281) AN’IN SIRRI

Her an Kâlû Belâdır; yani Rabbimizin ruhlar âleminde bize hitaben “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verdiğimiz “Belâ” (Evet, Sen bizim Rabbimizsin) cevabının yankısıdır. Her nefes, ezelde verilen bu sözün yankısını taşır.

Her an ezeldir; çünkü zamanın hakikati bizim ölçtüğümüz saniye, dakika değildir. An, Allah’ın kudretinde ezelî bir tecellidir.

Her an ebeddir; çünkü içinde bulunduğumuz an, aslında sonsuzlukla bağlantılıdır. Her nefes, bize ebediyet yolunda açılan bir kapıdır.

Her an bir imtihan sorusudur; hayatımızın küçük büyük bütün işlerinde Rabbimizin muradı gizlidir. Ve her an aynı zamanda bir imtihan cevabıdır; çünkü tavrımız, niyetimiz, sözümüz ve işimizle bu soruya cevap veririz.

Her an 120. gündür; yani anne rahmindeyken ruhun üflendiği o dönemin tecellisini tekrar yaşar gibiyiz. İnsan her an yeni bir yaratılışta (khalq-ı cedîd) olduğu için, her an yeniden doğar. Her an rızkın yazılımıdır; zira kader levhasında yazılan rızık, an be an bize ulaşır. Ne eksik ne fazla, sadece takdir edilen.
Her an kaderin yazımıdır; yani Levh-i Mahfuz’dan kudret kalemiyle yazılmış satırların bize okunmasıdır.

“El-an kemâ kân” (Şu an, olduğu gibidir): Her an, Allah’ın takdir ettiği şekilde zuhur eder. Ona razı olmak, teslimiyetin kemalidir.

İşte bu sırrı çözenler, asırlara meydan okudular; çünkü anın içinde Rablerini buldular. Fakat bunu çözemeyip teori üretenler, asırların kadırgalarında kaybolup gittiler.

O hâlde anlatım, “bu anda anımızı an eylemek” içindir. Çünkü gerçek hayat, dün ya da yarın değil; sadece şu andır.

Hakikatte “an” kavramı, seyr u sülûkün merkezindedir. Sûfîler der ki: “Geçmiş geçti, gelecek gelmedi; sana verilen sadece andır.” Bu nedenle her an, Allah’a yönelişin fırsatıdır. Zira Rabbimiz buyurur: “Her an O, bir iştedir.” (Rahmân, 29)

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikâk 1) Yine buyurmuştur: “Fırsat beş şeyden önce değerlendirilmelidir: İhtiyarlamadan önce gençlik, hastalanmadan önce sağlık, fakirlikten önce zenginlik, meşguliyetten önce boş vakit, ölümden önce hayat.” (Hâkim, el-Müstedrek)

Bu hadisler gösteriyor ki an, en kıymetli sermayemizdir. Onu Allah’a kullukla değerlendirenler kurtuluşa ererler.

Öncelikle anı fark et. Geçmişin pişmanlığına, geleceğin kuruntusuna kapılma; şu anı Allah için yaşa. Çünkü insanın elinde sadece yaşadığı andır.

Her nefeste sözünü hatırla. Kâlû Belâ’da verdiğin “Belâ” sözünü unutma; her an ona sadık kal. Allah’ın senden razı olup olmayacağını düşünerek yaşa.

Her hâli sınav bilinciyle yaşa. Çünkü her hâl bir soru, her tavır bir cevaptır. Dikkat et, yaptığın iş ya sana şahit ya da aleyhine delil olacaktır.

Rızka razı ol. Sana ulaşan rızkın yazıldığı gibi geldiğini bil ve şükret. Az da olsa kanaat eden, çok büyük zenginliğe ermiş gibidir.

Teslim ol. “El-an kemâ kân” hakikatine er; olanı olduğu gibi Allah’tan bil. Sabır ve teslimiyetle hareket eden, Allah’ın takdirinde huzur bulur.