Aşkın ne olduğunu biliyor musunuz? Aşk, kulun bir ruh haletidir ki, orada akıl ve iman tümüyle devre dışıdır. Öylece seven kendisini sevdiğinde yok eder.
Aşk, insana verilmiş bir imtihan tecellisidir. Akıl sükût eder, kalp yanar; ama bu yanış eğer ilahî yöne yönelmemişse, insanı hakikatten uzaklaştırır. Gerçek aşk, yakarken de diriltendir. “O’dur ki sever ve sevilendir.” (Maide, 54)
Hele inat ve gururu bir yana bırakıp adamakıllı düşünelim… Zira gurur, olayın esasına inmeye en büyük perdedir. Gurur yıkılmadan asla hakikate varılamaz.
Şimdi düşünelim… Bu şekilde bir durum rabbul âlemin için olabilir mi? Allah sever Allah aşık olmaz. Çünkü Allah gelip kendisini yarattığında hâşâ yok mu edecek? Allah’ın sevgisi, zatîdir; mahlûk gibi duygusal değildir. O’nun sevgisi yaratmaya vesiledir; aşkı değil, Rahmeti harekete geçirir. “O, hiçbir şeye muhtaç değildir; siz O’na muhtaçsınız.” (Fâtır, 15)
Ki zaten bu durum kulun hayâlında ürettiği bir haleti ruhtur ki, tasvip edilemez. Zira mutlak vücut sahibi olan Allah, yarattığı kulunda kendisini yok mu edecek? Böyle bir şey zaten muhaldir.
Allah’ın zatına yokluk isnadı küfür olur. O ezelîdir, ebedîdir; ne başı vardır ne sonu. Kulun “aşkla kendini yok etmesi” bir hayalden ibarettir. “O, evveldir ve ahirdir, zâhirdir ve bâtındır.” (Hadid, 3)
Kul ise, bunu zihnen başarabilir. Çünkü kul mahlûktur ve kendisine göre bir vücut sahibidir. Kulun “yok olma” sanrısı, nefsin incelmiş bir hâlidir. Hakikatte yok olan nefistir, var olan ise Allah’ın ilmindeki sûrettir. “Her şey helâk olucudur, ancak O’nun Zâtı bâkîdir.” (Kasas, 88)
İşte Allah tarafından kendisine vücut verilen insan, bu mevcudiyetini zihnen ya başka insanda veya kendisini yaratanda yok edebilir. Ki bu yok edişi sadece kendi zannınca olacaktır ki, karşıdaki insan için böyle bir şey yoktur. Zannî fenâ, vehimdir; hakiki fenâ, marifettir. Zihinde değil, kalpte olur. “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” (Ra’d, 28)
Zira bu zihnen yok ediliş tümüyle âşık olan için geçerli bir durumdur ki, karşıdaki kişi, âşık olan kişinin zihnen kendini hipnotize ederek elde ettiği bu haleti ruhtan haberi bile yoktur. İnsan kendi zannının tutsağıdır. Zihninde ilahlaştırdığı her şey, onu esir eder. Hakiki aşk esaret değil, özgürlüktür; çünkü Hakk’a bağlar. “Siz Allah’ı bırakıp putlara tapıyorsunuz.” (Ankebut, 17)
Zira dildeki tat gibidir ki, ancak tadan o tadı bilir ve dışarıdan gözükmez. İşte bu haleti ruhu, İslam da tasvip edilmiyor. Hakikatin tadı, kalpte hissedilir; fakat İslam, bu hissi ölçüye bağlar. İlahi aşk, şeriatsız olmaz. “Allah’ın sınırlarını aşmayın.” (Bakara, 229)
Zira kişilik fiziken ortadan kaldırılmıyor, zihnen kişilik yok ediliyor. Oysaki Allah, bilinmek istemiş ve şuurlu varlıklar ve nihayetinde mükemmel olmak üzere insanı var etmiştir.
Bilinç, Allah’ın insana verdiği “emanet akıl”dır. O bilinçle Allah bilinir, sevgiyle tanınır. Bilinci silmek değil, Allah’a yöneltmek gerekir. “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, mahlûku yarattım.” (Kudsî mana)
Siz insanı aşk hipnotizesiyle bilincini mat ederseniz, artık kim bilecek artık. İşte bilinmek istemesi ve bilmesi için insanı yaratması, insan da olan bilinç, işte Allah emanetidir. Aşk, bilinci yok etmez; bilinci Allah’a yöneltir. Hakiki aşk, farkındalığın zirvesidir. “Allah size bilmediklerinizi öğretir.” (Bakara, 151)
Bu bilinç mat edilerek ortadan kaldırmak çok büyük vebaldir. Bu bilinç, Allah’ın insana verdiği en büyük emanettir. İşte o zaman Allah’ın emanetine de ihanet edilmiş olacak. Bilinç, insanda Allah’ın “Alîm” isminin yansımasıdır. Onu kapatmak, ilmin nurunu söndürmektir. “Emanetlere riayet edin.” (Nisa, 58)
İşte bunu Allah bizden istememektedir. Allah sevmeyi ve sevilmeyi bizden istemektedir. Allah, kullarının “yok olmasını” değil, “bilerek sevmesini” ister. Sevgi, idrakle güzeldir; idraksiz sevgi fitneye dönüşür. “O, sizi sevdiği gibi siz de O’nu seversiniz.” (Maide, 54)
İnşallah anlatmakta aciz kalmadım. Lütfen bu konu çok önemli bir konudur. Anlaşılmadıysa, istediğiniz noktasını sorabilirsiniz. Hakikat sözleri kalpten çıktığında, mutlaka bir kalpte yankılanır. Aşkın hakikatini bilmek, ilmin şükrüdür. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
Fenafillah hali ise, kişinin varlığının her bir noktasını oluşturan yapının, Allah’ın mutlak kuvvet ve kudretiyle var edildiğini, kendisinin hiçbir şeyinin mutlak surette kendisine ait olmadığını, ve bu seyir sonucu tüm fiil ve davranışlarını kendisini yaratanın kendisinden istediği gibi dizayn etmesini sağlamasıyla, kişide fenafillah seyri oluşur. Fenâfillah, “ben”in Hakk’a dönüşüdür. Yokluk zannı değil, varlığın Hakk’a iadesidir. “Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz.” (Bakara, 156)
Burada Anlattığımız ise, kişinin kendi bilincini hipnoz ederek, kendi varlığını zihnen ortadan kaldırmasıdır. Zihinsel yokluk, nefsi uyuşturur; fenâ ise, nefsi arındırır. Aradaki fark, nur ile karanlık gibidir. “Allah, dilediğini nuruna kavuşturur.” (Nur, 35)
Burada helal haram çizgisine riayet ve Allah’ın mutlak kudretini seyr diye bir durum yoktur. Fenâfillah şeriatla sınırlıdır. Şeriatsız fenâ, delilik olur. Çünkü aşkı koruyan zırh, helal-haram ölçüsüdür. “Kim Allah’ın hududunu aşarsa, kendine zulmetmiş olur.” (Talâk, 1)
Ama fenafillâh olayı, tümüyle, Allah’ın istediği şekilde kulun kendisini dizaynı ve mutlak kuvvet ve kudreti seyir vardır. İşte bilinmek istedim varlığı yarattım sırrının ilk seyri burada başlar.
Fenâfillah, varlığın Hakk’a iadesidir. Kul artık “ben yaptım” demez; “Allah yaptı” bilinciyle yaşar. Bu hâl marifetin zirvesidir. “Atan sen değildin, atan Allah’tı.” (Enfal, 17)
Yani bu konunun aşk ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Olayın mahiyetini bilmeyenler, bunları bir birine karıştırır. Tüm olay budur. Hakikatte aşk bir köprüdür; ama fenâfillah bir varış makamıdır. Aşk, kulun yola çıkışıdır; fenâ ise, yolun sahibine kavuşmasıdır. “Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin.” (Kehf, 110)
Aşk, fani bir hissin ilahîleştirilmesidir; fenâfillah ise, faniliğin Hak’ta yok olmasıdır. Birinde “ben yok olayım” arzusu vardır, diğerinde “O’ndan başka yok” idraki. Aşk nefsi yakar, fenâ nefsin küllerinden hakikati çıkarır. Gerçek aşk, Allah’ın isimlerini insanda diri kılmaktır. Aşkta kaybolan, marifette bulunur. Fakat marifet olmadan aşk, put olur.
Aşkını bilince bağla; duygu değil, idrak seni yönetsin. Aşkı ilahî kanuna bağlamazsan, seni kendinden eder. Fenâfillah, “ben yokum” değil; “O var” demektir.
Hangi sevgi, seni Allah’a götürmüyorsa, o sevgi nefsin tuzağıdır. Aşkını imanla, bilincini marifetle besle; o zaman fenâ kapısı sana açılır.