303) HEP İYİLİĞE VESİLE OL

Mutlak nefsi ve öz nefsini tanıyıp rabbe doğru nazar edenden insanlığı tembelliğe itecek şekilde veya rencide edecek tarzda hiç bir fiil asla zuhur etmez.

Kişi, nefsinin tabiatını tanıdığında, artık “yapan” olduğunu değil “yaptırılan” olduğunu fark eder. Böylece iyilik onun elinden değil, Rabb’inden akar. O zaman yaptığı her iş, bir gösteriş değil, bir şükür olur. Yerinde ve istikrarlı bir eda ile halka el uzatır.

İstikrarlı iyilik, süreklilik isteyen bir ibadettir. Çünkü Allah, bir defalık parlamayı değil, daimî rahmeti sever. “Allah katında amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olandır.”

İhtiyacı olana rastgele üç beş kuruş sadaka verip öylece yanından kovmak ve haline terk etmek, insani bir ahlak değildir.

İyiliğin değeri, miktarda değil niyettedir. Sadaka, bir paranın değil bir kalbin uzanışıdır. Eliyle verirken gönlüyle uzaklaşan, aslında vermemiştir. Bu davranış da kimseyi sonsuza kadar tatmin etmez. Çünkü Allah, ihsanı yalnız başkasına değil, verene de rahmet olarak döndürür. Kalpten doğmayan bir iyilik, ruhu doyurmaz.

Elbette sadaka, fakir yani çalışma gücü olmayan veya miskin olan yani çalışan ama aldığı ücretle geçinemeyen ve borçtan bir türlü kurtulamayan kişilere verilir ve o halden kurtulmasına vesile olunur.

Gerçek sadaka, kişiyi muhtaçlıktan kurtarandır. Zira Allah, “veren el”i “alan el”den üstün kılmıştır. Sadaka, insanı yeniden diriltmek için verilir, bağımlı kılmak için değil.

Bu ilk etapta elbette çok değerlidir. Çünkü kan kaybeden hastaya ilk etapta kan vermek, hayatını kurtarır.

Sadaka, acil bir yardımdır; ama asıl tedavi, kişinin kendi emeğiyle ayağa kalkmasıdır. Zira sürekli verilen ama üretime yöneltmeyen yardım, kişiyi tembelliğe hapseder. Sonra da hızlıca tedavi edilip vücudunun kendi kanını üretmesi sağlanır.

Bu, marifetin kapısını aralar. İnsan kendi potansiyelini fark ettiğinde, Rabb’inin “el-Muğnî” (zenginleştirici) ismine mazhar olur. İşte esas sadaka, düşenin elinden tutup kaldırmak ve ayakları üzerinde durmasına vesile olmaktır.

El tutmak, sadece yardım değil, terbiye etmektir. Düşeni kaldırmakla kalmaz, onu da başkalarına el tutacak hâle getirirsin. Gerçek iyilik, zincirleme rahmettir. Yol gösterip haliyle hal olmaktır.

“Hal ile hal olmak” tasavvufta feyz akışının sırrıdır. Nasihat sözle değil, hâl ile verildiğinde kalbe işler. Çünkü hal, kelimeden daha gürültüsüzdür ama etkisi çok daha derindir.

Gücünün geçmediği yerde ise, sözünün geçtiği yere durumunu iletip tenceresinin kaynamasına vesile olmaktır.

Herkes imkânı kadar sorumludur. Kiminin eli ulaşır, kiminin sözü. Allah katında niyet, neticeden büyüktür. Olay, maddi vaziyette böyle olduğu gibi ilmi olarak da aynıdır.

İlmi sadaka, en kalıcı sadakadır. Zira birine ilim verip yol göstermek, onun nesiller boyu bereketlenmesine vesile olur. “Sadaka-i cariye”nin sırrı buradadır. Çünkü kişi, kendisi bizzat emeği ile nimete ererse, sonsuza kadar mutlu olur.

Emekle elde edilen nimet, şükürle taçlanır. Emek olmadan alınan nimet ise, gururla kirlenir. Allah emeği ibadet, sonucu ise ikram kılmıştır. Yoksa geçici mutluluk oluşur ve sonra da kaybolur.

Geçici mutluluk, nefsin şekeridir. Ruh, kalıcı huzuru yalnızca Allah’a yönelmekle bulur. Ayrıca hep gözü dışarıda kalır ki, bu maddi veya manevi vaziyetlerde çok tehlikeli bir durumdur.

Dışa bağımlı mutluluk, içteki boşluğun işaretidir. Göz dışarıdaysa gönül içeriyi göremez. Gerçek huzur, kanaattedir.

Hediye ise bambaşkadır. Hediye, menfaat değil, muhabbet aracıdır. İyilikten farklı olarak karşılık beklemez; kalpler arasında köprü kurar. O ülfeti sağlar. Kalbi kalbe rapteder. “Hediyeleşiniz, çünkü hediye sevgiyi artırır.” hadisi, kalplerin rabtını öğretir. Hediye, nefsin değil ruhun dilidir.

İyilik, sadece fiil değil, bir hâl meselesidir. Niyet kirliyse amel de kirlenir. Gerçek yardım, insanın kendi kanını üretmesine vesile olmaktır.

Zikirle dirilen kalp, rahmet kanalı hâline gelir; elinden veren değil, gönlünden akıtan olur. Hediyeleşmek, kalpleri birbirine bağlayan ilahî bir bağdır; Allah muhabbetle kullarını birleştirir.

“Yapılan iyiliği başa kakmayın ve incitmeyin.” (Bakara, 264) “Kim bir mümine dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun ahiret sıkıntılarından birini giderir.” (Hadis, Müslim) “Sadakalarınızı gösteriş için vermeyin.” (Bakara, 264) “Hediyeleşiniz, çünkü hediye sevgiyi artırır.” (Hadis, Tirmizî) “Allah, ihsan sahiplerini sever.” (Bakara, 195)