İslam’da her an kadın günüdür. Kadın, suyun üzerindeki gül yaprağıdır. Bu dünya onların omuzlarında yükselir. Ahiret onların nakşıyla süslenir. Hayat onların onuruyla şereflenir. İşte bu yüzden, yılda sadece bir gün değil, her an kadınların günüdür.
Kadını cahiliyetin içinde bulunduğu darboğazdan çıkarıp, şerefli bilip şerefli eyleyen Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e salât ve selâm olsun.
Materyalist dünyanın kadını kandırmak için öne sürdüğü “yılda bir gün” ise, bizim nazarımızda hiçbir geçerliliği olmayan, içi boş bir gösteridir.
Kadını sadece bir “gün”e sığdıran bakış, aslında kadının onurunu gündelik çıkarlara kurban eden bakıştır. Biz biliyoruz ki kadın, hayatın merkezine yerleştirilmiş bir emanettir.
Ana rahminde taşıdığıyla nesli, gönlünde taşıdığıyla ümmeti, omzunda taşıdığıyla yükü, duasında taşıdığıyla geleceği besler. Su üstündeki gül yaprağı benzetmesi, kadının hem zarafetini hem de üzerinde taşıdığı incelikli yükü işaret eder.
Dünya düzeni, kadının duasıyla ayakta durur; ahiret yolculuğumuz onun sabrı, iffeti, vefası ile ince ince nakşedilir. İslam, cahiliyetin kız çocuğunu diri diri toprağa gömdüğü karanlıktan, kadını baş tacı eden aydınlığa taşıyan dindir.
Bu yüzden biz kadınları, vitrin süsü yapan materyalist dünyanın “kadınlar günü” sloganlarına değil, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in bize öğrettiği onur terazisine göre okuruz.
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden sakının.” (Nisâ Suresi, 1. ayet meali) ayetiyle, kadın ve erkeğin aynı nefisten geldiğini, değer bakımından birinin diğerinden aşağı olmadığını idrak etmek zorundayız.
“Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse, mutlaka ona güzel bir hayat yaşatırız.” (Nahl Suresi, 97. ayet meali) hitabıyla, mükâfat terazisinde cinsiyetin değil, iman ve salih amelin öne geçtiğini unutmamalıyız.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Radâ 11) ve “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî, Cihâd 6) buyruğunu, kadının onurunu korumanın kendi ahiretimizle direkt bağlantılı olduğunu gösteren ilahi bir uyarı gibi okumalıyız.
“Kadını ya vitrine koyup tüketirler ya da gönle koyup yüceltirler; biz gönlümüze koymayı seçmeliyiz.” tarzındaki bir hikmetli sözü de, bakışımızın yönünü her an bize hatırlatan bir cümle gibi içimize yazmalıyız.
Rehber olarak, önce kadına bakışımızın temelini imanımızla yeniden inşa etmeliyiz. Kadını sadece cinsiyet, beden, dış görünüş üzerinden değil; rahmet taşıyıcısı, emanet taşıyıcısı, nesil ve gönül kurucusu bir varlık olarak okumayı kendimize şiar edinmeliyiz.
Böyle yaptığımızda, kadına atılan her küçültücü bakışın aslında kendi fıtratımıza atılmış bir darbe olduğunu fark edebilmeliyiz.
Dili “kadınlar günün kutlu olsun” deyip kalbi onu metanın konusu yapan zihniyetten uzak durmalıyız. Biz kadınları bir günle anmak yerine, her günümüzü kadınların onurunu koruyan bir ahlakla yaşamaya gayret etmeliyiz.
İçimizde, Evladı için sabahlara kadar dua eden anneleri, yuvasını taşıyan eşleri, hayatı bereketlendiren kız evlatlarını, ilim ve irfan taşıyan hanım gönülleri hatırladıkça, “Bu ümmet onların duasıyla ayakta duruyor.” demeyi unutmamalıyız.
Materyalist dünyanın kadını vitrine çıkaran, ekranlara mahkûm eden, “özgürlük” adı altında metalaştıran söylemlerine aldanmamalıyız. Özgürlüğü nefsin hoyratlığı olarak değil, kulluğun izzeti olarak görmeliyiz.
Kadını reklam, moda, tüketim üçgenine sıkıştıran her bakışın, aslında onu cahiliyetin başka bir tür karanlığına hapsettiğini bilmeliyiz.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kadınlara olan merhametini, nezaketini, vefasını ve hassasiyetini kendimize ölçü almalıyız. Bizim için gerçek “kadınlar günü”, annemize, eşimize, kızımıza, kız kardeşlerimize, ümmetin tüm hanımlarına hürmetle, incelikle, adaletle davrandığımız her an olmalıdır.
Her günümüzü, “İslam’da her an kadın günüdür.” şuuruyla yaşamalıyız. “Rabbinden korkana iki cebbet vardır” vaadine ulaşmış olalım.