Dikkat edildiyse, tüm yüksek Reytingler, âfâk üzerine yapılan acıklı veya eğlenceli programlarda olur. Çünkü şeytaniyet, sağdan yaklaşıp âfâkın seyrini şenlendirir.
Ya enfus… Yok yok… Orası kimsenin umurunda bile değil… Oysaki mekânın enfusun… Âfâk sadece geçimliğin…
Reyting denilen afakî curcuna, insanı dış görüntünün, gösterinin, acıklı hikâyelerin ve güldürü bombardımanının içine çekiyor; biz de bütün bir bilincimizi âfâk (dış âlem) üzerinde tüketiyoruz.
Oysa Rabbimiz bize hem âfâkta hem enfusta (iç âlemde) ayetlerini göstereceğini haber veriyor; biz ise âfâkın ışıklarına hayran olup enfusun karanlıkta kalmasına razı oluyoruz.
Şeytaniyet, sağdan yaklaşıp dinî ve manevî ambalajlarla bile âfâkı süsleyebiliyor; program “dini” veya “sohbet” başlığı taşısa bile, maksat nefsi eğlendirmek olduğunda, yine âfâkın seyrini şenlendirmiş oluyoruz.
Hâlbuki asıl mekânımız, asıl imtihan sahamız enfus; âfâk, sadece geçimlik, sadece araç. Enfusu ihmal ettikçe, ruhumuzun vatanını boş bırakıyor, ekranlara, sahnelere, gösterilere kiraya veriyoruz; sonra da içimizdeki derin yalnızlığı, yeni bir programla susturmaya çalışıyoruz.
Rabbimizin “Onlara âyetlerimizi hem âfâkta (ufuklarda) hem de enfuslarında (kendi nefislerinde) göstereceğiz ki, Kur’an’ın hak olduğu onlara iyice belli olsun.” (Fussilet Suresi, 53. ayet meali) hitabını, dış âleme bakışla iç âleme bakış arasında kurulan denge olarak okumalıyız.
“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” (Haşr Suresi, 19. ayet meali) ayetini, enfusu ihmal etmenin en ağır bedeli olarak görmeliyiz.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu ikisinde aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikâk 1) hadisini, âfâkı doldurup enfusu boş bırakan hayat tarzına karşı bir uyarı olarak duymalıyız.
“Dışarıda ne kadar gürültü çoğalırsa, içeride o kadar sessizlik aranır; biz sessizliği âfâkta değil, enfusta bulmalıyız.” diyen hikmetli sözü de, her ekran karardığında içimize dönmemiz gerektiğini hatırlatan bir işaret olarak görmeliyiz.
Enfusu ihmal eden bir bakışın, bizi yavaş yavaş kendimize yabancılaştırdığını fark etmeliyiz.
Reyting peşinde koşan dünyanın, âfâkı parlatıp enfusu kararttığını görmeli ve bu dalgaya kapılmamaya gayret etmeliyiz.
Ekranları tamamen terk etmesek bile, âfâka ayırdığımız zamanı enfusa dönük tefekkür, zikir ve murakabe ile dengelemeye çalışmalıyız.
Acıklı ve eğlenceli programların, ruhtaki boşluk hissini geçici olarak uyuşturduğunu; fakat içimizdeki hakikat arayışını asla doyurmadığını unutmamalıyız.
Enfusumuzu ihya etmeden âfâkı düzene sokamayacağımızı, iç dünyamız dağınıkken dış hayatımızın da huzura kavuşamayacağını idrak etmeliyiz.
Gündelik geçim telaşını tamamen yok edemesek de, “âfâk sadece geçimliğim, asıl mekânım enfusumdur.” şuurunu kalbimize yerleştirmeye çalışmalıyız.
Her gün en azından birkaç dakikamızı, ekranlardan ve seslerden uzaklaşarak, sadece Rabbimizle baş başa kalmaya ayırmayı alışkanlık hâline getirmeliyiz.