377) AŞKIN HAKİKATİ, TUZAKLARI VE MÜRŞİD ÖĞRETİSİ

Aşkın hakikati, tek yönlü olup genelde tasavvuf yolunda yeni başlayanlarda olan bir haslettir. Onlar için, daha çocukturlar, gelişecek diye öneren zen ustaları olmuştur. Ama bu sadece bir tuzaktır.

Onun için de zen ustalarından uzak durup sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin öğretisiyle Hakk’a yaklaşmak zorundayız.

Bunu Ahzâb Sûresi 21. ayet-i kerimesinde Allah Teâlâ açıkça ifade ediyordur: “Andolsun ki Allah’ın Resulünde sizin için uyulacak en güzel bir örnek var. O, Allah’tan ve ahiret gününden umutlanan ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için en güzel örnektir.” İşte bu ayet gereği tüm zen ustaları ve sair kişilerden uzaklaşıp tek muallim olana yönelmek zorundayız.

Aşk yolunun başını çocukluk devresi olarak görürüm. Çocuk yürümeye başlarken her gördüğüne koşar, her sese döner, her renge aldanır. Manevî yolun başındaki aşk hâli de böyledir; tek yönlüdür, yakar ama okutmaz, koşturur ama düşündürmez.

Bu yüzden nice “zen ustası”, nice “Doğu rehberi”, nice “enerji hocası” bu tek yönlü akışı kendine bağlamak ister.

Sen aşkı, içindeki boşluğu dolduran ilk sıcaklık sanırsın; oysa o sıcaklık, seni hakikate değil, kişiye bağlayabilir.

İşte bu gizli tuzaktan dolayı diyorum ki: Aşkın tek yönlü akışını, tek doğru istikamete çevirmek zorundayım; o istikamet de Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizdir.

Zen ustası dediklerim, sadece belli bir felsefi ekol değil; her çağda, her coğrafyada, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin yerine geçmeye çalışan, insanın aşkını kendine bağlayan tüm şahıslardır.

Kim ki “Bensiz olmaz.” diyor, kim ki “Beni kaybedersen yolu kaybedersin.” diyorsa, bilirim ki orada aşkın tek yönlü akışı bir kişiye kanalize edilmiştir.

Hâlbuki yol, Resulullah’ın yoludur; kişi ancak o yoldan yürüdüğü kadar değer taşır. Kişiyi merkeze alan her aşk, “ben”in bakışını hakikatin dışına iter.

Ahzâb Sûresi 21. ayet-i kerime mihenk taşıdır. Zira Allah Teâlâ diyor ki: “En güzel örnek, Resuldedir.” O hâlde benim aşkımı da, sevgimi de, muhabbetimi de o örneğe göre tartmam gerekir.

Bir yol, beni Kur’an’dan uzaklaştırıyor; bir söz, beni Resul’ün sünnetinden koparıyor; bir rehber, beni “sorgusuz sualsiz teslimiyet” adı altında kendi şahsına kilitliyorsa, o aşk, hakikate açılan kapı değil, nefsî bir labirenttir. Ben aşkın bu tek yönlü akışını, Resul’ün izine bağlamadıkça, içimdeki sıcaklık beni ısıtmaz, yakar.

Resulüm Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimin şu beyanını kendime düstur ederim: “Ben size, sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve benim Sünnetim.” (Muvatta, Kader 3; Hâkim, el-Müstedrek)


Burada açıkça görülüyor ki, yolun teminatı kişilere değil, Kitap ve Sünnet’e bağlılıktadır. Ben aşkımı bir zâta, bir ekole, bir felsefeye değil, Kitap ve Sünnet ışığında Rabbime yöneltmek zorundayım. Çünkü kişi beşerdir, şaşar; ama Kur’an şaşmaz, Resulün sünneti sapmaz.

Aşkın hakikati tek yönlüdür dedim; çünkü aşkta, âşık olan kendini hep eksik, karşı tarafı hep tam görür. Bu hâl, eğer Resul’e ve Allah’a yönelmişse, edep ve teslimiyet doğurur; ama bir beşere yönelmişse, aklı ve iradeyi felç eder.

İşte tasavvuf yolunda yeni başlayanların aşkı, eğer ilme, takvaya, huşuya, haşyete ve muhabbete dönüşmüyorsa, kalbin çocukluk hâli olarak kalır. İstiyorum ki aşk, “ben”i orada tutan bir zindan değil, “ben”i muhabbetullah sahasına taşıyan ilk dalga olsun. İlk dalgaya takılıp kaldığımda, sahilin ferahlığını hiç göremem.

Kendi nefsime şunu söylerim: “Zen ustalarına değil, ‘Üsvetün hasene’ olan Resule bak.” Benim ustam, gözüyle gördüğüm bir derviş değil; Kur’an’ın “örnek” diye nitelediği Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimdir.

Onu araya koymadan aşkı konuşursam, aşk, beni hakikate değil, şahsa bağlar. Onu araya koyarak aşkı konuşursam, aşk, beni beşere değil, Allah’a götüren bir merhale olur. O yüzden diyorum ki: Aşkı inkâr etmiyorum; ama aşkın tek rehberini Resulullah olarak ilan ediyorum.

Bu yüzden kalbimde şöyle bir ölçü tuttum: Beni Allah’a yaklaştırmayan, Kur’an’a sarılmaya götürmeyen, Resul’ün sünnetini sevdirmeyen hiçbir aşkı kabul etmiyorum.

Adı aşk da olsa, beni kişiye mahkûm eden her bağlılığı bırakmaya niyet ediyorum. Çünkü bilirim ki aşk, tek yönlü bir akıştır; yanlış yatağa dökülürse bataklık olur, Resul’ün izine bağlanırsa rahmet ırmağına dönüşür.

Ben rahmet ırmağında yıkanmak için aşkın çocukluk elbisesini çıkarıp muhabbetullahın kemâl elbisesine bürünmeye talibim.