Allah kelimeleri sonsuzdur denmiştir. Sen ey insan evladı; kelimelerine dikkat et ve melekelerini iyice ayrıştırarak kuvveden fiile çıkar ki, mutluluk seni bulsun.
2158) Mahluku var eden a’yanı sabitenin bizzat özü, değişmez. Ama özünü var eden içerik mürekkebi değişir ve öylece kul, halden hale geçer.
2159) Mutlak mutluluğa ermek ve seyir planındaki yerimize muttali olmak için; görmek, duymak veya dokunmaktan öte… Esma manalarının üzerimizdeki dokumalarını seyredip, nakşının içinde kendimizi bulmamız lâzım…
2160) …EVVET… Bir köyde iki muhtar olamaz. Olunca sürekli çatışma çıkar. Ya biri sessiz kalacak veya iki cambaz bir ipte oynamayacak.
2161) Manevi dostluklar Şems ve Mevlana gibi olmalıdır. Bitmesi için ya Şems kovacak veya Şems ölecek. Arada kesilir ise kesik kalır. Yani manevi dostlukta, birinin kendiliğinden küsüp gitmesi olamaz. Ya giderse… İşte o zaman manevi dostluk değil, zahiri bir tutku mevzubahis olmuş ve bunu da manevi dostluk olarak addetmiştir.
2162) Mazlum eğer mazlumsa Allah ahını geri çevirmez… Eğer ki mazlum kendini mazlum etmişse, yani sözde mazlumsa, başına gelen elleriyle yaptıklarının sonucudur.
2163) Allah’ın varlıklarla iletişimi meleklerle olur ayeti kerimesini iyice idrak etmemiz gerekir. Zira imanın ikinci temeli “meleklere iman”dır. İşte yaratılmışlarla kavgayı terk edersek, Allah ile aramızda elçi olan melekleri hissetmeye başlarız.
2164) Mutlak olarak güven veren insanları elinin parmakları ile saysan, o insanlar biter de parmakların boşta kalır.
2165) Manayı içsel dünyamızda daha ağır hissettirme çalışması yapılır… Ama mana aynı mana olarak kalır. Veya günah dediğimiz yasakları işleyerek manayı içsel dünyamızda daha hafif edebiliriz ama mana gene de ona ait olarak bizde olduğu gibi kalır. Hiç kimse kendisini Allah esma manalarının kendisinde oluşturduğu nakış dokusundan asla soyutlayamaz. Soyutlayayım derse, zaten düşünsel varlığı biter ki, bu da olanaksızdır. Yani mana hep oradadır. Ama senin orada olan manayı hissetme hissiyatın, keskinleşir veya körelir.
2166) Mutluluk en müthiş nakıştır. Gönüllere dökülen hakkın deryasıdır. Bu deryayı akıtana aşk olsun. Gerisine yazıklar olsun.
2167) Hayatım gül açtı hayatın zirvesinde. Gül zihnimde açıldı kalem oldu elimde. Hayat defter oldu zaman kademinde. Gelecek an oldu, hayal kayboldu özümde. İşte böyle olunca, mutluluk yansır yüzünden.
2168) Mehdi gelecekmiş diye öylece bekleye duruyor… İman etmek ve gerekli olan amelde ram olmak için kendine örnek alacağın kişi, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden daha büyük biri mi olacak… Ki, sen ona inanasın? İman ve salih amel işlemek için Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi yeterli mi görmüyor? Nedir mesele? Anlamadım gitti. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize iman etmeyen, yüzlerce mehdi de gelse gene de iman etmeyecektir. Bekleme… amelde ram ol… Vakti gelince ve geleceği de mukadder ise, bu o vakitle ilgilidir. Zira nice nice kişi bekledi onu, ama o hala gelmedi. Onu bekleyenler ise, hep dehrde kaybolup gitti.
2169) Her şeyin melekûtu Allah’ın elindedir. Öncellikle bilelim ki melek ve melekût ayrı ayrı kavramlardır. Melekût âlemi her ortamın bünyesine göre şekillenir. Uygun yerlerde değişik atomik zerrecikler şeklinde şekillenir. Uygun yerlerde hücre olarak canlıya yaşam olur. Uygun yerlerde bakteri şeklinde gözükür. Uygun yerlerde çeşit çeşit bitki şeklini alır. Uygun ortamların rengine göre değişik değişik hayvanlar suretiyle gözükür. Bazen melek. Bazen cin şeklini alır. Bazen de insan. Bazen yıldız bazen de gezegen. Bazen su bazen de toprak. Her şeyin orijini melekûttur melekût. Ayet derki her şeyin melekûtu Allah’ın elindedir. Zaten imanın ikinci şartı meleklere iman değil mi? Melekûtu anlamak her şeyin anahtarıdır.
2170) Lütfen manayı alın örneği silin. Bir insan düşün… İsmi CAN olsun. CAN otururak sessiz, sedasız, sakin ve kısık bir sesle hafif müzik çalarak derin bir tefekküre dalar. CAN, ilmine göre hayalinde bir sürü varlık oluşturur. Bu hayali varlıklara bir sürü özellik yükler ve bu varlıkları birbiriyle kapıştırır. Şimdi bu varlıklar birbirine göre varlar ama CAN’ a göre hayalden öte değiller. Bu hayali varlıklardan iki kişi birbirine dese ki sen CAN’ sın. Veya sen küçük CAN’ sın… Ne kadar doğru söylemiş olurlar. Hâlbuki CAN’IN varlığı gerçek, diğerleri hayal ürünü. CAN, hayalinde var edip kapıştırdığı hayali varlıklar gibi daha nice nice varlıkları hayal edebilir ve hiçbiriyle sınırlanamaz. Hepsini bir anda yok edebilir de. Bizim ile Allah arasındaki ilişkiye işte böyle bir örnekle yaklaşmış oluruz. Lakin unutma ki, olay bu örneğin bile çok çok ötesindedir…
2171) Arşın üzerinde mahlûk yoktur. Orası salt ilimdir. İsimlerini saydığımız manaların kompleks olarak bulunduğu “-yersiz-” yerdir. Arşın altı ise kesret âlemidir. Halk vardır. Başlangıcı melekût âlemidir ki, melekler de mahlûktur. Lâhut ve ceberut âlemlerine melekler yükselemezler. Ama insanlar yükselebilirler. Çünkü kendisinde sonsuzluk nazariyesinden üflenilen ruh vardır. Oraya kadar yükselende ise, isteğin kokusu bile kalmaz. Ve orada seyreden gene de kişinin taa kendisidir.
2172) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin etrafında sahabeler gibi saf olmalıyız. Gönlümüz saf olmalı. İslam’a hizmet eden şahıslar etrafında değil, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin etrafında cem olmalıyız. Hizmet eden şahsiyetleri de rahmetle anmalıyız. Kurtuluşun tek yolu budur… Yoksa gelen sömürür… Giden sömürür…
2173) En büyük bilinç sahibi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. O kab-ı kavseyn halini dahi yaşamıştır. Kab-ı kavseyn, iki kaşın birbirine yakınlığına denir. Düşünsenize, en büyük bilinç sahibi dahi onu seyir ederken kendi sanal “ben”liği adına seyir ediyor. Yoksa neden kab-ı kavseyn densin. Sanal “ben”lik diyoruz. İkilik kalksın teklik oluşsun diyoruz. Demesine diyoruz da olay anlaşılmadan günlerimiz geçiyor. Biz var olduğumuz müddetçe asla sanal “ben”liğimiz yok olmayacaktır. Zaten sanal “ben”liğin varoluş nedeni, ikincinin oluşması ve yaratılan ikinci “ben”liğin mutlak “ben”i tanıması içindir. Sen dersen “ben”liğimi yok edeceğim ve sadece asıl “ben”lik kalsın, kesinlikle yanılırsın. Diyelim ki her şeyi zihnen yok ettin ve sadece mutlak “ben”lik kaldı, peki varlığın mutlak “ben”lik ile kaim olduğunu seyir eden kim? Gene de sanal da olsa seyir eden ikinci bir “ben”lik vardır. İşte o da sensin.
2174) Manadan ders almak isteyen huzurda hazır olur. İşte o zaman ruhunu Allah nuruna çevirmiş olur. Açılan ruh ise, karşı ruh ile bilinçler ötesinden tanışık olur. Öylece istifade başlar. Kelimeler artık nakıs kalır. Gözler artık birbirine bakamaz olur. Çünkü direksiyona kalp geçmiştir. Sahabeler öylece maksatlarına kavuştular. Tüm erenler dahi öylece şefkate erdi. Şefaate nail oldu.
2175) A dan Z ye söylediği her kelimeyi yaşamayan kişiden hızlıca uzaklaşın. Onun söylemleri kendisi için vebal olduğu gibi, size de sadece yüktür. En güzel yükü de merkepler taşır.
2176) Mana dünyasından uzaklaşan, madde dünyasına demir atar. Yani anlayacağın bilinç boş durmaz.
2177) Mana denizi bir bahri umman… Onda yüzen ne de yaman… Yüzemeyen korkar, der el aman… Yüzen süzülür suya, etmez yalan.
2178) Mutlak olarak rabbul âlemîne kul olmanın hülyasını sana unutturmaya çalışan kullar, seni senden mahrum edenlerdir. Sakın ha dikkat et ve mahrum kalma.
2179) Okumuşların çoğunun yazıtları ve sohbetleri kısır olur. Muhabbetleri Rıza-i Bari’den yoksun olur. Dinleyenleri cezp etmez bakışları kara olur. Nurdan yoksun bir dille söylemleri lal olur. Çünkü inilmemiş derin kuyuya. Oradan yatılmamış ilmin koynuna. Öylece bütünleşilmemiş öz hamuruyla.
2180) Muhabbet prensleri kaydılar bu dünyadan teker teker. Hüsnü cemalleri tıpkı şeker…
2181) Baz istasyonu hep yayında, telefonunun kapalı değilse, çeker. Telefonu kapatırsan, suçu baz istasyonunda değil, kendinde ara.
2182) Mana erlerinin muhabbetleri hakka çeker. Kalbe hakkın rızasını eker. Tarihin tozlu raflarına terk edilmek istemiyorsan, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolundan giden mana erlerinden sakın ayrılma.
2183) Sahte peygamberler olarak ortaya çıkanlar, Nebi ve rasulu sahip oldukları işlevler açısından ayrı ayrı özelliklere işaret eden kısmı, şahıs olarak ayrı ayrı addederek olaya yaklaştılar. Nebi gelmez deyip rasul gelebilir dediler. Oysa ki nebi olmayan zaten rasul olamazdı. Her rasul aynı anda nebi iken, her nebi aynı anda rasul değildir. İşte bu sapanlar, rasul ayrı şahsiyet, Nebi ayrı şahsiyet, nübüvvet bitmiş ve risalet devam ediyor tezi üzerinden yürüdüler. Bu yanlış bir saplantı oldu. Elbette ki, nebi ve rasul ayrı ayrı içerik özelliklerine sahip kavramlardır. Her rasulun nebi olma zorunluluğunun yanında, her nebinin rasul olma zorunluluğu olmadığından, nübüvvetin de Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile son bulmasından dolayı; artık yeni bir nebi gelmeyeceği gibi, yeni bir rasul de asla gelmeyecektir. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden sonra kendisini öyle tanıtanlar, şeytanın düdüğü olmuşlardır.
2184) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile peygamberlik yani nübüvvet ve risalet son bulmuştur. Kimse kendisini veya başkasını sahte peygamber ilan etmesin. Tüm bu propagandalar, imansız olan ezoterizmin acemi ustaları tarafından ortaya atılmıştır. Onlar ise, şeytanın konuşan dilidirler.
2185) Mana ilmi sahiplenildiğinde gider. Onun için anlatılması mazurdur. Nedeni de güya ben yaşıyorum hevesi oluşur. Oysaki tattığın, yol güzergâhındaki güzelliklerdi. Eğer yol güzergâhındaki güzellikleri sahiplenmiyorsan, ayrı ayrı güzellikleri görüp zevklenerek yolculuğuna devam edeceksin. Lakin sahiplenirsen, yolculuğun devam eder ama zevklenmen kesilir. Taa ki tekrar sahiplenmeyi ve hedefleri terk edene kadar… Bu da epey zaman alır…
2186) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin atının ayağının sıçrattığı toprağın gölgesinin sahip olduğu ilmin zerresini bilsem, feda ederim canımı.
2187) Ulaşacağım ülvi manevi makamlara veya keramet sahibi olacağım dersen, araya bencillik girer ve bir yere varamazsın. Oysaki, mana yolu isteklilikten geçmek yoludur, arzulamak yolu değildir.
2188) Kelimeleri bölümlere ayırarak veya ayetlerden cımbızlama bölümler çıkararak anlamlar çıkarmak, marifet ehlinin işi değildir. Marifet ehli, ayeti kerimenin dediği gibi; lağuv yani gereksiz işleri terk etmiştir.
2189) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz; yürüyen Kur’an olarak etrafında 120 bin civarı sahabe yani canlı tefsir bıraktı. Her bir sahabe bir yıldız olarak Kur’anın tefsirini bir sonraki nesile aktardı. Bir sonraki nesil olan tabiinler ve etbaıttabiinler; içinde vukuf ehli olan fakih âlimler, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden canlı tefsir olarak aktarılan dini İslamı mubini, kitaplara yazıp cemetti. İşte ortalığı vaveylana vermek isteyen İslam düşmanı casuslar ve münafıklar, Müslümanlar arasında deruhte olan Kur’an ve canlı tefsirleri kayda alanlar arasında anlaşmazlık var gibi fitne çıkarmak istediler. Bu fitnelere kapılan birçok Müslüman da kendisini fitnenin içinde buldu. Bu fitne halen sürmekte ve bu fitneye aldanan zavallı Müslüman(!)lar hala raflarda yerini alıp halka pazarlanmaktadır. Eğer bir dost elini istiyorsan, ümmetin icmasıyla muteber olan fıkıh ve hadis külliyatlarını yazan fakihlere dil uzatmadan teşekkür edip, sünnet ışığında Kur’ana sarılmak olsun. Bu gün piyasaya çıkıp hadis ilmine yalan diyen kişilere sakın aldanmayın. İslam dininin detayları Kur’anda yazmaz… Çünkü Kur’an anayasadır. Anayasa ise, kanunlarla detaylandırma ister. İşte kanunlarla detaylandırma, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin uhdesine verilmiştir. Anayasada kanunlara uyun diye anayasayı yazanlar gibi, Allah mutlak hüküm sahibi olarak der ki, rasule itaat edin. “Kur’an yetmiyor mu” diyen ankebut 51. Ayetin ise; işte bu ayetin muhatabı, iman etmiş Müslümanlar değil, iman etmeyen kâfirlerdir. Hem bu ayet, Kur’anın yetmesinden bahsederken, din olarak değil, delil olarak yettiğinden bahseder. Yani iman etmeniz için mucize olan Kur’an, size yetmez mi? Kur’anın hiçbir ayetinde peygambere gerek yok, size Kur’an yeter diye bir prensip geçmez. Bunu diyenler, Allah’a söylemediği bir şeyi isnat ederek iftira atmış olur. İftira atarak da, dini İslamı mubini terk ediyorlar. Ankebut 51. Ayet dışında Kur’anın yeterli olduğunu söyleyen hiçbir ayet yoktur. Ne ilginçtir ki bu ayette Kur’an’ın din olarak değil mucize olarak yettiğinden bahseder. Onun için Kur’an yeterlidir diyerek Allah adına kimse yalan konuşmasın. Bu yalanı uydurandan da daha zâlim biri olamaz.
2190) Kulun hakikati gene de kulun taa kendisidir.. Altında sakın başka bir şey arama… Yoksa aranmaz olursun.
2191) Yüzeysel bakarak Mevlana anlaşılmaz. Mevlanayı anlamak için şems olmak gerek.
2192) İnsanlar için kullandığımız menfi sıfatlara dikkat edelim… Eğer yönlendiğimiz menfi sıfat onda yoksa, o sıfat bize iade olur.
2193) Mescide dil uzatanın dili, Allah’ın zikrinden mahrumiyetle son bulur. Hayatından mescidi silenin Allah katında değeri silinir. Çünkü ancak iman edenler mescidi imar eder, der Allah…
2194) Mutluluk diye sadece haz peşinde koşarsan, elbette hakiki mutluluğa kavuşamaz ve üzülürsün. Elbette bedenin de hakkı vardır, ama her şey ondan ibaret değildir. Bedenin hakkını verip ötesine muttali olacaksın ki, sonsuz mutluluğa kavuşasın.
2195) Hiç mahiyetini bilmese de, imanla amel eden kurtulur…
2196) Mutlak bütünleşme haleti, tümüyle gönül sedasının mutlak olarak teslimiyet edasıyla oluşacak rahmet tecellilerinin gönlün derinliğinde afakın zenginliğine sunumunda, kesinlikle bencillik ve kanıtlanmak hissinden uzak, bir elin bütünleştirici hüvesi dahilinde, rahmani bir emir ile ve rahimin esma nakışları ile, kendine bakarken aynı nazarı kardeşinden de bilerek, içsel hissiyat meşalesinin akışı için gerekli olan bencillik gözeneklerini kapatarak, öylece tüm keşif arzularını terk ederek, el ele tutuşup özdeki hamuru yoğurarak, hamurun içeriğini ekmek ederek sunup, mis gibi koku yayarak halkın bakışında sahabe kardeşliğini andırıp, tüm nefsanî girdaplara karşı uyanık olup essıddık sadakatiyle Hz.Muhammed Mustafa sallelahu aleyhi ve sellem efendimizin dizi dibinde oturmaktır.
2197) Nefsimin rabbe doğru ufak bir münacatı… Özlemin kalbimde kor olur… Senin ruhunda saklı, bil ne olur… Tomurcuktu gül, açmak istedi bak ne olur… Nurun gonca gül olduğunda, kokla ne olur…
2198) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz âlemîn özetidir. Özete bakamayan tümü anlayamaz.
2199) Bu kadar mı kendinden eminsin? Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dil uzatacak kadar mı kendini kaybettin. O yaşadı ve Kur’anı tebliğ etti. Sünneti ile bizzat örnek oldu. Hala yok diyorsan, kargalar oysun gözünü.
2200) Mezar taşın sağa sola eğilince… Artık hayat olmuş senin için bilmece… İki kuruş menfaat için insana kıyanların göz çukurları toprakla dolunca, çoktan iş işten geçmiş olacaktır. Oysaki dünyadayken; insanın gözünü ancak toprak doyurur.
2201) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, Huneyn gününde etrafında bir avuç iman ehli ile tek başına kalmıştı. On bin kişilik İslam ordusu sağa sola kaçışmıştı. İşte orada Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, yerinde sabit kalıp iman ehline sahip çıktı. İman ehli toparlanıp kurtuldu. İlim vermek ve hizmet etmek; uzaklaşıp komut vermekle değil, bizzat yemeğe karışarak gerçekleşir.
2202) Mutlak dini anlayış kişi için en büyük vicdanı oluşturur. Dini değerlerinden uzaklaşan toplum ayakta duramaz. Çünkü herkesin vicdanı onun en yakın polisidir.
2203) Gençliğe süratle Kur’an ve sünnet ışığında Rabbi ve nefsi iyice tanıtılmalıdır. En büyük dini hizmet işte bu olacaktır… Gençliğin hızlıca öğrenmesi gereken prensip, nefsini iyice tanıyıp rabbine odaklanmasıdır. Gençlik; Rab ve kul ilişkisinin ne olduğunu tam olarak bilmediği için, ecnebi örgütler onları kolayca kandıra biliyor. Aslında meselenin kökü olan Rab ve kul ilişkisi idrak edilirse, Allah’ın yaratılışının kanun ve nizamları çok kolay anlaşılır. Zira ilk inen ayet sadece “oku” değil, “rabbinin adıyla oku”dur.
2204) Hiç kimse Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin önüne konulamaz. O artık gitti sıra bizde veya falancada diyen, yolunu şaşırmıştır. Oradan uzaklaş, seni de hak yolundan çeler. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir gönle taç, hem odur senin kalbine miraç.
2205) Hangi ağ ki, her basamağında Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin nefesi yok, o ağ şeytani ağdır. Senin kalbinin ağı, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize doğru olsun.
2206) Birçok sahabe, Cebrail aleyisselamın insan suretine bürünerek Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize vahiy bildirdiğine şahit olmuştur. Demek enfus sezintisi önemli olduğu gibi, afak sezintisi de önemlidir. Dolayısıyla Allah, ulûhiyeti itibarıyla yegâne ilah olup, kullar ona teveccüh etmek zorundadır.
2207) İçinde olduğumuz ve görüp görmediğimiz tüm varlık âleminde en büyük varlık, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir.
2208) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz asla amelden taviz vermedi. Ey nefsim… Sen de sadece O’nu (sav) takip et. Ulaşacağın her ilham ve müşahedeye rağmen, sakın ha amelden taviz verme…
2209) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz; vefatına kadar şükretmek için amel edip namaz kılmıştır.
2210) İstediğin şeyi hisset, senin bu hissedişin Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin bir katresi bile değildir.
2211) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden günümüze kadar nesilden nesile aktarılarak gelen ve en mühim ibadet olan namazın çağrısında “Allahu ekber” denilmiştir. Şimdi kim “Allah’ın Ekber” olmadığını ve dolayısıyla ezanı inkâr ederse, dini İslam’ı mubini terk etmiştir. Çünkü bu inkârla Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi inkâr etmiştir. İnsan büyük günah işlemekle kâfir olmaz ama dini İslam’ı mubinin tevatür yoluyla gelen bir nişanesini inkâr ile kâfir olur. Eğer Müslüman isek, kullandığınız sözlere dikkat etmek zorundayız.
2212) Dünyadaki tüm inançlarda insanlar; huzuru kalp ile aşkın bildikleri güce taparlar. İşte her kalbini tatmin edeni doğru sayarsan, kaybedenler listesine eklenirsin. Onun için sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öğretisiyle yaşam bulalım ki, kurtuluşa erelim. Yoksa işte kalbim şurada huzur buluyor deyip sıratı müstakim olan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolundan saparsak, kaybedenler arasında yerimizi alırız.
2213) Özellikle günümüzdeki yaşam koçları veya hipnoz teknikleri veya reiki ve kabala öğretileri veya hangi isim ve resim altında olursa olsun diğer tüm minvaller, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öğretisi olmadığı için, kişiyi mutlak hidayet ile buluşturamaz. Her ne kadar bazen ruhi dizginlik ve dinginlik sağlasa da, mutlak mutluluk nağmeleri değildir.
2214) Her hangi bir grubun penceresinden Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bakan, ondan mahrum kalır. Sen ona som ve arı bir nazarla nazar eyle ki, nazargahın habibullah olsun.
2215) Melekûta uzanmayan hiçbir çalışma, sürekli mutluluğu veremez. Geçici zevkler, kişiyi tatmin etmez. Onun için Allah zikri ile kalp tatmin olur. Çünkü Allah zikri kişiyi melekûtuna uzatan yegane yoldur.
2216) Sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, de; onun dizinin dibinden sakın ayrılma. Yoksa mahrum kalırsın.
2217) Münafıklar şüphecidirler; ne hakikate ne de zıttına asla evet diyemezler. Nerde nefislerine hoş bir seda duyarlarsa, oraya yönelirler. Onun için de varacakları yer, en kötü yerdir. Çünkü ruhun enginliğini bırakmış, nefsin çöplüğünde gıdalanmışlardır.
2218) Manevi yolculuk yolgeçen hanı değildir. Orası arınanların hanıdır.
2219) Aziz Medine’m… Aziz şehrin mübarek konuğu ve mübarek konuğun şerefli misafirleri… Allah rahmeti kuşattı tümünü. Salât ve selam olsun mübarek konuğa. Rahmet insin tüm misafirlerine…
2220) Gördüğün hatayı söyledin diye seni nakavt etmek isteyene karşı, mücadeleye soyunmadan geri çekil… Çünkü bilmediği için saldırmıştır. Bilseydi… Yapmazdı… Lakin o haleti ruhiyesini üzerinden almak için de, çalışmana devam et. Zira mü’mine durmak yakışmaz.
2221) Maddede fenayı yaşadın ey belde… Hani hakkın hatırası vardı, nerde kaldı manaya verdiğin değer ey belde…
2222) Mutluluktan ağlayanın mutsuzlukla ağlayacağı gün gelince, şimdi mutsuzlukla ağlayanın gözyaşları hayretten kuruyacaktır.
2223) Kocaman resmi göremeyenler, sadece bir noktasına bakıp anlam çıkarırlar. Resimde vermek istenilen ruhtan mahrum olurlar.
2224) Mutluluk sendeki hakikatle hemhal olandan sana akar. Gerisi boş seraptan öteye geçemez.
2225) Hak dergâhını birine kapatmışsa, sen hala oradan mutluluk bekliyorsan, yanılıyorsun.
2226) Mutsuzluğa gömülmek istemeyen tarihten ibret almak zorundadır. Yoksa kıtlık yıllarında dırım dızlak ortada kalır. Kur’an ibret dolu hayat düsturlarıyla doludur. Dinleyenler mutlu olurlar. Dinlemeyenler ise, mutsuzluğa gömülürler.
2227) En muhtaç olduğun anında yanında duran ile en muhtaç olduğun anında seni tınlamayanı, sonsuza kadar unutamazsın. Hatırladıkça hayıflanırsın…
2228) En muhtaç olduğun anında bırak tınlamayanı, seni küçük düşürmek için bıyığı altından sana gülüp bir tekme vuranı da ebede kadar affetmezsin. Velev ki en yakının olsun.
2229) Manevi dünyayı beş duyusal anlamak, olanaksızdır. O yüzden de kozmik bilim manayı izah edemez. Olsa olsa maddenin katmanlarını maddesel iletişimi tanımlar. Mana; işte tümünün ötesindedir.
2230) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi tanımayan, kendine uzanan hakkın kudret elini tanımamıştır.
2231) Meded sensin Ya Habibellah… Kalbin yegâne ilacı Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize iman edip yoluna teslim olmaktır. Edeple dolup saygıyla beslenmektir. Edebi olmayanın tüm okuması boşa emektir.
2232) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz 40 yaşında nebi oldu. Allah’ın düzeninden insanı ilgilendiren kadarını vahiyle alıp nefsinde uyguladı. Dolayısıyla önce kendi inandı ki uyguladı. 43 yaşında Risalet görevini alırken; vahiyle aldıklarına öncellikle kendisi iman ederek, nefsinde uyguladığı hakikatleri, insanlığa da anlattı. İnsanlardan da iman ehli olanlar, RESUL gibi inandılar nazil olan gerçeğe ve o demişse doğru demiştir sözlerini, Hz. Ebubekir ra tüm iman ehli adına terennüm etti. Yani bu terennümünü, tüm ümmet adına aşikar eyledi. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin vefatından sonra, o halife oldu. Dikkat edin ki İslam ümmetinin en büyük şahsiyeti bile resul değil, onun halifesi idi. İşte eğer bir resul gelseydi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden sonra, o resul Hz. Ebubekir ra olurdu. Ama dikkat edin ona resul değil halife dendi. Hz. Ömer ra halife idi. Hz. Osman ra halife idi. Hz. Ali ra halife idi. Ve hilafet bitti… Sonra imamet ve sultanlık başladı. Hz. Hasan ra altı ay hilafet yürütmüşse de, baskın unvanı imam olarak zikredildi. Hz. Hasan ra ile Hz. Hüseyin ra halife değil imamdılar. Devlet yönetimi ise sultanlara geçti. Dikkat edin ki tarihte hiçbir sahabeye veya saygın din âlimi veya veliye RASUL denmedi. Çünkü ıstılahta RASUL kavramı, nübüvveti gereği vahiy alan ve bu vahiy gereği Allah’ın düzenini insanlığa tebliğ eden bizzat Allah’ın görev verdiği kişilere verildi. Zaten toplum içinde resul ve nebiler peygamber olarak bilindi. Bu inanç ile bakmayıp güya resullük devam ediyor diyenler ise, bağlandıkları kişiyi öyle görüp, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi ikinci plana bırakıp, sonsuz yaşamlarını zindana dönüştürdü.
2233) Her molla kasımı bir yunus iki mısra ile kaydeder. Ama yunusla molla kasımı bir kaba koyan ise, ötelerini seyreder.
2234) Bazı kişiler derler ki; “güdülmeden Müslüman olun” derken bu defa kendilerinin güdümüne alırlar. Birisinin güdümüne girmeden yaşamak o kadar mı zor? Muhammed-i olmak o kadar mı zor? Evet zor. Çünkü nefsi emmare saf ve katıksız olandan hoşlanmaz. İnsanlık genelde nefsi emmarede yaşadığı için, Muhammed-i sınıra giremiyor.
2235) Tek yüz; rıza yüzüdür. O da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yüzüdür… Mübarek ola her dem… Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yüzünü beğenmeyenler, başka kurtarıcılar bekleyerek günlerini heba ederler. Sonrası ise mutlak bir pişmanlık…
2236) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize inanmayan veya O’nun öğrettiği vahiy bildirgesini diğer insanların yazımlarıyla aynı terziye koyan kişi, sıratı müstakimde olamaz. Olsa olsa şeytanın düdüğü olur.
2237) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi sevmeyen Allah’ı da sevmemiştir. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize sırt çevirenler, tuzakçıların tuzağına düşerler. Çünkü Kur’an ve sünnet ayrılmaz tek bir bütündür. Bunu inkâr eden kaybeder.
2238) Muhabbet için gelmişiz… Ama gel gör ki muhabbeti terk etmişiz. Merhamet için gelmişiz… Ama gel gör ki zalim olmuşuz. Birbirimize destek için gelmişiz… Ama gel gör ki köstek olmuşuz. Düşeni kaldırmak için gelmişiz… Ama gel gör ki düşene bir tekmede biz atmışız. Kendimizi ıslah için gelmişiz… Ama gel gör ki bozuk plak gibi olmuşuz. Hatamızın farkına varmak için mühlet almışız… Ama gel gör ki Hatamıza hata katmışız. Böyle olmasının yanında da gözümüzü yüksek ulvi makamlara dikmişiz.
2239) Kendi önünde diz çöktürenler değil, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin önünde diz çöktürenler, asıl mürşidlerdir. Kendini asıl hedef bilip, gerçek hedef olan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden yüz çevirenler, ermeyi rüyasında bile görmez.
2240) Gerçek mürşid, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize uzanan yolu tanıtır. Önüne takoz olmaz. Tek önünde diz çöküp kalbini kendisine rabıta ettiğin Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olsun… işte o zaman yükseldikçe yükselirsin…
2241) Senden çok kendi nefsini düşünenden ne eş olur ne de dost… Hala kendinden geçmemiş, seni nerde ve nasıl arındıracak. Olsa olsa kendisine köle eder. Kendisini ön plana koyup Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi anmayandan firar et.
2242) Mana ilmiyle uğraşanların bir çoğunun psikolojisi bozuluyor. Çünkü duygusuna hükmedemez oluyor. Çünkü kendisini bir şey sanıyor. Unutma… Kişinin kendisini hiç bilmesi dahi, kendisini bir şey sanmadır. Oysa rehberi dinlese idi, normal yaşamı bozulmayacaktı.
2243) Yarı mecnun ve yarı meczuplar her tarafa bir ağız atıp hak yoluna yolcu olanların kafasını karıştırırlar. Mecnun ve meczuplarda sorun yok. Sorun yarı mecnun ve meczuplarda. Beyne beyne kalıp bir şekle karar verememişlerdir.
2244) Mecnun ve meczuplarla oturup hemhal olma. Onlar mırıldanır anlamsız anlamsız. Gah kendisini arşa koyar gah ferşe. Veli olmayı göze koyup deli olmuşlardır. Akıl gittiği için mesul değildir. Ama sen akıllısın ve mesulsun. Hem zaten akıl ve imanın yerinde olduğu için, farkında değilsen de velisin.
2245) Allah’ın mutlak zatının evveli ve ahiri olamaz. Anlamsız bir an bile mevcut değildir. Mutlak zat ile kaim arşu ferş, meleku felek, insu cin, hayvanu nebat. Kullandığımız cümlelere dikkat edelim. Bir anlık zevklerimizi ifşa edip mecnunca mırıldanmayalım. Vebali ağırdır.
2246) Şeriatı ğarra-ı muhammediden zerre taviz veren ufacık bir yelle yerle bir olur. Ölmeden önce ölmeden, aldığın bir kaç zevk seni yanıltmasın. Bunlar sonbahar rüzgârı gibidirler. Gelip geçer, ama sonrasında sen… Kupkuru bir dal olursun.
2247) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz dışındaki ümmetteki her kişi hata edebilir. O demişse doğru demiştir sözü kayıtsız şartsız sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz için geçerlidir.
2248) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, sadece nübüvvetin bittiğini belirtmekle yetinmemiş, ayrıca risaletin de sürdüğü vehmini engellemek için, şöyle buyurmuştur: “Nübüvvet ve risalet artık kesilmiştir, dolayısıyla benden sonra ne bir Nebi, ne de RESUL vardır.” Fütûhat, III: 38
2249) Bir mum yüz mum tutuşturur. İlk tutuşturan mumun ışığından da bir şey eksilmez.
2250) Göz nuru olan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin hadisi şeriflerine dil uzatan kişiler, en bedbaht olan kişilerdir.