299) HER İNSANIN BİR NİNOVASI VARDIR

Evet… Bazı anlar gelir ki; Subhânellah der, secdeye kapanırsın. Bir de bakarsın Ninova, mahzun mahzun yolcuyu geri bekler. Bir de bakarsın ki kabak yaprak salmış, kumun üstünü gölgelemiş… Narin narin yolu gözler… Velhâsıl, hikmetine sual edilmez…

“La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu mizzalimin” bu ayeti okurken kul; Allah’ın heybetinden Subhânellah der ve secdeye kapanır. Çünkü bu hal, hayret makamına erişmiş bir ruhun hâlidir.

“Subhânellah” demek, Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih etmektir. Kul bir anda idrak eder ki, her şeyin ardında O’nun hikmeti var; o anda akıl susar, kalp secde eder. Bu secde, yalnız bedensel değil, ruhun, aklın ve nefsin bir araya gelip Hakk’a kapanışıdır.

Bu hâl, kulun “Subhânellah” derken kendisini de Hakk’ın huzuruna koyduğu bir “secde-i şuur”dur. Hakikatte secde, insanın öz varlığının kendi merkezine dönmesidir. Her varlık kendi lisanıyla secdededir; insan bunu fark ettiği an, tüm kâinatla beraber diz çöker. “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder.” (İsrâ, 17/44)

İşte o anda bir de bakarsın Ninova, mahzun mahzun yolcuyu geri bekler. Ninova, Hz. Yunus (aleyhisselam)’ın kavmidir. O, kavmini terk edip gitmiş, gemiye binmiş ve sonra balığın karnında tefekkürle tevbe etmiştir.

“Ninova’nın mahzun bekleyişi” demek, hem kavminin Yunus’u özlemesi, hem de insanın kendi özüne dönüş çağrısıdır.

Kişi bazen kendi Ninova’sını yani içsel hakikatini terk eder. Sonra yaşadığı sıkıntılar, onu yeniden o merkeze, o “mahzun bekleyene” döndürür.

Mana kisvesinde Ninova, insanın kalbidir; Yunus ise tefekkürün sesidir. Kalbini terk eden akıl, bir süre sonra “balığın karnı” misali karanlıkta boğulur. Ancak acı, hakikate döndüren bir pusuladır. Hak’tan kaçan, sonunda yine Hakk’a sığınır. “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (Hadîd, 57/4)

“Bir de bakarsın ki kabak yaprak salmış, kumun üstünü gölgelemiş…” Bu, Yunus’un balığın karnından çıkıp ıssız sahile bırakıldığı andır. Rabb’i, onu yakıcı güneşten korumak için üzerine kabak (yani yaktîn) bitkisi bitirmiştir. Kabak burada ilahî rahmetin sembolüdür. Kul tövbesini tamamlayınca, Allah’ın merhameti kabak yaprağı gibi üzerine serilir; onu yakıcı imtihan güneşinden korur.

Kabak yaprağı, rahmetin gölgesidir. Her tövbe edenin üzerinde bir “yaktîn” biter. O, dıştan bir yaprak değil, içte bir lütuftur. Allah’ın affı bazen bir gölgeyle, bazen bir kalp ferahlığıyla gelir. “Derken onu hasta bir halde, çıplak bir sahile attık. Üzerine kabak türünden bir bitki bitirdik.” (Sâffât, 37/145-146) Bu ayet, tövbenin rahmetle taçlandığının delilidir.

“Narin narin yolu gözler…” Yolu gözleyen, rahmettir. Yani Allah’ın lütfu kulunu bekler, “geri dön” der. Çünkü Hak, kuluna ondan daha yakındır; kul sadece yönünü kaybeder.

Kul tövbe ettiğinde aslında dönen kendisi değildir; çünkü Allah hiç uzaklaşmamıştır. Rahmet her zaman oradadır, sadece kulun idraki kapanmıştır. “O, kuluna şah damarından daha yakındır.” (Kâf, 50/16) Gözleyen Hak’tır; özleyen kul değil, özletendir.

“Velhâsıl, hikmetine sual edilmez…” Nihai teslimiyetin mührü kalbe basılır. Her şeyde bir hikmet vardır; bazen rahmet, bazen azap şeklinde görünür, ama özünde hepsi kulun kemali içindir. Allah’ın fiiline “neden” sorulmaz. Çünkü her “neden”de kulun aczi gizlidir.

Teslimiyet, imanın zirvesidir. Hikmeti sorgulamak, kulun sınırlı aklıyla sonsuz kudreti ölçmeye kalkmasıdır. “O, yaptığından sorgulanmaz, ama onlar sorgulanırlar.” (Enbiyâ, 21/23) Hakikat ehli bilir ki, rahmet bazen kabak gibi gölgelik olur, bazen balığın karnı gibi karanlık. Her hâliyle Rabb’inin hikmetine sığınır.

İnsanın içsel yolculuğu işte Yunus’un remziyle anlatılır. Her insan bir Ninova’dan çıkar; gaflet veya kırgınlıkla hakikat merkezinden uzaklaşır. Sonra bir “balığın karnı” misali sıkıntıya düşer; orada “Subhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn” (Seni tenzih ederim, ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum) der ve yeniden doğar. Kabak yaprağı gibi üzerini örten rahmet, artık onun manevi bilincidir.

İnsan Yunus’tur; her sıkıntı balığın karnıdır. Tövbe, yeniden doğuştur. “Zulmeden nefis” tevbe ettiğinde, rahmet yaprağı onu örter. Bu yaprak, artık dıştan gelen değil, içten yeşeren bir nurdur. “Tövbe eden günah işlememiş gibidir.” (Hadis) Tövbe, yeniden yaratılıştır.

Kimi zaman seni yakıcı güneşten koruyan kabak değildir; o kabak, sana sığınmayı öğreten rahmettir.

Dıştaki gölge geçicidir, içteki rahmet kalıcıdır. Kişiyi koruyan kabak değil, kabak vesilesiyle tecellî eden Rahmân’dır. “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf, 7/156) O yüzden hiçbir gölge kendi başına var değildir; hepsi, Rahmân’ın kudret elinin izidir.

“Seni tenzih ederim; ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ, 21/87) “Derken onu hasta bir halde, çıplak bir sahile attık.” (Sâffât, 37/145) “O, kuluna şah damarından daha yakındır.” (Kâf, 50/16) “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf, 7/156) “O, yaptığından sorgulanmaz.” (Enbiyâ, 21/23)

Her insanın bir Ninova’sı, bir balığı ve bir kabak gölgesi vardır. Rahmet bazen acı, bazen gölge, bazen sessizliktir. Tövbe, yeniden yaratılıştır; kabak yaprağı ise rahmetin örtüsüdür. Hikmetine sual edilmez, çünkü hikmetin kaynağı Hakk’tır.