Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz yüzbinlerce insanla, yine yüzbinlerce hadise ve olayla içli dışlı olacak da kayıtsız kalacak.
Bir kalp, gördüğüne susarsa taş kesilir; dilsiz bir kalbin rehberlik etmesi mümkün değildir. O’nun susması dahi bir hikmet, konuşması ise bir rahmetti. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” mealindeki ayet, suskun bir rehber değil, bizzat insanlığın nefesine yön veren bir elçiyi işaret eder.
Hiçbir öneri ve ihtarda bulunmayacak ve sadece seyredip susacak. Hakikat yolunda rehbersizlik karanlıktır. Gören, gördüğüne şahitlik eder; şahitlik rahmete kapı açar. Resulullah’ın uyarıları ümmete rahmet, suskunluğu ise bir terbiye idi.
Sadece Kur’an’ın ayetlerini çıplak okuyacak ve gidin kendinize göre anlam çıkarın ve nasıl istiyorsanız öyle uygulayın diyecek.
Kur’an’ın kelimeleri nurludur ama o nura göz olacak olan Resulullah’tır (sallallahu aleyhi ve sellem). Ayetin zahirine bakan göz çoktur; fakat batınını açan nur, ancak rehberin nefesiyle can bulur. “Size iki şey bıraktım: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.” hadisinin manevî tonu, vahyin rehbersiz bırakılmadığını bildirir.
Peki, bu mümkün mü? Böyle bir şey olabilir mi? İmkânsız olan, güneşin doğup da ışık vermemesi gibidir. Resulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) konuşmaz kabul etmek, güneşi gökyüzünde yok saymak gibidir.
Sanki Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz hiç konuşmamış ve sadece susmuş. Aslında O’nun suskunluğu bile konuşurdu. Çünkü susması tefekkür, konuşması ise tebliğ idi. Geceleri susuşu miraç yoluydu; gündüzleri konuşuşu ümmete derman.
Aslında bu kadar cahilce bir bakış açısı olamaz. Cahillik, seslerin çokluğunda hakikatin sessizliğini ıskalamaktır. Cahilin dilinde çok söz, gönlünde az hüzün olur.
Sonra da kendilerine Kur’an Müslümanı deyip, kendileri Kur’an üzerinde ileri geri sayısız kitap, makale yazıp insanları kendi yazdıkları ile yönlendirerek kendilerine yeni bir ümmet oluşturmuşlardır.
Nefs, kendi yazdığına iman ettiği an haktan uzaklaşır. Kalbe gelen ses, vahiy ile bütünleşmediği olmadığı sürece kişinin kendi gölgesidir. Gölge büyüdükçe nur kaybolur.
Kur’an’ın bizzat Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize tanımadan hayata entegre olacağını sanmışlardır. Kitabı anlayan göz değil, o göze ihsan olunan nurdur. O nur ise Resulullah’ın yolundan gelen ince bir sızıntıdır.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize ümmet olmayı ise Kur’an’dan uzaklık olarak addetmişlerdir. Oysaki O’na ümmet olmak, kelamın sahibine yürümektir. Kur’an’a yakınlık, Resulullah’a yakınlık derecesindedir; biri yoksa diğerinin huzuru noksandır.
Peşlerine takılan insanları ümmeti Muhammed olmaktan ayırıp kendilerine ümmet yapmışlardır. İnsan, kendisine kul bulduğunda Rab’bini unutur. Zira kendine davet eden, hakikate kapalıdır.
Madem Kur’an Müslümanlığı diyorsunuz, o zaman sırf ayeti okumanın dışında tek kelime görüşünüzü katmayın. Hakikat, iddia ile değil sadakatle anlaşılır. Sadakat ise kişinin söylediği sözünü yaşam planında canlı tutmasıdır.
Sırf ayetleri okuyun ve sırf kelime meali yapıp aralarda hiç ama hiç parantez açmadan söyleyin ve aradan çekilin. Parantezsiz bir dil, ruhsuz bir beden gibidir. Mana nefes ister; nefes ise peygamberî terbiyeyle şekillenir. İşte peygamberi terbiye, ayet aralarında açılan parantezlerde sakladır. Bu da sünneti seniyyedir.
Zira size göre Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz sırf Kur’an okumuş ve hiçbir parantez açıp değerlendirmede bulunmamıştır. O’nun her bakışı bir açıklamaydı; her tebessümü bir tefsir. Kur’an’ı yaşayan bir hayat vardı onun yürüyüşünde.
Madem öyle Kur’an Müslümanlığı diyorsunuz ve Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi devreden çıkarıyorsunuz, o zaman TV’lerinizde asla parantez açmayın ve sırf ayet ile kelime mealini gösterin.
Hakikat, sözün değil hâlin tebliğidir. Hâl ise Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında görünür, başka iddialarda değil.
Dergi ve makalelerinizde sırf ve sırf ayet ile kelime mealini yazın. İmana ruh üfleyen, yaşayan rehberliğin sıcaklığıdır; kuru kelime değil.
Niye araya görüşlerinizi yazıyorsunuz? Hakikat, nefisten geçen sözlerle bulanır. Nefsi törpüleyen, Resulullah’ın edebidir.
Yoksa siz Kur’an’ı Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizden daha mı iyi anlıyorsunuz? Enaniyet, kulun içindeki gizli puttur. O put kırılmadıkça vahyin kapısı açılmaz.
Hangi unvan veya kuruluşta baş olursa olsun, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi tanımayan yokluğa mahkûmdur. O’nun yolunu tanımayan, kendi karanlığına mahkûm olur. Nefsini rehber eden, kendini ateşe yürütür.
İşte onlar dünyada ve ahirette terk edilmeye yakın olandır. Çünkü onlar bizzat dini İslâm-ı Mübîn’i zedelemeye kalkmışlardır. Din, ihlâsla korunur; hevâ ile değil. Hevâ ile yürüyen, kendi uçurumuna yaklaşır.
Oysaki nazil ettiği zikrini koruyan’ın bizzat Allah olduğunu unutmuşlardır. “Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz.” Hicr Suresi 9. Ayet Bu ayet, Kur’an’ın korunmasının bizzat Allah’ın teminatında olduğunu ifade eder. İşte bu ayetinin nefesi, hakikati saklayan kudreti hatırlatır.
Allah ile Resulünü ayıranlar ayrılığa mahkûm olmuşlardır. Ayrılık, kalbin karanlığıdır. Birlik ise Allah’ın Nur’uyla bütünleşmektir. Resulullah’sız birlik yoktur, Kur’an’sız yol yoktur.
Birinin inkârı, diğerinin nurunu söndürür. “De ki: ‘Eğer gerçekten Allah’ı seviyorsanız, bana (Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e) uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’” Âl-İmran 31 Bu ayet, Resul’e itaatin Allah’a itaatin gereği olduğunu belirtir; yani Resul’ü dışlayan kişi, Allah’a yönelmiş eksik bir yöneliş içindedir.
Şimdi bu konudaki birkaç ayeti kerimeye göz atalım…
“Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler… İşte onlar gerçek kâfirlerdir.” Nisâ Sûresi 150–151
Bu ayet, Allah ile Resûl arasına gizli bir çizgi çekmeye çalışanların aslında imanı parçalamaya kalktığını bildirir. Ayrılık üretmeye çalışan bu zihin, ikiye bölünmüş bir din tasarlamak ister; oysa hakikat bölünmeye izin vermez. Ayetin giydirilmiş manasında, “Allah ile Resûl arasına yol açmaya çalışanlar” ifadesi vardır. Çünkü Allah’a yönelip Resûl’ü yok saymak, vahyin ruhunu kesmektir. Bu yüzden Rabbimiz bu tavrı en ağır isimle tanımlar: “gerçek inkâr.” Zira Resûl devre dışı kalırsa, Kur’an kelimeye döner; ruh gider.
“Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onları birbirinden ayırmayanlar…” Nisâ Sûresi 152
Ayetin ruhu bize, ayrılık çıkarmayanların gerçek iman sahipleri olduğunu gösterir. Çünkü Allah’a iman Resûl ile tamamlanır; Resûl’e iman Allah ile anlam kazanır. Bu ayetin örtülü başlığı, “ayrım yapmayanların mükâfata layık olduğu hakikati”dir. Ayrım yoksa bütünlük vardır; bütünlük varsa iman sahih olur.
“Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin…” Nisâ Sûresi 59
İtaat emrinin iki kez gelmesi, iki farklı kaynağı değil; aynı hakikatin iki yüzünü ifade eder. Ayetin içindeki gizli başlık, “itaat zincirinin Resûl ile tamamlandığı gerçeği”dir. Allah’a itaat Resûl olmadan eksik kalır; Resûl’e itaat de Allah olmadan anlamını bulmaz. Bu iki itaat birbirine yaslanır.
“Allah’a ve Resûl’e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse…” Nûr Sûresi 54
Bu ayetin dokusu, Resûl’den yüz çevirmenin gerçekte Allah’tan uzaklaşmak olduğunu gösterir. Buradaki giydirilmiş başlık, “yüz çevirenin sapmaya düşmesi”dir. Çünkü Resûl’ün eli bırakıldığında, insan kendi nefsine sarılır; nefis ise doğruyu göstermez.
“Allah’a ve Resûl’e itaat edin! Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah kâfirleri sevmez.” Âl-İmrân Sûresi 32
Ayet, itaatten yüz çevirmeyi ilahî sevgiden uzak kalmak olarak tanımlar. Satır aralarındaki başlık, “Resûl’den yüz çevirenin sevgiden mahrum kalması”dır. Çünkü ilahî sevgi, Resûl’ün ahlâkından geçen bir nurdur. Resûl’süz bir yöneliş, nurdan uzaklaşmaktır.
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resûl’e itaat edin; işitip durduğunuz hâlde yüz çevirmeyin.” Enfâl Sûresi 20
Bu ayetin içindeki yankı, hakikati işitip yine de Resûl’ü devreden çıkaranların çelişkisini ortaya koyar. Giydirilmiş başlık, “işitip yüz çevirenlerin manevi körlüğü”dür. Bilgi, Resûl’süz yaşanırsa insanın içinde küfe dönüşür.
“Sizi hayat verecek şeye çağırdığında Allah’a ve Resûl’e uyun.” Enfâl Sûresi 24
Ayet, hayat veren çağrının Resûl üzerinden geldiğini bildirir. Giydirilmiş başlık, “hayatı dirilten çağrının Resûl ile mümkün olması”dır. Resûl’ün olmadığı bir davette hayat değil, donukluk doğar.
“Allah ve Resûlü bir işte hüküm verdiğinde, müminin başka bir tercih hakkı yoktur.” Ahzâb Sûresi 36
Bu ayetin özündeki mana, hükmün bölünmezliğidir. Giydirilmiş başlık, “ilahi hükmün Resûl ile tamamlanan bütünlüğü”dür. Resûl’ün hükmünü yok saymak, Allah’ın hükmüne alternatif üretmektir.
“Resûl size ne verdiyse onu alın; neyi yasakladıysa ondan kaçının.” Haşr Sûresi 7
Ayetin taşıdığı derin anlam, Resûl’ün sözünün sıradan bir açıklama değil, ilahî bir yönlendirme olduğudur. Giydirilmiş başlık, “Resûl emrinin ilahi kaynaklı oluşu”dur.
“Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, ona cehennem vardır.” Tevbe Sûresi 63
Bu ayet, isyanın iki ayrı hedefi olmadığını; Resûl’e isyanın Allah’a isyanla aynı çizgide olduğunu gösterir. Giydirilmiş başlık, “itaatsizliğin ceza bakımından tek hüküm olması”dır.
“Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmiş olurlar.” Fetih Sûresi 10
Ayet, Resûl’ün elini Allah’ın kudreti altında bir el olarak tanımlar. Giydirilmiş başlık, “Resûl’e bağlılığın Allah’a bağlılık olması”dır. Bu, ayrılık fikrini kökten yok eden en güçlü ifadelerden biridir.
“Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, Allah onu cennetlere sokar.” Fetih Sûresi 17
Buradaki ince sır, kurtuluşun iki isimle birlikte zikredilmesidir. Giydirilmiş başlık, “cennetin anahtarının Allah + Resûl bütünlüğünde bulunması”dır.
“Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.” Muhammed Sûresi 33
Ayet, Resûl’e itaatsizliğin amelleri boşa çıkarabileceğini bildirir. Giydirilmiş başlık, “amellerin ruhunun Resûl ile korunması”dır.
“Ümmîlere içlerinden bir peygamber gönderen O’dur…” Cuma Sûresi 2
Bu ayetin derin manası, kitabın rehbersiz anlaşılmayacağını hatırlatır. Giydirilmiş başlık, “kitabın peygamberle açıldığı gerçeği”dir.
“Şüphesiz Resûlullah’ta sizin için en güzel örnek vardır.” Ahzâb Sûresi 21
Bu ayetin özü, dinin pratiğinin Resûl olduğunu ilan eder. Giydirilmiş başlık, “Kur’an’ın pratik karşılığının Resûl oluşu”dur. Resûl devreden çıkarılırsa Kur’an hayata inmez; metin olarak kalır.
Hakikat iki kapı değildir; kapı tektir: Allah’ın kapısı. O kapıdan girmenin yolu ise Resûl’ün edebidir.
Resûl’ü devreden çıkaran, edebi devreden çıkarır. Edebin devre dışı kaldığı yerde ise din, nefsin oyuncağına döner.
Kitap, Resûl’le yürür; Resûl’süz okunan kitap, sahibini kendine göre bir dine dönüştürür.
Resûl’ün devre dışı bırakıldığı her hareket, zamanla Resûl’ün yerini başka liderlerle doldurur. Bu da ümmeti parçalar ve yeni “ümmetçikler” doğurur. Resûl’ün edebinden uzaklaşan, Hakk’ın nazarından da uzaklaşır.
Allah ile Resûl’ü ayırmak imanda bir kırılmadır. Kur’an bu kırılmayı küfür, sapma, yüz çevirme, amellerin boşa çıkması, cehennem tehdidi ve kalbin kararması gibi ağır sonuçlarla bildirir. Çünkü Resûl, Kur’an’ın gölgesi değil, Kur’an’ın nefesidir. Nefes kesilince hayat söner; geriye kuru kelime kalır.
“Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ 80) Bu ayet, yolun iki ayrı kapı değil, tek kapının iki isminden ibaret olduğunu bildirir.
“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Hadis) Bu söz, peygamberin sessizlikle değil, ahlâk ile tebliğ ettiğini gösterir.
“Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb 45) Şahitlik susmak değildir; görmek ve gösterdiğini anlatmaktır.
“Onu örnek alın ki kurtuluşa eresiniz.” tarzındaki hikmetli söz, insanın rehbersiz yürüyemeyeceğini anlatır.
Rehbersiz yürüyen, yol sandığı karanlığa basar. Bu söz, Resulullah’ın bu yoldaki zarurî konumunu işaret eder. Kur’an’ın nuru yürür; o nurun gölgesi Resulullah’ın siretidir. Birinin terk edilmesi, nurun eksilmesi demektir.