Nefsi levvame derler buna… Nefsim biraz sesli düşünür olmuş.
Nefsin kendi kendine konuşmaya başlaması, levvâme (kendini kınayan) mertebesine işarettir. Bu mertebede kişi artık nefsini dış bir düşman gibi görür, onun sesini kendinden ayrı hisseder. Bu ayrılma, hakikatte uyanışın ilk perdesidir; çünkü insan, kendini seyretmeye başladığında, nefsin hilelerini çözmeye başlar. Mana erleri der ki: “İnsanın uyandığı ilk an, kendine ilk defa yabancılaşmasıdır.”
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona fücurunu ve takvâsını ilham edene andolsun.” (Şems 91/7-8) “Gerçek mücahid, nefsiyle mücadele edendir.” (Tirmizî, Fedâil, 2)
Sus, konuşma levmelerini. Beni dinlemiyor. Kedi gibi mırıldanıyor.
Nefs, terbiye edilmeye başladığında daha çok konuşur; çünkü hükmü elinden alınacağını hisseder. Mırıldanması, içten içe itirazının işaretidir. Nefsin mırıldanışı bazen bir kedi gibi masum görünür ama özünde sahibini avlamak isteyen bir hile taşır. Mana erleri: “Nefsin sessizliği, doygunluğundandır; mırıldanması açlığındandır.”
“Şeytan size fakirliği vaat eder ve sizi çirkin şeylere yönlendirir.” (Bakara 2/268) “Kalpte bir et parçası vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur. O bozulursa bedenin tamamı bozulur. İşte o kalptir.” (Buhârî, Îman, 39)
Uslu olmazsa döveceğim artık. Sordum. Dedi: Yok.
Susmayacak, mırıldanacağım.
Nefs, “döveceğim” tehdidine rağmen direnir; çünkü nefsi dövmek aslında arzularını kısmaktır. Arzular kısılınca nefis acı çeker ve “mırıldanırım” diyerek isyana kalkar. Levvâme nefsi işte böyle çocuksu bir inat taşır. Mana erleri: “Nefsini dövmeyen, nefsinden dayak yer.”
“Hevâsını ilah edinen kişiyi gördün mü?” (Câsiye 45/23) “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışan kişidir.” (Tirmizî, Kıyamet, 25)
En iyisi aç bırakayım. Çünkü ‘aç ayı oynamaz’ derler. Bilmem ki, ya gene susmazsa en sonunda idam edeceğim.
Burada “aç bırakmak”, nefsi arzularından kesmektir. Bu, oruçla, riyazetle, sabırla olur. Nefis aç bırakıldıkça susar ama bazen tam tersi olur: daha çok bağırır. “İdam edeceğim” ise nefsi tamamen teslim almayı sembolize eder. Hakikat yolcuları der ki: “Nefsin ölümü, hakikatin doğumudur.”
“Kim Rabb’inin makamından korkar ve nefsini hevasından alıkoyarsa, onun varacağı yer elbette cennettir.” (Nâziât 79/40-41) “Nefsine en çok düşman olan, Rabbine en yakın olandır.” (Beyhakî, Zühd, 2)
Ya bıldırcın eti istese direkt 4. semaya Hz. Musa’ya (a.s.) göndereceğim. Ne yapacağım acep, susmazsa Hz. Harun’a (a.s.) diyeyim, sahip çıksın da bir buzağı bulmasın bari. Buzağı bulsa daha tehlikeli.
Bu satırlarda nefis, İsrailoğullarının imtihanına benzetilmiş. Musa’ya (a.s.) gitmek istemesi, nefsi ilahî kelamla susturmak arzusu gibidir. Fakat nefis Harun’u (a.s.) dinlemeyip buzağı yapacak kadar inatçıdır. “Buzağı bulmasın bari” sözü, nefsin bir put bulup ona bağlanma tehlikesini temsil eder. Mana erleri der ki: “Her nefsin bir buzağısı vardır; kiminki altın, kiminki şehvet, kiminki nefstir.”
“Sonra buzağıya tapınarak zalim oldular.” (Bakara 2/92) “Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi maldır.” (Tirmizî, Zühd, 26)
Aslında en iyisi idam edeyim de Bakara’ya ulaşsın da değsin; belki dirilir ve idam edeni söyler. ‘O olmadı.’ diyor.
Burada “Bakara’ya ulaşsın” demek, nefsi Kur’an’ın en uzun suresinin terbiyesine teslim etmek demektir. Nefsin idamı bile bazen nefsin hoşuna gider; çünkü nefis, ölmeyi dahi oyun hâline getirir: “O olmadı.” demesi bunun göstergesi. Mana erleri: “Nefs, öldüğünü sanır ama gölgesi ölmez.”
“Bu Kitap, kendisinde şüphe olmayan bir Kitap’tır; muttakiler için hidayettir.” (Bakara 2/2) “Kur’an ya aleyhinedir ya lehinedir.” (Müslim, Taharet, 3)
Diyor bana: ‘Gemi al da süslü olsun.’
Belki sultan göz diker de Hızır-Musa misafirimiz olur delmek bahanesiyle.
Gemi, kişinin hayatını temsil eder. Nefsin istediği gemi süslüdür; gösterişli dünya talebidir. Sultan göz dikmesin diye korkmak, nefsin dış güçlerce ele geçirilme riskine işaret eder. Hızır’ın gemiyi delmesi ise ilahî korumanın sırlarından biridir. Mana sözleri: “Gemi delinir, ama insan kurtulur.”
“Gemiyi deldim; çünkü peşlerinde her sağlam gemiyi zorla alan bir kral vardı.” (Kehf 18/79) “Kul için takdir olunmuş olan, onu asla şaşırmaz.” (Taberânî, Kebîr)
Yok yok, bir Hızır gelsin de kafasını uçursun. Sonra büyüyünce anne babasına isyan etmesin.
Bu satır, yine Kehf Suresi’ndeki üçüncü olayın mecazıdır. Nefsin gelecekte vereceği zarar, şimdiden sezilir. Hızır’ın çocuğu öldürmesi gibi, nefsi şimdiden yok edip ilerideki kötülüğünden korunmak vardır. Mana sözü: “Küçük isyan, büyüğün habercisidir.”
“Çocuk büyüyünce anne babasını azdırmasın diye öldürdüm.” (Kehf 18/80) “Şerri gelmeden hayrı tutun.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ)
Of. Bir konuşturdun, artık susmuyor. Şimdi de tutturmuş, Salih’in devesinin sütünü istiyor. Şimdi nereden bulalım Hz. Salih’in devesinin sütünü?
Yaramaz çocuk işte. Birçok şey istiyor.
Burada nefis, helak edici arzulara yönelmiş. Salih’in devesi, mucizedir; mucizenin sütünü istemek nefsin imkânsıza bile talip olduğunu gösterir. Nefis, mümkün olanla yetinmez; daima uç istekler üretir. Mana sözü: “Nefs, imkânsızı bile ister; çünkü arzu ederken yorulmaz.”
“Salih’in dişi devesi, Allah’ın bir mucizesidir.” (A’raf 7/73) “Kanaat bitmeyen bir hazinedir.” (Beyhakî, Şuabü’l-İman, 7)
Nedir bu derdin? Hep istersin. En iyisi atayım denize; belki bir yunus yutarsa da kurtulursun ondan.
Nefsin bitmeyen isteğine karşı ruhun yorulduğu görülüyor. “Denize atmak”, Yunus kıssasında olduğu gibi ilahî teslimiyete bırakmak demektir. Bazen nefsten kurtuluş, teslimiyetle gelir. Mana sözü: “Denize düşen nefis boğulsun diye değil, dirilsin diye düşer.”
“Balık onu yuttu; o ise kendini kınayanlardandı.” (Saffât 37/142) “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn duası, sıkıntıdaki kulun duasıdır.” (Tirmizî, Deavât, 82)
Karanlıkta korkarım. Çünkü karanlıkta tek başıma olmak istemem. Tek hırıltı ödümü patlatır. Öylece konuşup konuşup uyuya kaldı…
Karanlık, insanın iç dünyasının ıssız hâlidir. Nefis sustuğunda insan kendi sessizliğiyle kalır ve bu sessizlik bazen neftten daha korkutucudur. Tek hırıltı, nefsten gelecek küçük bir hareketin bile kişiyi ürkütmesini temsil eder. Mana sözleri: “Nefis susar, ruh konuşmaya başlar; ama insan önce suskunluğun karanlığından korkar.”
“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nur 24/35) “Karanlıkları nurlara çeviren Allah’a hamdolsun.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Nefs levvâme mertebesinde kişinin en büyük silahı farkındalıktır. Nefsin mırıldanması arttığında bil ki terbiye başlıyordur.
Nefsi aç bırakmak, arzuların sesini kısmaktır; riyazet ruhu güçlendirir. Her insanın içinde bir “buzağı” isteği vardır; put, bir eşyadan önce bir zaafın adıdır.
Dünya gemisi süslendikçe sultan göz diker; sadeleştikçe ilâhî koruma gelir. Nefis susunca ruh konuşur; fakat ruhun sesini duymadan önce insan kendi karanlığından çekinir.
Nefis, mucize ister; ruh ise tevazu ile kanaat arar. Hakikat yolunda teslimiyet, bazen Yunus’un duası gibi dipte yapılan bir secdedir.