204) AURANIN KORUNMA YASASI; SETR-İ AVRET

İnsanın aurasi mahremidir, o nedenle bedenini örtmelidir. Aura (enerji halesi), insanın ruhsal ve bedensel titreşim alanıdır. Bu alan, dış etkilere açık olduğu için mahremdir; çünkü ruhun zarını temsil eder. Tıpkı kalbin sırlarını herkesin önünde açmanın zarar vermesi gibi, bedenin enerji alanını da korumak gerekir.

İşte örtünme, bu mahremiyetin manevi perdesidir. Bu alan, Rabb’inden aldığı nurun dışa yansımasıdır. Her ruhun kendine has bir frekansı, bir ilahî nefes izi vardır. Bu yüzden aura, kalbin dıştaki perdesidir; onu korumak, kalbi korumaktır. Örtünmek, sadece bedeni gizlemek değil, o nur halesini muhafaza etmektir.

Çünkü güneşten ve çevreden yayılan zararlı ışınımları ve insanların ruhi duyguları sonucu bakış yoluyla çıkan nazar dediğimiz enerjiyi almamak için, olabildiğince giyinik ve sade bir şekilde örtülü yani elbiseli olunması gerekir. Her bir bakış bir dalgadır; her bir düşünce bir frekanstır.

İnsan bedeni, bu dalgaları alıp işleyen bir anten gibidir. Aşırı teşhir, o bedeni korumasız bırakır. Güneşin yakıcı ışınları gibi, nazar enerjisi de ruha işler. İşte İslam’ın emrettiği örtünme, bu enerjilerin zararsız hâle dönüşmesi için bir kalkan gibidir. Nazar, yönlendirilmiş bir enerjidir. Göz, kalbin penceresidir ve her bakış kalpten bir dalga gönderir. Bu dalga, karşısındaki kişinin aurâsına çarpar. Örtü bu enerjiyi kırar, fazlasını geri yansıtır. Sade giyinmek ise nefsin dikkat çekme arzusunu azaltır. Böylece insan, hem dıştan gelen hem içten taşan enerjileri dengeye alır.

Kadın veya erkek fark etmez bu örtünmüşlükte… Çünkü aynı ruh nefeslendi her insana ve oldu Allah’a halife. Kadın da erkek de aynı İlahi nefesin taşıyıcısıdır. “Ve nefahtu fîhi min rûhî” “Ona ruhumdan üfledim.” (Sad, 72) buyruğu, cinsiyet farkını ortadan kaldırır. Fakat her iki varlık da farklı tecelliler taşır.

Kadın cemal tecellisinin, erkek celal tecellisinin aynasıdır. Her iki aynanın da korunması gerekir; çünkü her biri İlahi nefesin tecelligâhıdır. Ruh, cinsiyetsizdir. Kadında da erkekte de aynı “nefha-i ilâhî” vardır.

Farklı olan, tecelli yönüdür; biri cemal, diğeri celal yönünü taşır. Örtünme, bu tecellilerin haddini muhafaza etmektir. Her iki cins de halifelik sırrını korumakla mükelleftir.

Ama kadın bedeni daha çekici ve cazip olduğu için, daha çok maruz kalır o negatif enerjilere. Kadında “cezbe” tecellîsi yaratılış itibarıyla cazibe, yani “cezbedici nur” vardır; yaratılış itibarıyla çekim merkezidir. Bu çekim, rahmetin bir sırrı ve tecellisidir. Ancak bu nur, ; fakat aynı zamanda dikkatleri kendine çeker.

Dolayısıyla aynı zamanda çevreden gelen bakış enerjilerini kendinde toplar. Bu yüzden kadın, hem kendini hem de başkasını korumak için daha fazla örtünür. Bu, yük değil; rahmettir. Dolayısıyla setr-i avret, kadında daha hassas bir dengedir; çünkü onun korunması, toplumun ruh dengesini de korur.

İslam’daki setr-i avretin sırrı da budur… Bedeni göstermeyecek ve hatlarını belli etmeyecek tarzda giyinmek, insanı negatif enerjilerden korur. Setr-i avret (mahrem yerleri örtme) sadece bir “edep kuralı” değil, aynı zamanda enerjisel bir denge kanunudur.

Beden hatlarının gizlenmesi, nefsin kibir ve şehvet yönünü yatıştırır, nefsin taşkınlıklarını bastırır; ruhun vakarını ve zarafetini ortaya çıkarır. Nurun berraklığı, iffet perdesiyle parıldar. Allah’ın “Settar” ismi, kulda bu şekilde tecellî eder. Böylece bu koruyucu zırh, insanın manevi titreşimini sabitler.

Sünetullahtaki bu sırra dikkat etmeyenler sistemi okuduğunu söylüyor ve ermiş insanlarız diyorlar, öylece kendilerini kandırıyorlar. Sünnetullah, yani Allah’ın değişmez yasaları, fizik ve metafizik düzlemde birlikte işler. Kâinatı okuduğunu iddia edip sünnetullahı göz ardı eden, yalnızca bilgiyi ezberlemiş olur; hikmeti değil.

Hakikate ermek, düzeni bozmakla değil, o düzende yerini bilmekle olur. Bazıları enerjiyi, frekansı, bilinci çözmekle yetiniyor; ama sünnetullahı, yani İlahi düzenin yasasını göz ardı ediyor. Oysa hakikat, teoride değil, yaşayışta gizlidir. İlahi sistemle çatışan, ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, nurdan mahrum kalır.

Settar Allah’ın adı ve ahlakıdır hem sünetullah icabıdır… “Settar” ismi, Allah’ın örtücülüğünü ifade eder. Bu isimle ahlaklanan, kendi ayıbını örter, başkasınınkini ifşa etmez. Bedenini örten de aynı isimle ahlaklanır.

Allah nasıl ki kusuru setrederse, kul da kendini ve çevresini setreder. Bu, hem ilahî bir ahlak hem de kainat düzenidir. “Settar” ismi, Allah’ın kusurları ve mahremiyetleri örten ismidir. Bu isimle ahlaklanan, hem kendi mahremiyetini hem de başkalarınınkini korur. Allah’ın örtücülüğüne mazhar olan, kalbinde de haya elbisesi taşır.

Diz üstü ile dirsek üstü omuz gibi bölgeleri açıkta bırakacak şekilde giyinmek insani frekansı bozar… Bedenin her bölgesi bir enerji merkezidir. Kalp, göğüs, diz ve omuz bölgeleri; nur akışının ve enerji dolaşımının ana merkezleridir. Bunları açmak, bedensel frekansın dengesini bozar, ruhu zayıflatır.

Bu yüzden her bölgeye uygun örtü, bir koruyucu perde gibidir. Her organ, bir enerji kapısıdır. Omuz, güç merkezidir; diz, teslimiyet noktasını simgeler. Bu bölgelerin açık kalması, enerji sızmalarına neden olur. Bu sızma, ruhsal yorgunluk ve iç huzursuzluk getirir. Tesettür, bu sızmaları kapatan zarif bir kalkan gibidir.

Omuzları yanık biri ile hiç güneş görmemiş birinin o noktadaki enerjisi aynı mı? Güneş yanığı bile enerjisel olarak aurada bir çatlak oluşturur. Ruh ve beden, bu çatlaklardan dış tesirlere açık hâle gelir. O yüzden zahirdeki koruma, bâtındaki istikrarın da anahtarıdır.

Fiziksel yanık bile aurada iz bırakır. Güneşin harareti, nurla değil ateşle ilgilidir. Auradaki yanık, ilahî dengenin zedelenmesidir. Güneşin ısısı bedene nasıl tesir ediyorsa, bakışın ısısı da ruha öyle işler. Bu yüzden görünmeyen yanıklar, bazen kalp ferahlığını alır.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, hamama giderken dikkat etmeyi önermiştir. Hatta hamama gitmeye pek sıcak bakmamıştır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), haya perdesini imanın yarısı saymıştır. Hamamda örtüsüz kalmak, yalnız bedenin değil, kalbin de çıplak kalmasıdır.

Bu yüzden “haya imandandır” buyurmuş, mahremiyetin sadece başkalarına karşı değil, Allah’a karşı da olduğunu öğretmiştir. Çünkü çıplaklık, bedensel enerjinin çözülmesine, haya perdesinin incelmesine sebep olur. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), haya elbisesini imanın bir şubesi olarak bildirmiştir. “Haya imandandır.” buyurmuştur. Hamamda bile haya eden, Rabbine yakın olur.

İşte bu nedenlerden ve daha bilmediğimiz birçok nedenden dolayı, giyim ve kuşamımıza azami derecede dikkat etmeliyiz. Örtünme, sadece toplum kuralı değil; ruhsal koruma kalkanıdır.

Allah, insanın zahirini edep ile, bâtınını takva ile örtmeyi murad eder. Her ikisi bir araya gelince, insan hakiki huzura kavuşur. İnsan, Rabb’inin sanatıdır. Sanat eseri, örtüyle değer kazanır. Örtüsünü edep ve takva ile kuşanan, hem ruhunu hem çevresini nurla korur. Elbise, takvanın bir nişanıdır; çünkü Kur’an “Takva elbisesi en hayırlısıdır” buyurur. (A’râf, 26)

Her örtü, ruhun nurunu muhafaza eden bir perde gibidir. Haya, nurun kalpteki aynasıdır. Haya zayıfladığında nur söner. Kadın ve erkek için tesettür, bedenin değil ruhun terbiyesidir. Giyim sadece bir kumaş değil, enerji dengesidir; Allah’ın “Settar” ismine hürmettir.

Allah’ın “Settar” ismiyle ahlaklanan, kendini de başkasını da incitmez. Erkek ve kadın aynı İlahi nefesle yaratılmış, ama farklı tecellilerle donatılmıştır; bu tecelliye hürmet etmek, Rabbe saygıdır.İffet, frekansı dengede tutar; iffetini koruyan, Rabb’inin koruması altına girer. Dış örtü, iç örtünün yani takvanın sembolüdür.

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise en hayırlısıdır.” (A’râf, 26) “Haya imandandır.” (Hadis-i Şerif) “Allah setr edenleri sever.” (Hadis-i Şerif) “Müminin haya perdesi, onun nurunun en parlak kısmıdır.”

Yorum yapın