Zikir, kalbin nabzıdır; fakat her nabız aynı ritimde atmamalıdır. Kur’an “Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın.” (Ahzab, 41) buyurur; bu çağrı, zikrin önemini bir emredişle ortaya koyar. Ancak her gerçekten faydalı zikir, kalbin ve ruhun doğal frekansıyla uyumlandığı zaman meyve verir.
Bilhassa iç âlemde narî (ateşli) ve nüri (nurlu) frekansların dengesi bozulduğunda, yapılan zikir bedende ve ruhta istenmeyen tepkiler doğurabilir; Zikir yalnızca söylenen kelimeler değil, aynı zamanda onu taşıyan niyetin, bedenin ve ruhun dengesiyle kıymet kazanır.
Zikir öncesi niyetini tazele; kalbini saflaştırmak için istiğfar et, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize salavat getirerek başla. Zikir sayını, okuma tarzını ve düzenini rastgele seçme; bir düzen içinde, kalbî niyetle ve ahenkle oku. Zikir esnasında nefesin, bedenin ve niyetin arasındaki ahengi takip et; âdeta bir müzikte ritmi kaçırmamak gibi nazik ol. Zikir, usulüyle yapılmazsa kılıç gibi iki uçlu olur; kimi zaman hakikati keser, kimi zaman da taşır. Zikir, önce içerde temiz bir hazne ister; o hazne yoksa yapılan tekrarlar çırpınışlar epey sürer.
İnsanın içsel döngüsünde nari ve nuri frekanslara deng gelecek içsel donanımı mevcuttur. İnsan, içinde iki kutbun titreşimini taşır; nârın sıcaklığı ile nûrun serinliği. Bu içsel donanım, varlığın ince tellerini oluşturur. Kur’an’ın “O, kalplere koyduğu zikri ile sükûn verir” manası örtükçe hatırlanmalıdır (Ra’d, 28). Nârın cazibesine kapılmak kolaydır; nûr ise daha sabırlı, daha hassas ve korunması gereken bir makamdır.
Zikir okurken kendini gözle; eğer kalbinde sarsılma, panik, gereksiz heyecan veya dengesizlik hissedersen, okuma şeklini hafiflet veya ara ver. Nefesini dengede tut; zikri yavaşlatmak çoğu zaman nuri frekansı onarmaya yardım eder.
Ayrıca zikir çalışmalrında liderin/rehberin bilgisine itimat et, ani atılımlarla frekansları karıştırma. Nâri katman, insanların çoğunu kandırır; çünkü çabuk ısınır; nûr ise sabır ister. Zikir, nûrun kapısını tıklayan bir anahtar gibidir.
Tüm içsel yapımız zahiriyle ve batınıyla, varlığını esmalar ile işaret edilen kuvvelerin bileşenlerinden alır. Her isim (Esma) bir kuvvedir; her kuvve, varlığımızın bir bileşenine dokunur. Kur’an’da Allah’ın isim ve sıfatlarına dikkat çekilmesi, O’nun tecellilerinin insan kalbinde yankı bulması içindir. Esmanın zikri zihne ve kalbe farklı frekanslar gönderir; bunları hesapsızca okumak, uyumsuz titreşimlere sebep olabilir.
Hangi esma ile çalıştığını bil; okuduğun esmanın kapasitesini, bağlamını ve niyetini gözet. Esmayı ezbere okurken bile, onun mana halkasıyla (zikir yüzdeleri, düzeni) uyumlu olmasına dikkat et. Mümkünse öğretmeninden veya güvenilir bir rehberden esmanın hangi niyet ve sıra ile okunduğunu öğren. İsimlerin her biri bir kapıdır; bazı kapılar geniş, bazıları dar; uygun anahtarla açılmalıdır. Anahtarı yanlış çeviren hem kapıyı kırar hem de içine sürüklenir.
Her isim ile işaret edilen bir kuvvedir ve kapsam alanıdır, kapsam alanı da varlıkta bir bileşendir. İsimlerin kapsamı ve tecelli sahası vardır; bazı isimler kalbe serinlik verir, bazıları içte hareket uyandırır. Her isim okunuşunda onun âlemiyle senin âlemin arasında bir köprü kurulur; köprü sağlam olmalı, değilse yıkılma riski büyür.
Esmayı seçmeden önce niyetini bil ve o ismin özelliklerini araştır; koruyucu dualar, başlangıç ve bitiş düzenleriyle beraber oku. Etrafını düzenle bedenin, gıdan, uykun ve zihinsel dinginliğin zikirle uyumlu olmalı. İsimle oynamak, ateşle oynamaya benzer; eğer hangi yöne alev tuttuğunu bilmiyorsan, yakılmaya hazır ol.
Okuduğumuz esmaül hüsna zikirleri, eğer nari katmanın frekans karşılığı olan EBCED değerleri ile okunursa, bu okuyuş kişi için büyük risk olur. Esmaların belli sayı, ritim ve tesadüfî olmayan tekrarla okunması, kalpteki frekansları etkiler. Ebced hesabı gibi sayısal yaklaşımlar tarihten beri farklı yollarla kullanılmıştır. Sayının bilinçsiz kullanımı nârî dengeleri tetikleyebilir.
Kur’an’da kalbin ölçülü tutulması gerektiğine dair ima vardır; dengesiz uygulamalar istenmeyen etkilere yol açabilir. Eğer sayı hesapları ve ebced uygulamaları ile çalışıyorsan, bunu mutlaka bir rehber eşliğinde ve güvenli bir plana göre yap. Deneme-yanılma yolu ile sakın ilerleme.
Sayı bilimi bir ilim olabilir ama ruh ilmiyle sağlıklı bir köprü kurulmadan uygulanırsa, sayı insanın aklını değil, nefsini körükler. Çünkü içsel faaliyeti nari katmanın frekansları ile uyumlanır. Nari frekanslar, yani içsel ateşin titreşimleri, duygu ve beden üzerinde ani etkiler yapar. Ateşin frekansı kalpte zikredilirse, istikrar bozulur; nefis hevesleri alevlenir, vesveseler çoğalır.
Zikir esnasında içindeki ateşlenmeyi fark edersen, okumayı hafiflet, soğutucu dualar ve zikirler ekle (istiğfar, tevhid, salavat, Kur’an’dan sükûnet verici sûreler). Bedeni soğutacak nefes egzersizleri ve susma molaları uygundur. Ateşin içindeki ışığı görmekle alevi söndürmek farklıdır. Önce alevi kontrol etmeyi öğren; sonra ışığı büyüt.
İfrit olan şeytanlar Nari frekansı kullanırlar. Klasik tasavvuf diliyle ifade edersek, karanlık çeşitlerin etkileri nârî zeminden beslenir; şayet zikir, şeytani fısıltıyı güçlendiriyorsa, orada hile vardır. Kur’an “Şeytan, insanın düşmanıdır” demekle kalmaz; onun vesvesesine karşı uyanıklık telkin edilir.
Kötü etkiler hissettiğinde derhal korunma dualarına dön; Besmele, Ayete’l-kürsi ve başta istiğfar-salavat olmak üzere Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin öğrettiği korunma usullerini uygula. Grupla zikir yapılıyorsa liderin sözünü dinle, yalnızsan okumayı kesip sükûnete dön.
Şeytani kuvvetler ateşin rüzgârı gibidir; rüzgârı estireninin kim olduğunu bilmeden rüzgârı kovalamak tehlikelidir. Önce durul, sonra adım at.
İşte nari frekansla uyumlama haline gelen kişi, kolaylıkla onların etkisine girer. Uyumsuz titreşim, kalbi kapılar açar. Zikir, kalbi kapıdan içeri doğru çeker; eğer kapı yanlış güçlere açılırsa, etki çabuk ve derin olur. Bu yüzden zikir disiplin ve korunma gerektirir.
Zikir esnasında aniden olumsuz değişimler, huzursuzluk veya akıl dışı düşünceler belirdiğinde dur; bir süre Kur’an oku, âdeta zemini yeniden düzelt. Rehberlik al; tek başına deneyimlerle sınanmaya çalışma. Kalp, tökezlediğinde yardım eli arar; ona yabancı bir el gelirse içsel düzen bozulur. Bilge rehber orada el uzatır, yabancı el uzaklaştırılır.
Disiplinli zikir, ritüelin güvenli hâlidir; sayının, düzenin ve başlangıç ve bitiriş duasının hükmüne uyulmalıdır. Sayı hesabı bir düzen oluştururken, plansızlık tehlike doğurur. Ayetlerde de imanî disipline işaret vardır: bir işi düzenle yapmanın bereketi büyüktür.
Onun için, esma zikirlerini kafaya göre rastgele değil, belli bir plan çerçevesinde oku. Eğer “Ya Allah” ismiyle mühürlemeden esmaları çıplak olarak okursan; en az EBCED değerlerinin cem’i olan üç katı şeklinde oku.
Eğer ebced/sayı yöntemleri ile çalışacaksan, bunları öğretmiş bir rehberden öğren. Üç katı gibi düzenleri uygularken başlangıçta istiğfar, ardından salavat, Ayete’l-kürsi veya Felak-Nas gibi koruyucu surelerle tamamla. Asla yalnızca sayıya dayalı bir serbestlik bırakma.
Düzene uymayan zikir, rüzgâra savrulmuş bir umut gibidir; düzenli zikir ise, tohumun toprağa güvenle yerleşmesidir. Öylece içerik muhtevası olan nuri frekans düzeyine ulaşır ve ifrit denilen şeytanların gücünden daha fazla bir şekilde güçlendiği için, şeytanların musalatlığından emin olur.
Nuri düzeye erişmek, yalnızca sayıyla olmayıp niyet, tevazu, farz ve sünnetlerle beslenen bir hâldir. Kur’an emirler ve yasaklarla bütünlüklü bir hayatı işaret eder; yani zikri hayatın dışına ayırmamak gerekir. Nûr, hizmet ve ahlakla teyit edilir; böylesi bir nûr, karanlık tesirleri bozar.
Nuri frekansa ulaşmayı niyet ediyorsan, fiilî hayatını da nurlandır; sadaka, farzları vaktinde kılma, haramlardan kaçınma gibi zeminleri sağlam tut. Böyle olunca zikir seni sadece içsel bir titreşim değil, dışarıya yayılan faydaya dönüştürür. Nûr, yalnızca sözde kalmaz; erdemle ve işle yoğrulmalıdır; aksi hâlde ışık, ayna misali dağılıp kaybolur.
Okurken de temelden tavana olacak şekilde bir sıralama ile oku. Bu hal, zikirde içten dışa doğru bir düzeni korur. Önce kalp, sonra dil, sonra beden. Kur’an’daki düzenlilik öğretileri zikir pratiğine de sirayet eder. Okumaya kalpten başla, sonra dili devreye al, nihayet bedeni ve davranışı hizala. Önce istiğfar- niyet- salavat; sonra esma; bitişte hamd ve dua. Bu sıralama kalbi korur.
Yapının temeli sağlam olmazsa katlar yıkılır; zikir de bir yapı gibidir. Temelden tavana belli bir nizamla ilerle. Öncesinde de Hz.Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öğrettiği korunma amaçlı dua ve ayetler okunmalıdır. Korunma duaları zikirin kalkanıdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin öğretileri, kalbi korumak adına çok kıymetlidir. Kur’an “O, kullarını korur” manasında işaretler sunar; bunu sünnetle desteklemek gereklidir.
İstiğfar ve tövbe edip Hz.Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize salavat okuyarak başlamalıdır. Tövbe ve istiğfar, kalbi temizleyen ilk hamledir; bu temizlik zikirdeki başarının şartıdır. Kur’an “Ey iman edenler! Size tövbe kapıları açıktır” gibi çağrıların ruhunu taşır. Zikir öncesi Ayete’l-Kürsi, Felak ve Nas sureleri, istiğfar ve Resûl’e salavat gibi pratikleri ihmal etme. Bunlar, ruhî bir zeminin hazırlanmasıdır; okumaya hemen atlama hatasına düşme. Korunma, zikirde bir lütuftur; kalkanını takmadan savaşa çıkma.
Her zikir oturumunu istiğfar ile aç; salavatla bağlan; bu ritüel, hem kalbi merkezler hem de zikirden çıkışta huzur verir. Başlangıç ritüellerini atlamak çoğu zaman sonradan telâfi edilemeyecek sarsıntılara yol açar. Önce toprağı eşeleyin; sonra tohumu atın. İstiğfar ve salavat, toprağı işler; tohum ise zikirdir. Yoksa rastgele okunulursa, kişide büyük sıkıntılar oluşturur.
Rastgele yapılan zikir, düzensizliği doğurur; mana erleri bununla birçok vakada karşılaşmış, telafi sürecinin uzun olduğunu haber vermiştir. Kur’an’ın düzen ve ölçü öğretileri burada da geçerlidir. Planın yoksa kalbi uyanışa uzanmak için hazırlanan zikirleri rastgele yapma; önce öğren, sonra uygula.
Sorun çıktığında rehberine başvur; acelecilik çoğu zaman hataya götürür. Aceleyle yapılan ibadet, aşk değil sarhoşluktur; sarhoşluğun ilacı zaman ve disiplinle gelir. Sonra oluşan sıkıntıların onarmaları ise, çok zor olur. Ruhî sarsıntılar derin izler bırakır; mana erleri bu izi onarmanın sabır, tevbe ve tertipli amel istediğini söyler. Kur’an, toplumsal ve bireysel selamet için dönüşü ve ıslahı emreder.
Eğer zikir yüzünden sıkıntı yaşadıysan, derhal Kur’an okumaya, istiğfara, salavata ve ilmî bir rehbere başvur. Bazı durumlarda sessiz kalmak ve basit dualarla yeniden yapılanmak gerekir. Kırılan ince teli onarmak, yeni bir tel çekmekten daha zordur; bu yüzden önleyici disiplin değerlidir.
Bilelim ki en iyi ilaç, hasta olmamaktır. Önleyici tedbir her zaman iyileştiriciden üstündür. Hayat boyunca disiplinli bir zikir pratiğinin, ruh sağlığının en iyi sigortasıdır. Kur’an’da ölçülülük, sabır ve adım adım ilerleme sıklıkla tavsiye edilir.
Zikir pratiğini planla, kendine uygun haftalık/ günlük ölçüler belirle, istirahati ve beden bakımını unutma. Rehberinle periyodik olarak durumunu gözden geçir. Bazı hastalıklar tedaviyle gider; ama bazılarının ilacı disiplinli bir yaşamdır. Zikir de öyle; düzenli ve dengeli yaparsan, şifa olur.