45) KİŞİ ÖLÜNCE MERTEBESİ KESİNLEŞİR

Benim bakışım şudur: Bir kişiye ve o kişi peygamber değilse, kendisi dünyada yaşadığı sürece kendisine mutlak bir bakışla murakabe yani tam teslim bir halle kalbî bağlanma yapılmaz. Zira o kişi, her ne kadar büyük bir makama sahip olsa da hâlâ dünya imtihanındadır ve her an kayma ihtimali vardır.

Bu sebeple murakabe, ancak irtihalinden (dünyadan göçmesinden) sonra yerini bulur. O yüzden akılmızı kalbimize indirmeli ve akla bağlanmayan bir kalple yola çıkmamalıyız. Yoksa kötü niyetli insanların girdabına düşebilir ve her şeyimizden mahrum kalabiliriz.

Nitekim Cüneyd-i Bağdâdî (kuddise sirruh) Hazretleri’nin kıssasında bu hakikat apaçık görünür. Rivayet edilir ki, yanına bir papaz gelir ve şöyle der:
“Senin peygamberin de haktır, benim peygamberim de haktır. İkimiz de dinimizin âlimleriyiz. Peki, hangimiz daha büyüğüz?”

Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri cevap vermez, “Yarın ikindi ezanında gel, cevabımı vereyim” der. Ertesi gün papaz gelir ki, Cüneyd Hazretleri vefat etmiş, tabutu hazırlanmıştır. Bunun üzerine papaz şaşkınlıkla:
“Hani Müslüman yalan söylemezdi, bana cevap verecektin?” der.

O anda Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri kefeninin içinden başını kaldırır ve şöyle der: “Ben bu vakitte öleceğimi biliyordum. Fakat imanla mı, yoksa imansız mı öleceğimi bilmiyordum. Şükürler olsun ki imanla öldüm ve senden üstün oldum.” Sonra başını kefene bırakır.

İşte bu kıssadan anlıyoruz ki, asıl büyüklük ve hakiki makam, imanla son nefesi verebilmektir. Bunun için, hayatta olan veliye murakabe değil; bizi yetiştirene, yani mürşidimize ve en nihayetinde Hakk’a murakabe yapılır. Ama bu da ancak akleden bir kalble gerçekleşmelidir. Çünkü imanla son nefese kavuşmak, Allah’ın bir lütfudur.

Bu kıssanın özü, kendisinin akıbetine güvenmemek ve daima Allah’a sığınmaktır. Zira velînin kerameti değil, imanla gidişi önemlidir. Çünkü her an imtihan devam etmektedir. Asıl olan, Allah’a kullukta sebat göstermek ve son nefeste “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah” diyebilmektir.

Hadisi şerifte Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir.” (Müslim, Cennet, 83) Bu sebeple, kulun en büyük duası ve çabası, imanla son nefes verebilmektir.

Kalbimiz bir olmalı, birbirimizi Allah için sevmeliyiz. Murakabe ve bağlılık, yalnız bizi yetiştirene ve Hakk’a olmalı. Keramete değil, akıbete bakmalı, son nefeste imanla göçebilmek için dua etmeliyiz.

Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 59/18)

Asıl mesele, “son nefes”tir. Çünkü kişi hangi hâl üzere ölürse ve kimin sevdasıyla ölürse, ahirette onunla haşrolunacaktır. Bu yüzden has müminler, keramet ve keşifleri büyüklük saymamış; asıl büyüklüğü, “imanla göçmek” olarak bilmişlerdir.

İmam Gazâlî (rahmetullahi aleyh) der ki: “Kulun bütün amelleri son nefesine bakar; ibadeti de, takvası da, ilmi de son nefesi güzel olursa kurtuluş sebebidir.”

Velilerin hayatında daima bir titreme, bir endişe vardır. Bu endişe, imanın akıbetine dair korkudur. Çünkü şeytan, son nefeste en büyük hücumunu yapar. Bundan dolayı salihler, sürekli Allah’a sığınmış ve “Ya Rabbi! Bizi imanla kabzet” diye dua etmişlerdir.

Son nefesi imanla verebilmek için; Huşû ile ibadet edelim. Namaz, oruç, zikir ve diğer ibadetleri sadece şekil değil, ruh ile yerine getirelim. Keramete değil akıbete bakalım. Olağanüstü hallere değil, imanla gidişine değer verelim. Tevbeyi geciktirmeyelim. Zira günahı terk etmeden, tövbeyi erteleyen kişi akıbetini tehlikeye atar. Her namazda “Ya Rabbi! Bizi imanla kabzet” diye yalvaralım. Mürşidimizle kalbi teveccühümüz sağlam kalsın. Onu Hak yoluna rehber olarak görelim, fakat asıl bağlılığı Allah’a yapalım.

Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur:
“Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/250) Hadisi şerifte ise Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurur: “Ameller, sonlarına göre değerlendirilir.” (Buhârî, Rikak, 4; Müslim, Kader, 34)

Yorum yapın