241) RABB-İ HASS İLE RABBÜ’L ERBÂB FARKI

Bunu bir örnekle izah edelim: Bir ressam tarafından çizilen yüz tane ayrı tablo düşünün. Her birinin üzerindeki renkler aynı renklerdir, ama çizimleri birbirinden farklıdır.

Bu örnekte olduğu gibi, “tecellî” hakikatin güzel bir remzidir. Allah’ın kudreti (kuvveti) tek olduğu hâlde, her varlıkta farklı tezahür eder. Aynı ilahî nur, her gönülde farklı renklerle parlar. Bu farklılık “çoklukta birlik”tir.

İşte her tabloyu çizen aynı boya, ama her tabloda ortaya çıkan ayrı bir resimdir. Her tablonun rabb-ı hassı, yani onu oluşturan renklerin düzeni ve terkibi, ayrı bir alanı oluşturur. Ama tüm tabloları çizen aynı kalemdir.

Rabb-ı hass, her varlığın kendine özgü terbiye edilişini temsil eder. Nasıl ki her insanın nefsi, mizacı, kabiliyeti farklıysa; her birinin Rabbi de o mizaca uygun terbiye tecellîsindedir. Yani her bir varlığın Rabbi, Allah’tır; ama o varlığa “özel bir isim” (Esma-i İlahiye) üzerinden terbiye eder.

Tüm yüz tabloyu tek bir âlem olarak düşünürsek, tümünü terbiye eden, yani şekillendiren, yani mürebbîsi, yani Rabbi; aynı kalem olduğu için “Rabbü’l Âlemîn” o kalem ve kalemi tutan el ve o eli yönlendiren ilahî kudrettir.

Rabb-ı hass ise, her tabloyu oluşturan özgün boya, kendisine dokunulmuş olan esmadır. “Rabbü’l Âlemîn”, bütün âlemlerin terbiyecisi olan Allah’tır. Ama her âlemin, hatta her insanın “Rabb-i hass”ı, kendi kabiliyetine, istidadına ve mazhar olduğu Esma’ya göredir. Yani Allah birine “Rahman” ismiyle tecellî eder, birine “Kahhar” ismiyle, birine “Latîf” ismiyle. Ama bütün isimlerin kaynağı yine tek olan Zât’tır.

İşte bu örneği asıl üzerine uyarlayalım. Her bir insan hatta her bir varlık birer tablo, birer ferş veya ferşten gözüken bir taraftır. “Ferş”, mahlûkat âlemidir; yani yaratılmış olan her şeyin sahnesi. İnsanın kalbi de bir ferştir: üstüne Rabbinden gelen nakışlar işlenir. “Biz insanı en güzel surette yarattık.” (Tîn, 4) ayeti, bu nakışın mükemmelliğine işaret eder.

Her birinin terkibi, yani dokuması, çehresi, içsel âlemi, makamı ve öz hüviyeti ayrı ayrıdır. Çünkü dokuması ayrıdır. İşte bu dokumaya Rabb-i hass denir. “Rabb-i hass”, kulun şahsî kaderindeki Esma terkibidir. Bir kul, “Rahim” tecellîsine mazhar olurken, bir diğeri “Cemîl” veya “Celîl” tecellîsine mazhar olabilir. Bu yüzden her insanın Allah ile ilişkisi benzersizdir. Aynı Zât’a iman ederiz, ama herkes Rabbini kendi rengine göre tanır.

Ama tümünü dokuyan aynı Allah’ın aynı kalemidir. Dolayısıyla Rabbü’l Âlemîn veya Rabbü’l Erbâb Allah’tır. Hem her birimizin Rabb-i hassı da Allah’tır. “Rabbü’l Erbâb” (Rablerin Rabbi) ifadesi, bütün terbiye edicilerin terbiyecisi demektir. Yani Allah hem bütünü terbiye eder, hem her bireyi ayrı ayrı. O, “Küllün fî yedihî” her şey O’nun elindedir. Her ferş, kendi rabbi hasıyla işler, ama tüm rabler Rabbu’l Erbâb’a bağlıdır.

Ama her birimizin veya her varlığın dokuması ayrı ayrı işlenmiştir. Dolayısıyla her varlık, ayrı bir kişiliğe sahiptir. Bu kişilik, “a’yân-ı sâbite” (ezelî suret) denilen ilahî planda belirlenmiştir. Her varlık, kendi istidadına göre var olur. Bu yüzden kimse diğerinin yerine geçemez. Allah’ın sanatı tektir ama eseri sonsuzdur.

İşte Rabb-i hass ve Rabbü’l Erbâb, kısaca bu şekilde izah edilebilir. Rabb-i hass, kulun kendi istidadına özel ilahî terbiyedir. Rabbü’l Erbâb ise, tüm varlıkları aynı kudret eliyle var eden Allah’tır. Yani “Küllî Rubûbiyet” ile “Cüz’î Rubûbiyet” arasında fark vardır, ama her ikisinin faili de yine Allah’tır.

İnsan, kendi Rabb-i hassını tanımadıkça, Rabbü’l Âlemîn’i de tam manasıyla idrak edemez. Çünkü insan, kendindeki Esma tecellîleriyle Rabbini tanır. “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” (kendisini bilen Rabbini bilir) sözü bu sırrı işaret eder. Rabbü’l Erbâb olan Allah, her Rabb-i hassın üstünde birliğini ilan eder. Bu farkları görmek şirk değildir, farkta birliği idrak edememek şirktir.

Her varlığın Rabbi, Allah’tır; ama tecellîsi farklıdır. Rabb-i hassını tanı, çünkü o seni Rabbü’l Âlemîn’e götürür. Kardeşinin Rabbini hor görme; o da başka bir Esma’nın mazharıdır. Farklılık, ayrılık değil, zenginliktir. Allah, her kulunu kendine has bir dille eğitir; o dili iyi dinle.

Rabbü’l Erbâb olan Allah, seni de, kâinatı da aynı nurdan besler. Her varlık bir tabloysa, ressam birdir; tabloya değil, ressama bak. Kalbini Rabb-i hassının elinde sabit kıl; “Rabbimiz! Kalplerimizi eğriltme.” (Âl-i İmrân, 8) Her halini Rabbine bırak; o seni senin kendinden daha iyi bilir. Farklı Rabbî terbiye şekilleri seni rahatsız etmesin; bil ki hepsi tek kudretin imtihanıdır.