“İki günü eşit olan zarardadır.” Bu nebevî hikmet, zamanın içindeki sırra işaret eder. Zira zaman, sadece akan bir ölçü değil; insanın gerçek sermayesidir. Bu sermaye, ya hakikate doğru birikerek kulun ebediyetini inşa eder ya da gafletle tüketilerek ruhu kurutur.
Bu hadîs-i şerifi şöyle izah edebiliriz: Diyelim ki bugün 10 defa “Allah Allah” zikri çektin, yarın 15, sonra 20… Her gün üzerine koyarak gidersen, bir zaman gelir ki 24 saat bile yetmez olur.
Oysa bu yol böyle değil. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hadisinde “her gün mutlaka sayıyı artırın” demedi; maksadı hâli artırmaktı, şekli değil. Çünkü O aynı zamanda şöyle buyurdu: “Allah’a en sevimli amel, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhârî, Müslim)
Demek ki zikirde esas olan çokluk değil, istikrardır. Sayıya odaklanan kalp zamanla yorulur; ama hazmedilerek yapılan, düzenli bir zikir kalbi diri tutar. Asıl olan sayıyı değil, hâli artırmaktır.
Bu sözü, kalbin uyanıklığı ve nefsin murakabesi olarak anlamalıyız. İnsanın iki günü bir olursa, manen durgunlaşır, hatta fark etmeden gerilemeye başlar. Çünkü seyr-u sülûk durağanlık kabul etmez; ilerlemeyen ruh, nefsin egemenliğinde erimeye başlar.
Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Gerçekten insan ziyan içindedir; ancak iman edip salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.” (el-Asr, 103/1-3) Demek ki bu ziyan dışarıdan değil; içeriden başlar. Sessiz, sinsî ve fark edilmeden gelen bir gerileyiştir.
Zamanın infakı, her gün yeni bir açılımdır. Maddî hayattaki kazanım nasıl günlük çabaya bağlıysa, manevî sermaye de ancak istikrarlı ibadetle korunur. Bugün işe gidip bir şeyler kazanan ama yarın tembellik eden kişi, dünkü birikiminden harcar.
Aynı şekilde, bugün zikirle, tefekkürle, Kur’an’la beslenen ruh; ertesi gün ihmal edilirse, dünkü nurdan tüketmeye başlar. Bu çoğu zaman hissedilmez ama derinden eksiltir.
Nitekim Kur’ân şöyle haber verir: “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (en-Necm, 53/39) Kalp de her gün yeniden nazar ister, yeni bir nefes, yeni bir vuslat arar. Çünkü ruh, Rabbinden gelen bir sırdır. Ve o sır, ancak sürekli bağ ile beslendiğinde canlı kalır.
Az da olsa sürekli amel bu yüzden esastır. Süreklilik, istikameti doğurur; istikamet ise vuslata giden yolun mihveridir. Amellerde devamlılıkla seyrin istikrarı oluşur. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bu noktada net olarak buyurur: “Amellerin Allah’a en sevimli olanı, az da olsa devamlı olanıdır.”
Burada mesele sayılar üzerinde hergün peyderpey ortaya çıkan bir atış değil; istikrarlı bir gönül bağlılığıdır. Ve mutlak teslimiyettir. Çünkü çok olan geçici olabilir; ama az da olsa düzenli yapılan ibadet, kalbe nakşolur.
Bu nakış zamanla derinleşir, kalpte bir letafet oluşturur. Tıpkı her gün az su verilen bir fidanın kök salması gibi… Bugün “Allah” ismini 10 defa zikredip yarın 15’e çıkarmak güzel bir artıştır. Fakat bu, bir sayı takıntısı değil; ruhun istikrarıdır.
Yoksa aşırı yüklenen ibadet, bir süre sonra kalbi yorar. Ve yorulan kalp, kendini geri çeker. Oysa nefes nefese de olsa yürüyen yolcu, istikametten sapmaz. Tasavvuf ehli, zikri çoklukla değil; devamla değerlendirir. Çünkü vuslat bir anda değil, adım adım olur. Ruhî sermaye ve günlük kazanç, kişiyi özüyle buluşturur.
Açık bir örnekle izah edelim: Bugün 100 lira kazanıp 30 lirasını harcayan bir kişi, 70 lira biriktirir. Ama ertesi gün çalışmazsa, yine 30 lira harcamaya devam eder ve birikimi tükenmeye başlar. Ruh da aynıdır. Bugün “Lâ ilâhe illallah” zikriyle aydınlanan bir kalp, ertesi gün zikirden mahrum kalırsa, dünün nurundan eksiltir.
Bu yüzden her gün az da olsa bir manevî çaba lazımdır. Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O’nu sabah akşam tesbih edin.” (Ahzâb, 33/41-42) ikirsiz geçen bir gün, kalbin gıdasız kalması gibidir. Ruhun nuru azalır, nefsin karanlığı baş gösterir.
Tıpkı çalışmayan insanın sermayesinin tükenmesi gibi… Kalp de, çalışmadığı gün gaflete kayar. Bu yüzden manevî kazanç ihmal edilmemeli, her gün işlenmelidir.
İstikamette sebat, hakikate yürüyüş sağlar. Mana yolunda seyr-u sülûk, her gün biraz daha ileri adım atmakla mümkündür. Zira ruh ya inkişaf eder ya da geriler; kalp sabit durmaz. “İki günü eşit olan zarardadır” hadisi, yalnızca nicelik değil, nitelik bakımından da bir uyarıdır.
Dünle aynı hâlde kalan bir kalp, yavaşça alışkanlığa, oradan da gaflete düşer. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr, 59/18) Bu ayet, her günü bir hazırlık, bir tefekkür ve bir dönüşüm fırsatı olarak görmemizi ister. Çünkü Allah’a yaklaşmak bir anda olan değil; her anda inşa edilen bir yürüyüştür. Ve bu yürüyüşte sadâkat, sabır ve süreklilik en büyük azıktır.
Unutma ki; bir gün ihmal edersen, önceki günün nurunu tüketmeye başlarsın. Ama her gün azar azar ruhunu beslersen, içten içe derinleşir, Hakk’a yaklaşır ve nefsi susturursun. İşte bu hâl, gerçek seyrin kapısını aralar.