42) ANNE BABANIN EVLAT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Her insan elbette İslâm fıtratı ile doğar. Her kişi de elbette kendi çalışmasının karşılığına ulaşır. Ancak anne babası çocuğuna titizlikle yönelmişse, gelişimi de kesinleşir. Bu yönelme bencillik ve övünç ile değil, fakr (yoksulluk, ihtiyaç bilinci) ile olmalıdır.

İşte bu yönelme en güçlü şekilde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’de bulunduğu için, Hz. Fâtıma doğrudan etkilendi. Hz. Ali de daha 10 yaşından itibaren bu yönelişten doğrudan etkilendi.

Bu etki aktarımı Ehl-i Beyt’te elden ele, yani anne babadan evlada sirayet etti. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’in arınma süreci daha hızlı gelişti. Elbette diğer insanlar içinde de arınanlar vardır. Hangi anne baba, nefsinden arınmış bir şekilde evladına şiddetle yönelirse, onun üzerinde de derin bir tesir bırakır.

Ancak bazı evlatlar, anne babalarından etkilenmez. İyilikte de kötülükte de bu mümkündür. Nitekim Hz. Nûh (aleyhisselâm)’ın oğlu iman etmedi. Hz. İbrâhim (aleyhisselâm) ise babasından etkilenmedi. Yani istisnalar her zaman vardır. Özetle, anne baba evlat üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir.

Evladın kalbi, anne babanın hâlinden beslenir. Bu yüzden anne baba, çocuğuna bıraktığı en büyük miras mal değil, hâl ve ahlâktır. Fakr ile yönelme, yani kendini yok bilip Allah’a muhtaç olduğunu idrak ederek evlada yönelmek, saf bir tesir oluşturur. Bu tesir nesilden nesile Ehl-i Beyt’te olduğu gibi aktarıldığında, bir nur zinciri meydana gelir.

Ancak kalplerin hidayeti bütünüyle Allah’ın elindedir. “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 56) ayeti bize gösterir ki, anne babanın yönelimi sebep olsa da, neticeyi yaratan Allah’tır.

İmam-ı Rabbânî (kuddise sirruh) Mektûbât’ında şöyle buyurur: “Salihlerin sohbeti öyle bir tesir eder ki, çocukları bile bundan nasiplenir. Zira Allah’ın velî kulları, bakışlarıyla dahi insanı arındırırlar.” (Mektûbât, 260. Mektup)

İmam Gazâlî (rahmetullahi aleyh) İhyâu Ulûmiddîn’de şöyle der: “Çocuk, anne babasının elinde bir emanettir. Onun kalbi saf, değerli bir cevherdir; her nakşa kabildir. Eğer hayra yönlendirilirse hayır üzere büyür, şerre yönlendirilirse şer üzere olur.” (İhyâ, Kitâbü Âdâbi’t-Ta‘lîm)

Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin annesi onu ilim yoluna gönderirken: “Oğlum! Nerede olursan ol, doğruluktan ayrılma.” dedi. Bu öğüt, ömür boyu onun yolunu şekillendirdi.

Hasan-ı Basrî Hazretleri “Çocuğun kalbi, boş bir toprak gibidir. Ne ekersen, onu bitirir.” buyurarak evlat terbiyesinin temeline işaret etti.

Hz. Lokman’ın Oğluna “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma; şüphesiz ki şirk, büyük bir zulümdür.” (Lokman, 13) diye öğüt verdi.

Evde zikrullah atmosferi oluşturulmalıdır. Çocuğun yanında Allah’ı zikredip, salavat getirmeliyiz. Küçük yaşta duyduğu bu zikir, kalbine işler.

Dua ile tçocuklarımızı erbiye etmeliyiz. Gece uyurken ve sabah kalkarken evladımıza dua etmeliyiz. Nitekim hadiste: “Anne babanın duası reddedilmez.” (Tirmizî, Birr 7)

Sözden önce hâl ile örnek olunmalı. Çocuk, öğütlerden çok yaşantıdan etkilenir. Anne babanın namazdaki huzuru, evladın kalbine yansır. “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6)

Edep mirası bırakılmalı. Tasavvufta “edep, edep, edep” denir. Çocuğun yanında konuşma, yemek, selam verme gibi halleri bilinçle sergileyin. “Onlardan kim iman etmezse, babasının imanından ona fayda yoktur; kim iman ederse, babasının küfrü ona zarar vermez.” (Lokman, 33’den işaret)

Ehl-i Beyt sevgisini aşılayalım. Evladımıza Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in ve Ehl-i Beyt’in sevgisini anlatalım. Muhammedi sevgiyle yetişen kalp, kolay kolay kötüye kaymaz. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 163)

Tevekkül ve teslimiyeti öğretelim. Zorluk anlarında şikayet değil, “Allah bize yeter” diyerek sabırla örnek olalım. “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu yahudi, hristiyan veya mecusî yapar.” (Buhârî, Cenâiz 80; Müslim, Kader 22)

Kalbî temizlik aşılayalım. Çocuğumuza “kimseyi kırma, kul hakkı yeme” diye öğretelim. Bu, tasavvufun özüdür. “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (En‘âm, 164)

Anne baba, evladın kaderine hükmeden bir ilahî güç değildir; ama evladın hâlini besleyen en güçlü vesiledir. Ehl-i Beyt’te olduğu gibi bu hâl nur zinciri olarak aktarılabilir. Buradan bize düşen, hem kendi hâlimizi arındırmak hem de evladımıza saf bir yöneliş bırakmaktır.

Yorum yapın