249) TESLİMİYET NEDİR?

İslam’ın teslimiyeti, test usulü bir şeyler bilip sınıfı geçme olayı değildir. İslam’ın teslimiyeti, kalbin huşu ve huzuru elde edip Rabb’e olan tevessülü (yakınlık isteğini) hissediştir.

Teslimiyet, bilginin değil hâlin işidir. Kâğıt üzerindeki bilgi, gönüldeki huzura dönüşmedikçe sadece ezber olarak kalır. İslam’ın özü, kalbin Allah’a tam yönelmesidir. Bu yöneliş, huşu (saygıyla titreme) ve huzur (Rabbin huzurunda olma bilinci) ile yoğrulur.

Gerçek teslimiyet, kalpteki ilmin fiile dönüşmesidir. Zira hiçbir sahabe, hiçbir üniversite okumadı ama her biri salim (temiz) bir kalp ile Hakk’ın Resulü’ne can-ı gönülden teslimdi.

İlmin kaynağı okul değil, imanın olgunluğudur. Sahabe, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e öyle bir teslimiyetle bağlandı ki, sözünü duyar duymaz gönlünde iman ateşi yanardı. Çünkü sahabeler “bilgiyle” değil, “güvenle” iman ettiler. Kalpleri temizdi; o temizlik, vahyin nurunu doğrudan yansıttı.

İşte küffar (kâfirler), nifak tohumu ekerek bu teslimiyeti yok etti. Ümmetin çocuklarını Peygamber’den uzaklaştırarak yetim bıraktı. Sonra da yalnızlaşan kullara aç kurt gibi saldırdı ve Allah ile arasındaki bağı koparıp imanından mahrum eyledi.

Nifak, kalpteki güveni parçalar. Günümüz insanı da ilimle dolu ama teslimiyetten uzaksa, o ilim kalbini taşlaştırır. Şeytan, aklı yüceltip kalbi susturarak insanı teslimiyetten koparır. Böylece kul, aklıyla konuşur ama kalbiyle susar. Teslimiyetin yokluğu, yetimliktir; çünkü yetim, rehbersiz kalandır.

Tasavvuf dersi, İbn Arabî’nin veya diğer İslam büyüklerinin ârifler için yazdıkları yazıtlara heveslenip okuyup anlatmak değildir. Tasavvuf dersi, bizzat hâlin karşı tarafa yansıtmaktır.

Tasavvuf, kitap bilgisi değil, kalp irtibatıdır. İbn Arabî’nin yazdıkları, hâli yaşayanlar için rehberdir; ama hâl yaşamadan o kelimeler sadece süslü laf olarak kalır.

Tasavvuf, bilgiyi aktarmak değil, hâli hissettirmektir. Hâl geçmeyince, söz kuru kalır. Bunun yolu, ötelerden ötelere uzanan ilmin dille anlatımı değil, ötelerden ötelere uzanan teslimiyetin hâlini kalben derk etmeyi hissettirmektir.

Gerçek irfan, kalp yolculuğudur. Ötelerden ötelere giden ilim, dil ile değil, gönül ile taşınır. Teslimiyet, insanı bu yolun taşıyıcısı yapar. Çünkü ilim anlatır, hâl yaşatır.

İlmin bereketi, teslimiyetle birleştiğinde “marifet”e dönüşür. Bunun yolu da tam teslimiyetten geçer. Onun için de sen, teslimiyetin yolunu sun. Tüm anlatışın ve hissettirişin, teslimiyet ilmi olsun. Zaten teslimiyete eren, olayı fark eder.

Teslimiyet, en büyük öğretmendir. Anlatmadan anlatır, göstermeden gösterir. Gerçek mürşit, hâliyle öğretendir. Teslim olan kimse, olayları “neden” değil, “nasıl hikmetle” sorusuyla görür.

Teslimiyetin yolu, kalbi Rabbin hükmüne açmaktır. Gerisi, farkı yaşayanların hâlini anlatımı olur ki, bu kimseye bir şey katmaz. Sadece laf kalabalığı olur ve bu, anlatanın kibrine kibir katar. Dinleyiciyi de ucuba (kendini beğenmeye) boğar ve adeta ucube eder.

Hâlsiz bilgi, kalbi büyütmez, kibri büyütür. Fark yaşanmadan fark anlatmak, kendini övme hastalığına dönüşür. Kibrin dili tatlıdır ama kalbi zehirler. Teslimiyetin dili ise sükûttur; çünkü sükût, marifetin sesidir. Hakikati bilmek, susarak ona teslim olmaktır.

“Ey iman edenler! Allah’a teslim olun ve Resul’e tam bir teslimiyetle uyun.” (Nisâ, 59) “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.” (Ra’d, 28) “Onlar ‘işittik ve itaat ettik’ derler. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Nur, 51)

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Teslimiyet, imanın özüdür. Kim teslim olursa güvende olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned) İlim, amel ile; amel, teslimiyet ile kemale erer.