Cehennem nedir diye sorar aziz bir insan… Cehennem ve cenneti bilmek için, insan nedir? Nereden gelmiştir? Melek nedir? Kâinat nedir? Allah ile insan arasındaki münasebet nedir? Bunları çok iyi bilmemiz gerekir.
Hakikati tanımadan cennet ve cehennemi anlamaya çalışmak, gölgesine bakarak güneşi tarif etmeye benzer. Kur’an’da “Onlar yalnızca zannın peşine düşüyorlar. Zan ise hakikat karşısında bir şey ifade etmez.” (Necm, 53/28) buyrularak, hakikati bilmeden hüküm vermenin boşluğu gösterilir.
Sebepleri, yaratım alanını ve yaratım alanının içeriği bilinmeden cennet veya cehennemi bilemezsin. Dersin ki: Allah insanı yaratmış, niye yakıyor? Oysa ki Allah, kuluna zulmetmez. “Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.” (Yûnus, 10/44). Cehennem, ilahi adaletin yansımasıdır; insanın kendi elleriyle hazırladığı bir akıbet.
Sen şimdi üzülmüyor musun bazı şeylere? Birden iflas etsen ve tüm malın gitse, üzülmez misin? Baban, annen, eşin, çocuğun, kardeşin, sevgilin veya en yakının ölse, üzülmez misin? Sağ elin, sol elin, ayakların kangren olsa, üzülmez misin? Gözün kör olsa, üzülmez misin? Dilin lal olsa üzülmez misin? Kulağın sağır olsa üzülmez misin? Araban kaza yapsa üzülmez misin? Ölümcül bir virüsüne kapılırsan, üzülmez misin? İşte bu örnekler, aslında cehennemin küçük gölgeleridir. Dünya hayatındaki acılar geçicidir; fakat ahiretteki mahrumiyet ebedidir.
İşte cehennem nedir biliyor musun? Kıyamet günü, Allah’tan mahrum kaldığını gören kişinin kapıldığı üzüntüye denir. Artık mahrumsun ondan ve sendeki tüm kuvvetini çekip almış. Birden felç olsan, nasıl hüzün dolarsın?
İşte kıyamet günü Allah’ı göreceksin ve bir de bakmışsın, dünyada iman etmediğin için, mahrum kalmışsın. Cehennemin en büyük azabı, bedensel ateş değil, ruhun Allah’ın cemalini seyretmekten mahrum kalmasıdır. Hadiste: “Allah’ın cemalini görmek, cennet ehlinin en büyük nimetidir.” (Müslim, Îmân, 81). Mahrumiyet ise en büyük azaptır.
Sendeki tüm kuvvetini çekip almış, işte bu üzüntü en büyük azaptır. Çünkü bizim tüm kuvvetimiz Allah’tan gelmektedir. “Güç ve kuvvet yalnızca Allah’ın’dır.” (Kehf, 18/39). İnsan, bu hakikati dünyada fark etmezse, ahirette fark ettiğinde iş işten geçmiş olur.
Nasıl ki senin cep telefonuna tüm sinyaller baz istasyonundan gelir, baz istasyonunda elektrik kesilse, artık YouTube’den video izleyemez olursun. Beş duyu ile gördüğün seninle cep telefonun arasında hiçbir bağlantı yok. Görmüyor gözlerin aradaki bağlantıyı. Ama cep telefonunla baz istasyonu arasında görünmez dalga bağlantısı var, ve tüm veriler baz istasyonundan telefonuna ulaşıyor.
Bu misal, gayb âlemini anlatır. Görmüyoruz ama ruhlarımız her an ilahi rahmet dalgalarıyla besleniyor. İnsan farkında olmasa da Rabbinden bağımsız değildir.
Aynen öyle de bizim ile Allah arasında beş duyu ile bir bağlantı yok gibi ama beş duyunun ötesinde görmediğimiz bağlantılarla her şeyimizle onunla bağlantılıyız. Tüm güç ve kuvvetimiz ondan gelmektedir. “Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16). İşte bu yakınlık, görünmeyen bağdır.
İşte dünya sınav yurdu olduğu için, et kemik bedenin ölümüne kadar Allah kuluna verdiği özgür irade vererek inanmasını bekler. Dünya, bir imtihan meydanıdır: “O hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk, 67/2).
Eğer ki iman edip gerekli amelleri işlemezse, ölümle beraber ondan kuvvetini çekip alacaktır. İşte en büyük cehennem budur. Asıl kayıp, Allah’ın rahmetinden uzak kalmaktır. “Şüphesiz kim Rabbine günahkâr olarak gelirse, şüphesiz ki ona cehennem vardır.” (Tâhâ, 20/74).
Cehennemin en yakıcı tarafı ateş değil, Allah’tan mahrumiyettir. İnsanın ruhunu eriten bu uzaklık, dünya hayatındaki hiçbir kayıpla kıyaslanamaz.
Öyleyse gerçek kurtuluş, kalbi imanla diriltmek, amellerle süslemek ve Rabbimizin cemaline kavuşma arzusuyla yaşamaktır. Çünkü en büyük saadet O’na kavuşmak, en büyük hüsran O’ndan uzak düşmektir.