Katmanlar arasında değişmeyen öz hüviyetimizdir. İnsanın her an yeniden yaratıldığı gerçeği, yalnızca beden boyutuyla sınırlı değildir. Çünkü insan sadece topraktan ibaret değildir. Ruh (dalga beden) olarak, bilinç olarak ve tüm varlık biçimleriyle her an yeni bir yaratılışa muhatap olur.
Fakat bu yaratılışlar birbirinden ayrı alanlarda işleyen katmanlardır. Her bir katman, kendi boyutunun değerleriyle işler; toprakta başka, nar (ateş) boyutunda başka, nur (ışık) boyutunda başka şekilde tecellî eder. Yine de hepsi iç içe geçmiş bir bütünün halkaları gibidir. Her katmanda varlık ayrı bir perdeden algılasa da, merkezdeki “BEN” noktası sabittir.
“BEN” noktası, hakikatte değişmez olan varlık şuurudur. İnsan, hangi katmanda bulunursa bulunsun, o farkındalığın öznesi hep aynıdır. Nar boyutunda da, nur boyutunda da, hatta cennet veya cehennem boyutlarında dahi “BEN” aynı “BEN”dir. Çünkü o, Rabb’in “Ben insana ruhumdan üfledim” (Sad, 72) hitabıyla varlık sahasına çıkarılmış olan özdür.
Katmanlar arasındaki farklılık, sadece idrak ve algı seviyesindedir. Dürbünsüz bakanın 100 metreyi görmesiyle, dürbünle bakanın 1000 metreyi görmesi gibidir. Görme kapasitesi değişir; ama gören aynı kişidir.
İşte insanın varlık yolculuğunda da katmanlar değiştikçe hissiyat genişler, fakat varlığı idrak eden öz değişmez. Topraktan göğe, gökten nura uzanan bu seyirde, asıl sabit kalan “HU” nefhasının (ilahi soluk) insanda yansıdığı noktadır.
Her katmanda yeni bir yaratılış sürerken, Allah’ın “O, her an yeni bir yaratış içindedir.” (Rahman, 29) ayeti, insanın da bu sürekli yenilenmenin aynası olduğunu bildirir. Ancak bu yenilenme, aslı değiştirmez; bilakis onu sürekli tazeler. Her an ölen, her an dirilen, her an yeniden var edilen bu “benlik”, aslında Hak’tan gelen bir aynadır.
İnsan, bu katmanlı yaratılışın farkına varmadığında, sadece toprak boyutunun kayıtları içinde yaşar ve benliğini bedenle sınırlar. Oysa “BEN” noktası, ne sadece et ve kemiktir ne de geçici bir bilinç akışıdır; o, Hak’ta fani olan “insan-ı kâmil” cevheridir. Varlığın tüm değişimlerinde aynı kalan bu öz, marifetullahta “sabit ayn” (değişmeyen hakikat) olarak bilinir.
Katman farkındalığı arttıkça, insan kendi içindeki nari (ateş) ve nuri (ışık) dengeleri fark eder. Nari boyut, tutkuların, arzuların ve sınanışın evidir; nuri boyut ise idrak, teslimiyet ve huzurun menzilidir. Bu iki alanı aşabilen kimse, toprağın yedi katmanından göğün yedi katmanına doğru seyir eder. Bu seyrin her anında “BEN” sabit kaldıkça, “HU”nun nefesi daha berrak duyulur.
İnsanın en büyük gafleti, bu sabit “BEN”i kendine ait zannetmesidir. Oysa o “BEN”, Hak’tan gelen bir emanet nefhadır. Marifet, “BEN”in Hak’tan olduğunu bilmek, hakikat ise “BEN”de Hak’tan başka bir şey olmadığını görmektir.
“Her an O, bir iştedir.” (Rahman Suresi, 29) Allah’ın her an yaratışı devam eder; insan da bu yaratılışın canlı aynasıdır. “Ben insana ruhumdan üfledim.” (Sad Suresi, 72) İnsandaki değişmeyen öz, İlahi nefhadan zuhur eylemiştir.
“Yeryüzünü sizin için döşeyen O’dur. Yedi kat göğü de O yaratmıştır.” (Bakara Suresi, 29) Katmanlı varlık düzeni hem yeryüzünde hem semada tecellî eder. “Ölmeden önce ölünüz.” (Hadis) Her an yeniden yaratılışın sırrını idrak eden, ölmeden önce ölmenin farkına varır.