Yaptığımız ameller için, “Rabbim kabul etsin” diyoruz. Veya birine yaptığı amelleri için “Allah kabul etsin” diyoruz. Bunun mantığı şudur; Allah rabbimizdir. Bizi var eden sonsuz güç sahibidir. Fiillerimizi de yaratan O’dur.
Ama fiillerimizi isteğimize göre yaratandır. Biz isteriz, O da isteğimize göre yaratır. Kul niyet eder, Rabb yaratır. “Siz bir şeyi istemedikçe Allah dilemedikçe isteyemezsiniz.” (İnsan, 30). Yani irade bizden, yaratma O’ndandır.
Eğer ki biz, yönelip bir amel işlersek, bunu içimizden geldiği için yaparız. Yoksa kimsenin zoruyla yapmış değiliz. Çünkü zorla yaptırılan amelden ne zevk alırız ne de mutlu oluruz. Bir dayatma gibi olacağı için de, bizim için işkence gibi olur.
Dolayısıyla yaptığımız her amel, tadını alsak veya almazsak da fark etmeksizin kabuldür. Çünkü özgür irademizle yapmışız. Buradaki sorun, yaptığımız amelin tadını alıp veya almamamızdır. Yapılan ibadetin tadını almak ise, tümüyle zikir okunmasına bağlıdır. Zikir, amelin ruhudur. Zikirsiz ibadet bedendir; zikrullahla birleşince kalbin hazzına dönüşür.
Şuna benzer, çok acıkmışız ama on dakika vaktimiz var, örneğin uçak kalkacak ama bin bir türlü yemek hazır. Hızlıca yeriz ama o yemekten hiç tat almayız. Hatta tadını bile düşünmeyiz. Azıcık karnımızı doyurur ve uçağa atlarız. Buna karşın aynı sofra kurulu, dost ve ahbaplarla oturmuşuz, vakit sınırı yok, muhabbet ede ede yeriz.
Şimdi iki durumda da karın doyar, ama muhabbetle yediğimizden aldığımız haz bambaşka olur. Hem yediğimiz yemek kabul oldu mu? Diye de bir şüpheye girmez, hem kimseye de bir şey demeyiz, dersek gülünç duruma düşeriz. Buna karşın, yemeğini yiyene “afiyet olsun” deriz ve doyduğumuza hamd edip elhamdülillah deriz. İbadet de böyledir. Sırf yerine getirilmiş olmak için yapılırsa doyurur, ama muhabbetle yapılırsa lezzet verir.
Amel ve ibadet için de durum aynıdır. Allah amelinizi rızasına ulaştırsın, Allah ibadetin tadını nasip etsin, Allah işlediğin amelin sırrına erdirsin gibi tabirler kullanılabilir. Allah kabul etsin dediğimizdeki amaç ise, Allah ibadetinle seni huzuruna kabul etsin, diye düşünebiliriz.
Hazine bizde gizli işte, herkeste aynı şekilde gizli. Allah kimseye zulmetmez, biz nefsimizdeki hakikati açığa çıkarmayarak nefsimize zulüm ederiz. “Allah kullarına zulmetmez, fakat insanlar kendi nefislerine zulmeder.” (Yûnus, 44). Kabul, aslında kulun içindeki hazineyi açmasıdır.
Yaptığımız çalışmanın karşılığını Allah eksiksiz olarak veriyordur. Yapmayana da bir şey yoktur. Herkese onun diliyle konuşabiliriz. Allah kabul etsin dediğimizde, yani Allah kendisini hissettirecek idrak ile amel işlemeni nasip etsin demekteyiz.
Bizde o niyet ile “Allah kabul etsin” cümlesini kullanırız. Kullanmakta sorun yok. Ama biraz bilinçli diyelim ki muhabbetin hazzını hissedelim. Öylece Allah sevgisine kavuşalım. Amelin kabulü, idrakin açılmasıdır. Allah kabul etsin demek, “Allah seni kendi huzurunda bulundursun” demektir.
Sevgi ne? Önce onu bilmeliyiz. Sevgi, kalbin sırf ve som yani karşılıksız sevmesidir. Daha insanların ekseriyetinin kalbine sevgi girmemiştir. Nasıl severiz? Menfaatimiz için. Kardeş kardeşi menfaati için sever. Koca karıyı menfaati için sever.
Karı kocayı menfaati için sever. Anne ve baba çocuğunu genelde menfaati için sever. Menfaat bitince yani bir süt sağamadığında ise, düşmanı kesilir. İnsan sevgisi çoğu kez menfaatle kayıtlıdır. Gerçek sevgi ise menfaatsiz olandır.
Sevgi tek taraflı olur. Sırf olur. Karşıdaki ne derse desin, o sırf Allah için sever. Diğer sevgi ise, sevgi değil ticarettir. Hatta faiz ister. Ben bu kadar sevdim, sen de daha çok sev der. Ama tek kelimede mahkemede olurlar. Ne sevgisi ne hali… Menfaat üzerine kurulan muhabbet, bir anda düşmanlığa dönüşür. Oysa Allah için olan sevgi, karşılık beklemez.
İşte Allah der ki, o sevgin bana olsun. İşte bu sırf Allah sevgisi ile kişi artık herkese Allah için muhabbet besler. Herkesi o sevgiyle tanıştırmak ister. Sırf ve som sevginin tadı bambaşka olur. Ancak tadan bilir. Gerisi kendi gibi bilir.
Allah’ı tanıdığımız kadar severiz. Sevdiğimiz kadar tanırız. Allah’ın kullarını da Allah’ı tanıdığımız kadar sever ve onlarla bütünleşiriz. “Allah için seven, Allah için buğzeden imanın tadını alır.” buyurulmuştur. Allah sevgisiyle sevmek, tüm sevgilerin üstünde ve dışında olan saf sevgidir.
Ey gönül! Amelin tadı, zikrin nefesiyle güzelleşir; ibadetin kabulü, Allah sevgisiyle derinleşir. “Allah kabul etsin” demek, aslında Rabbimizin huzuruna kabul edilmek demektir.
O halde ibadetini kuru bir şekil olarak değil, sevgiyle işlenen bir amel olarak yap. Çünkü sevgi, amelin ruhudur. Hak için sev, Hak için amel et, Hak için yaşa. İşte o zaman hem amelin, hem kalbin, hem de hayatın kabul bulur.