İlk günden bu yana nice ilim erbabı, Kur’ân-ı Kerîm’in engin denizinde yol almış; kimisi sahilin kumlarını toplamış, kimisi derinliklere dalarak inciler çıkarmıştır. Dünyanın dört bir yanında gönül ve akıl ehli, Rabb’in kelamına kafa yormuş; kimi sessiz tefekkürle, kimi de kelimelere bürünmüş bir haykırışla kalbinin sesini duyurmuştur. Bu fakir ve garip kul da, gücünün yettiğince bu kutlu yolda yürümek, hikmet bahçelerinin kokusunu duymak istedi. Yol üzerinde, dallarından düşen zeytinleri toplayıp sundu.
İncir (التين) ise, yine Kur’ân’da üzerine yemin edilen başka bir sırdır. İncir, hem tatlılığı hem de içindeki sayısız tohumuyla bereketin ve çoğalmanın remzidir (işareti, simgesi). Buldukça, insanın asıl yurdunu; cennetin tatlı meyvelerini hatırlatır. Yüce Allah buyurur: “Andolsun incire ve zeytine, Tûr-i Sînâ’ya ve şu emin beldeye!” (Tîn, 95/1-3) Zeytin (الزيتون); Kur’ân’da üzerine yemin edilen, hem bereketin hem nurun sembolü olan bir nimettir. Tek bir ağacı, doğudan batıya ışık saçan nurla tasvir edilmiştir: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba bir cam içindedir, cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır ki doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır.” (Nûr, 24/35) Onu tatmak, sadece beden için değil, kalp için de şifadır. Her gün birkaç tanesi, insana hem sağlık hem de tefekkür vesilesi olur.
Tîn sûresi ile de manevi yolculuğumuza uzanırız. Tîn Sûresi, bizim oluşum safhamızı anlatır. Allah Teâlâ, yemin ederek başlar; “tin” (incir) ile “zeytin”e yemin eder. Zeytin ve incir, zahiri faydalarının yanında her biri bir manayı temsil eder. Tasavvufi yorumlarda incir, kesrette (çokluk âleminde) vahdeti (birliği) temsil eder denir. İnsanı düşünelim. Her insan, Allah’ın esmâsını (isimlerini) içine tohumlanmış olarak dünyaya gelir. Nefs-i küll her birimde ayrı bir sûretle görünür. İnsandan görünen sûrette ise kendindeki tüm manaları saklayarak tecelli eder. Bir incir, dışarıdan tek görünür ama içi sayısız çekirdek doludur. Biz insanlar da dışarıdan tek varlık gibi görünürüz; fakat bünyemizde sayısız Allah isimlerinin manaları saklıdır. Derunumuzu açar ve gerekli manevi çalışmayı yaparsak, tümü birer çekirdek gibi bünyemize ekilmiş olan Esmâü’l-Hüsnâ teker teker yeşerip genişler.
Ayatte ikinci kelime olarak zeytin gelir. Kişiliğin yaşam planında yeşeren esmalar ile tarif edilen tüm yönleri ile insandaki duygu planından dolayı, kişide Hakk’ın yaratım tecellisi belirir ve zeytindeki tek çekirdek gibi bizden seyreden Hu (O) olur. Çünkü Allah Ehad’dır (tek, bölünmez). Eğer çekirdeklerin her birini yeşertirsek tecellîgâh-ı ilahî (ilahi tecelli yeri) oluruz. O da bir-tektir. İşte tin ve zeytin peş peşe bunu temsil eder. Kesretten vahdete, vahdetten kesrete en güzel örnekleme ile sunum yapılır ki hakikatimize odaklanalım. Manevi seyirde incirden zeytine geçiş, çokluktan birliğe yükseliş anlamına gelir. Kur’ân’daki sıralamanın önce incir sonra zeytin olması, bu yolculuğun yönünü gösterir:
Kur’ân’daki “incir ve zeytin” yemini, hem zahiri hem de batıni anlamlar taşır. Zahiri olarak bunlar, besleyici ve bereketli iki meyvedir. İncir, çekirdeksiz, tatlı ve bütün hâliyle yenebilen bir meyvedir; zeytin ise yağıyla, gıdasıyla ve uzun ömürlü ağacıyla bilinir. Klasik tefsirlerde bu iki meyve, bereketli bölgelerin veya peygamberlerin tebliğ ettiği kutsal coğrafyaların sembolü olarak değerlendirilir. Hakikat ilminde ise incir ve zeytin, insanın manevi yolculuğunu anlatan iki durak olarak görülür. İncir, çokluk âlemini yani kesreti temsil eder. Evet, insan yolculuğa bu çokluk âleminde başlar; farklılıkları, çeşitliliği ve ayrılığı görür. Zeytin ise birlik hakikatini yani vahdeti sembolize eder. Zeytinyağının karanlığı aydınlatan ışığı gibi, vahdet bilinci de insanın idrakini aydınlatır.
İnsan önce kesret âleminde yaşar, oradan vahdete yönelir. Ancak tasavvufta bunun tersi de mümkündür; bazen vahdetten kesrete inişten söz edilir. Bu, hakikati idrak eden kişinin tekrar çokluk âlemine dönerek başkalarına ışık olması, yani irşad (manevi rehberlik) görevini üstlenmesi demektir. “Zeytuni bakış” ise hakikati gören, ifrat ve tefritten uzak, nurla aydınlanmış dengeli bir bakışı ifade eder. İşte bu bakış, hem kendine hem başkasına nur saçan bir idrak makamıdır.