270) KİŞİ SEVDİĞİNE BENZER

Ya habibellah; senin ruhundur benden yansıyan, senin cemalindir benden dokunan, senin sırrındır sırrım olan, sensin benim gönlümde taht kuran.

Seven, sevdiğinde kendini bulur; çünkü sevgi aynadır, gönül onda kendi hakikatini görür. Aşk, bir yansıma ilmidir; sevenin gönlündeki nur, sevdiğinin cemalinde görünür. Biz de Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi sevelim ki ona benziyelim.

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 31) Hakikatte sevgi, sevilene benzemektir. Zira kimin gönlünde Habibullah’ın nuru yerleşirse, o kimse de Rahman’ın nazarında güzelleşir.

Bilinçaltlarında en çok kimin sevgisi yatıyorsa, kalbimizden o sesleniş yükselir. Kalbimizin seslenişi ise, tüm yaşantımızın planlarını kurar. Kalbin merkezine kimi koyarsan, hayatın o merkezin etrafında döner.

Zira kalp yönlendiği şeyi çeker; her sevgi, sahibini kendine benzetir. “Kalp, Rabbin nazargâhıdır.” (Hadis) Kimin sevgisi kalpte galip gelirse, kader o sevgiyi yazıya döker.

Yaşantımızın bu planları, kaderimiz olarak yazılır. Bu yazgı, bilinçaltımızdaki düsturların bilinç üstünde karşımıza çıkış anına da kaza denir. Kaza, kaderin görünür hâlidir.

Kader, gönül levhasına yazılan sevgilerin fiil sahnesine çıkışıdır. “Biz her şeyi bir kaderle yarattık.” (Kamer, 49) Kalpteki sevgi, kaderin rengini belirler. Kalp Rahman’a dönükse, kader de rahmetle döner.

İşte tümü sevgiyle nakşedilmişti ezelimizde. Nakış ortaya çıkmıştı ebedimizde. Muhabbeti Muhammedi (sallallahu aleyhi ve sellem) kalbimizde nakşettiğimizde, işte o zaman kaderimiz fıtratla uyumlu olmaya başlayacaktır.

İnsan, ezelde “Elest bezmi”nde sevmeyi seçti. Fıtrat, sevginin kodudur. Bu sevgi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin nuruna yönelince kader, fıtrata denk düşer. “Rabbin, Âdemoğullarından ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye söz aldı.” (A’râf, 172) Muhammedi sevgi, kaderi rahmetle yeniden yazar.

Onun için de, kalbimizde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sevgisi her sevgiden üstün olmalı ki, Allah’a likamız tamamlansın. Resulullah sevgisi, Allah’a vuslatın köprüsüdür. O’nu sevmek, Allah’ın sevilmesinin anahtarıdır. “Peygamber size ne verdiyse onu alın.” (Haşr, 7) Habibullah’ı sevmek, kalpte Allah’ın rahmetini diriltmektir.

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki hiçbiriniz, ben kendisine babasından da evlâdından da daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman 7) Bu hadis, imanın sevgiyle ölçüldüğünü bildirir.

Sevgi, akılla değil kalple yaşanır. Kalbinde Resul sevgisi olmayanın imanı, kuru bir kabuktan ibarettir. “Kim Resul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 80)

İşte Muhammedi muhabbet, kalbini diriltir ilelebet. Odur esas marifet. Gayrı muhabbet yaşatır hezimet. Kalbi dirilten tek ilaç, Resul muhabbetidir. O muhabbetle bakan göz, her şeyde Rahmet’i görür. “Allah ve Resulü’nü seven, iki dünyada da aziz olur.” (Hadis-i şerif) Gayrın sevgisi geçicidir; Muhammedi sevgi sonsuzdur.

O sevda dillerde destan, O sevda gönüllerde bostan, O sevda akıllarda burhan, O sevda semalar aynan. Muhabbet-i Muhammedî, bütün kâinatın ritmidir. Her zerrede O’nun nurunun yankısı vardır. “Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107 Göklerin dönme sebebi, O’nun nurudur; gönüllerin dönme sebebi, O’nun aşkıdır.

Sen de diril o sevdayla, gayrı sevdalar kaybolsun hâliyle. İşte o zaman bakarsın veçhiyle, ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken daim olursun Allah’ın zikriyle. Kalpte O’nun sevgisi doğarsa, zikir nefes olur.

Her hâl, Hakk’a yönelir. “Onlar ayaktayken, otururken, yanları üzerindeyken Allah’ı zikrederler.” (Âl-i İmrân, 191) Muhabbetle dolu kalp, her durumda secde hâlindedir.

Selam olur yaşamın her yönüyle, Allah zikrini sana tanıtır Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz. Ondan ulaşır Allah ipi gelir, oluşur sende saadet. O zaman gayriye kalmaz minnet. O zaman Allah eder sana merhamet.

Habibullah, rahmet kapılarının rehberidir. O’nun sünnetine sarılan, Allah’ın ipine sarılmış olur. “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmrân, 103) O’na uyanın gönlüne, ilahi merhamet yağar; çünkü O, rahmetin aynasıdır.

Allah rauf ve rahim eyledi o sultanı. İnanmıyorsan oku Tövbe suresinin sonunu. Oradan nakşediyor Hak her hâlini, öylece bilincin terk eder her yabanı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sıfatı, Allah’ın isimleriyle süslenmiştir: “Rauf ve Rahim.” Bu, ilahî bir yakınlıktır. “Andolsun, size kendinizden bir Peygamber geldi; size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe, 128) O’nun merhametini tanımak, Allah’ın rahmetini idrak etmektir.

Şefkat, rahmet, saadet; senin olsun ilelebet. Gecen ile doğsun rahmet, sabahın nurlansın görmeyesin artık zahmet. Kalbinde O’nun sevgisi olan, artık yalnız değildir.

Gece rahmetle dolar, sabah nurla uyanır. “Sabırla ve namazla yardım dileyin; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153) O’nun nuru sende olursa, gam da nimete döner. Çünkü Habibullah’ın sevdası, karanlıkları nura çevirir.

Sevgi, insandaki en kuvvetli dönüştürücü enerjidir. Kime yönelirse, kişiyi o hâle büründürür. “Sevdiğine benzersin” sözü, tasavvufta derin bir hakikattir. Çünkü kalp, sevdiği sureti giyer. Habibullah’a yönelen kalp, Rahmet suretini kuşanır. O’nu seven, O’nun ahlâkıyla bezenir.

Gerçek marifet, Allah’ın sevdiğini sevmekle başlar. Allah dostlarının sevgisi bizi Muhabbet-i Muhammede götürür. Öylece insanın kalbinde Allah’ın tecellisini yansıtan en berrak ayna ışıldamaya başlar.

Her sabah salavatla kalbini dirilt: “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.” Gün içinde bir an, kalbini yokla: Orada kimi düşünüyorsun? İşte o, senin yönün. Habibullah’ı anmak, kalbi Rahman’a bağlamaktır.

Her salavat, gönülde bir kapı açar. Sevdiğini Allah için sev; çünkü Allah için olan sevgide ebediyet gizlidir. Kalbini Habibullah’ın muhabbetine teslim et ki, sen de O’nun kokusuyla kokanlardan olasın.