262) BAL MUHABBETİ

Bal muhabbeti değil, balın tadını hissettirmeye çalışan senin dostundur. Hakiki dost, seni bilginin etrafında döndürmez; tadına ulaştırır.

Balın tadı, hakikatin zevkidir; onun muhabbeti ise kelimelerin gürültüsüdür. Söz kulağa bal gibidir, ama hakikat kalbe şifadır. Tatmadıkça bilmezsin.

Ama ne yazık ki burada firak vardır. Firak (ayrılık), muhabbetin kaçınılmaz sonucudur. Çünkü hakikati arayan, çoğu kez kalabalıktan ayrılır. Balın tadını arayan, arının sokağına girmeye razı olur. “Biz insanı zorluk içinde yarattık.” (Beled 4) Zira ayrılık, vuslatın eşiğidir.

Balın muhabbetini hissettirmeye çalışan kişiler firak yaşar. Hakikati konuşanlar, çoğu zaman yalnız bırakılır. Çünkü insanlar tatlı sözü sever, ama o sözün gerektirdiği meşakkatten kaçar. Hak sözü söylerken, kalabalığın sessizliğini göze al. “Nice peygamber, yanında az kişiyle kaldı.” (Âl-i İmrân 146, meâl)

İnsanlığa balın muhabbeti tatlı gelirken, balın içeriğine ulaşım meşakkatli görünür. İnsan, duymayı sever; yaşamaya gelince geri durur. Söz, şeker gibidir; amel, emek ister. Balın özü, alın terindedir. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 39) Tatlıyı herkes ister; ama arının sokağına az kişi girer.

Çünkü gidip çalışacak, arı besleyecek, arılar onu sokacak, canı acıyacak, şişecek, bazen zehirleyecek; dolayısıyla alıp tat etmesi nefse ağır gelecektir.

Nefis, acıya dayanamadığı için hakikatin zevkini tadamaz. Oysa acının içinden geçmeyen bal, ham kalır. Her sokulma, bir arınmadır. “Zorlukla beraber kolaylık vardır.” (İnşirâh 5–6) Zehirsiz bal olmaz.

Ama balın tadının muhabbeti kişiye tatlı gelir. Nefis, anlatmayı sever; tatmayı değil. Çünkü anlatmak sorumluluktan kaçıktır. Tadına varmak, bedel ister. Dinlemek kolaydır; tatmak yürek ister. Kalp tatmadıkça dil susmaz.

Anlatılır, üzerinde muhabbetler uzar; arıdan, kovanından, sokmasından, zehrinden bahsedilir. Bilgi çoğaldıkça hakikat uzaklaşır, eğer kalp devrede değilse. İlmi lafızla sınırlayan, kovanı över ama bala ulaşamaz. “İlim, amel edilmedikçe yük olur.” (Hadis-i şerif meali) Kovanı konuşan, balı unutmuştur.

Hatta üzerine tezler yazılır, öğrenciler doktora yapar, profesör olunur. Hakikati okumak başka, yaşamak başkadır. Kalem, balın kokusunu bilir ama tadını bilmez. “İlim çoktur; ama azı yeter.” (Hadis-i şerif) Satırla değil, sabırla olur.

Üzerine yapılan popülizm ile sermaye döner; mal satılır, mal alınır, dünyevî zenginleşme büyür. Hakikat, ticaret malı değildir.

Hakikat konuşuldukça kazanılmaya başlandıysa, orada nur değil duman vardır. “Dünya, âhiretin tarlasıdır.” (Hadis-i şerif) Hakikati satan, tadını kaybeder.

Çarklar döner, daha ne olsun… Kalabalığın alkışı, hakikatin suskunluğudur. Çark döner ama kalpler durur. “Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler.” (Nahl 107) Dönen çarkın sesi, sessiz kalplerin ağıtıdır.

Ama tümü balın evreleri ve yetişme bahsi üzerine idi. Hakikatin çevresinde dönmek kolaydır; içine girmek zor. Arı, balı anlatmaz; yapar. Hakikati bilen, konuşmaz; yaşar. Amel eden bilir. Arı gibi ol; az konuş, çok üret.

Balın kendisini bizzat yetiştirenler, kendini adayanlardır; tüm meşakkati göze alanlar yetiştirir. Hakikat, adanmışlığa açılır. Emek olmadan hikmet açılmaz. Kendini bala adayan, zehri tatlıya çevirir. “Kim Allah için bir adım atarsa, Allah ona on adım yaklaşır.” (Hadis-i şerif) Meşakkat, hakikat kapısının anahtarıdır.

Balın kendisine ulaşımı izah edenler ve “gayrısı kâr etmez” diyenler yalnızlığa terk edilir. Hakikati savunan, çoğu zaman sessizliğe mahkûm edilir. Fakat yalnızlık, Hakk’ın özel misafirliğidir. “Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153) Yalnız kalan, kalabalığa dönüşür.

Balın üzerine hikâyeler oluşturanlara karşı durup, balın kendisine ulaşımı savunanlar sürgün edilir, susturulur. Hakikati koruyan, her devirde suskunluğa mahkûm edilmiştir.

Fakat susturulan diller, Hakk’ın lisanı olur. “Nice nebîler öldürüldü, ama davası ölmedi.” (Bakara 91, meâl) Susmak da bir zikirdir.

Çünkü balın hikâyesinden kazanç elde edenlerin kovanına çomak sokmuş, bala kavuşmak isteyenleri uyandırmıştır.

Hakikat konuşulduğunda, menfaat titrer. Uyuyan kalpler uyandığında, düzen sarsılır. Bu yüzden hakikati anlatanlar genelde yara alır. “Gerçek, batılı yıkar.” (Enbiyâ 18) Balın kokusu, sahte kovanı ele verir.

Sonra firak oluşur. Ayrılık, hakikat yolcusunun bedelidir. Fakat bu firak, vuslata giden kapıdır. Çünkü Hakk’a yakınlık, halktan uzaklıkla başlar. “Biz, Rablerine kavuşacaklarına kesin inananlardanız.” (Bakara 46) Firak, vuslatın ilk adımıdır.

“Bal”, hakikatin tadı; “bal muhabbeti” ise lafızdır. Hakikat, acının içinden damlar. Meşakkat olmadan tat oluşmaz. Sözle doyanlar kalır; sabırla arayanlar balı bulur. Gerçeği söyleyen yalnızlaşır; ama o yalnızlık, Hakk’ın yakınlığıdır.

Tatmadan inanma; inanarak tat. Kovanın sesi değil, balın özü esastır. Balın acısını göze alan, şifasına erişir. Hakikati savunan, yalnız kalır; ama yalnız kalmak Hakk’la kalmaktır. Söz değil, zevk kalbe şifa verir.