183) ALLAH ZİKRİ SENİN İÇİN EN BÜYÜKTÜR

Zikrullah yani Allah’ın zikri en büyük ameldir. Zikrullah (Allah’ı anmak), kalbin özünde açılan bir penceredir. Bu pencere açıldığında insan kendi hakikatini fark eder. Zikir, yalnızca dilin tekrarı değil, kalbin Hakk’a yönelmesidir. Zikrin olmadığı bir kalp, yağsız kandil gibi yanmaz, ışık veremez.

Zikretmeden hiçbir şey üretilemez. Zikir olmadan ne manevi ne de maddi bir üretim tam olur. Çünkü zikir, varlığın özünü harekete geçirir. İnsan çalışır, çabalar; ama eğer zikrullah ona ruh katmazsa, ürettiği şey ruhsuz bir ceset gibidir. Zikir ise o cesede hayat nefesi verir.

Maddi, manevi, zihinsel, ruhsal, dünyevi, uhrevi her şeyi evet her şeyi ancak zikirle oluştururuz. İnsan ancak zikrullah sayesinde aklını, kalbini ve ruhunu dengeler. Dünyada işlerini düzenlerken bile zikrin nuru olmazsa, nefsin oyunlarına kapılır. Zikir hem dünyaya hem ahirete uzanan bir köprüdür. Onun için “her şey” ifadesi boşuna değildir; zikir olmadan hiçbir şey hakiki manada kemale ermez.

Hz. Zekeriya (aleyhisselam) zikirde en deha bir çalışmaya sahip olduğu için o isimle anılmıştır. Hz. Zekeriya (aleyhisselam), zikri yalnız dilinde değil kalbinde taşıdığı için bu isimle anılmıştır. Onun ismi, zikrin insanı nasıl yücelttiğine işarettir. Zikir ehlinin yolu budur; isimleri dahi zikrin bereketiyle kıymetlenir.

Aşırı zikir ehli olduğu için, “Ya Zekeriya! Kitabı kuvvetle tut” hitabına mazhar olmuştur. Zikir, kişiyi Allah’ın kelamına sımsıkı tutunmaya götürür. Allah’ın hitabına muhatap olmak, zikrin en büyük meyvesidir. Zikir insanı Kitab’a bağlar, Kitap da kişiyi Rabbine taşır.

Zekeriya’nın sonundaki hemzeye tesniye mânası verirsek, maddi ve manevi her türlü güzelliğe zikirle ulaştığı söylenilebilir. Zikir, insanı hem zahirde hem batında güzelleştirir. Maddi üretim de zikrin bereketiyle olur, manevi yükseliş de zikrin bereketiyle gerçekleşir. İki yönlü kemal, zikrin nuruyla mümkündür.

Öyle ki, ağaç kovuğunun içinde kesildiğinde, ay bile dememiştir. Zikir öyle bir sabır ve teslimiyet verir ki, en ağır imtihanda bile kalp sarsılmaz. Hz. Zekeriya’nın (aleyhisselam) suskunluğu, zikrin ona verdiği teslimiyetin göstergesidir. Zikir, canın feryadını bile susturur ve kalbi yalnız Allah’a bağlar.

Çünkü yaptığı zikir sonucu, maddi ve manevi âlemlerin ilmini cem etmişti. Zikir, yalnız bir ibadet değil, aynı zamanda bir ilimdir. Zikreden kişi, hem maddi düzenin sırlarına, hem de manevi hakikatlerin derinliklerine vâkıf olur. Zikir, aklı ve kalbi birleştirerek insanı hakikate taşır.

Zikretmek, madden ve manen yani fiziksel ve zihinsel bir hizmet ve üretim biçimidir. Zikir, sadece dilin tekrarı değildir; insanın bütün varlığını harekete geçiren bir üretimdir. Bedeni harekete geçirir, aklı arındırır, kalbi genişletir, ruhu yüceltir. Zikirle insan hem hizmet eder hem de kendini inşa eder.

Ayetlere dikkat ettiğimizde, “zikrullahi ekber” olarak bize bildirilmiştir. Kur’an’da zikrin “en büyük” olduğu açıkça bildirilmektedir. Çünkü zikir, ibadetlerin özüdür. Namaz, oruç, hac; hepsi zikri beslemek içindir. Zikir olmadan ibadet, kalpsiz bir bedenden ibarettir.

Zikirden uzak kalan ise, fasid bir dairede ömrünü tüketir. Zikirsiz bir hayat, kısır döngüdür. İnsan koşar, çalışır, tüketir; ama sonunda elde ettikleri yok olur. Zikirden uzak olanın ömrü boşlukta geçer. Zikirden uzak kalmak, ruhu susuz bırakmak gibidir; kişi hem dünyada huzursuz olur hem de ahirette hüsrana uğrar.

Zikir, marifetin kapısıdır. Zikir olmadan marifet doğmaz. Çünkü marifet, bilmek değil; Hakk’ı kalple tanımaktır. Bu tanıma, sürekli zikirle kalpte kök salar. Bir ağacın kökü suya ne kadar bağlıysa, marifet de zikre o kadar bağlıdır.

Zikir, insana marifetin nurunu açar; yani sadece “Allah vardır” bilgisini değil, “Allah benimle beraberdir” şuuru verir. Zikrin marifetle buluşturduğu bu hal, kişiyi feyz pınarına kavuşturur. Marifetsiz zikir kuru tekrara, zikirsiz marifet ise kuru bilgiye dönüşür. İkisi birleştiğinde kalpte tecelli eden mana, insana kemal yolculuğunu nasip eder.

Kalp, zikrin menzili ve mekanıdır. Zikirle arınmayan kalp, pas tutar; pas tutan kalp ise hakikati göremez. Zikir, kalpteki pası temizler ve orayı Rahman’ın nazargahı haline getirir.

Zikir, kalbi eğitir; sabrı, şükrü ve teslimiyeti öğretir. Kalbin terbiyesi zikirle başladığında, nefis de dizginlenir, ruh da serbest kalır.

Zikirle terbiye edilen kalp, yalnız Allah’a yönelir. Artık dünya sevgisi, makam tutkusu, nefsi arzular kalpte barınamaz. Böylece kalp, gerçek huzura erer.

Zikri hayatının temeline al; çünkü zikirsiz bir kalp, susuz bir toprak gibidir. Zikir kalbin nefesidir. Kalbi zikirsiz bırakma; çünkü zikirsiz kalp çorak toprak gibidir.

Marifetin yolunu zikirsiz arama. Zikir, bilgiyi marifete dönüştüren anahtardır. Allah’ı anmayı hayatının merkezine al. Zikir, hem dünya işlerini bereketlendirir hem ahiretini güzelleştirir.

Kalbin terbiyesini ancak sürekli zikre devamla sağla. Çünkü kalp zikirsiz kalırsa, nefis orayı kuşatır. Zikirle kalbini arındır, marifetle kalbini aydınlat. Böylece hem dünyada huzur bul, hem ahirette cemalullah’a ulaş.

Zikri sadece dilinde değil, kalbinde ve ruhunda yaşa. Çünkü dilin zikri kalbe inmezse, kalpte iz bırakmaz. Zikirle sabrı, teslimiyeti ve teslimiyetle de ilmi kuşan. Çünkü zikrin meyvesi sabır ve ilimdir. Zikirsiz bir an bile kaybetmemeye gayret et; çünkü “zikrullahi ekber” yani Allah’ın zikri en büyüktür.

Yorum yapın