62) TASAVVUF HOBİ DEĞİL YAŞAM ALANIDIR

Mutavassıt olmak genelin bakış açısıdır. Yani çoğunluğun yolu orta yolda kalmaktır. Fakat bu orta hâl, hakikatin derinliklerine ermek için yeterli değildir. “Onların çoğu zanna uyar. Zan ise hakikatin yerini tutmaz.” (Yûnus, 10/36) buyrularak çoğunluğun zanda kalışı anlatılmıştır.

Genel için her iki uçta yani teşbih veya tenzihte yoğunlaşmak farkına varmadan ayağı kaydırır. Hristiyanların “İsa Allah’ın oğludur” demeleri veya Yahudilerin buzağıya tapmaları gibi. Aşırı teşbih veya tenzih, kişiyi hakikatten uzaklaştırır. “Yahudiler, ‘Üzeyr Allah’ın oğludur’, Hristiyanlar da, ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler.” (Tevbe, 9/30) buyrularak aşırılığın nasıl sapmaya dönüştüğü açıklanmıştır.

Genele eskiler avam demişlerdir. Avam, işin zahirinde kalandır. Hakikat sırlarına ermez. “Onların çoğu iman etmez.” (Bakara, 2/100) buyrularak sıradan bakışın yetersizliği gösterilmiştir.

Akılını imanla besleyip hakikati okuyanlar ve zikirde daim olanlar, ince sırlara muttali olurlar. Zikir, aklı imanla besler, kalbi hakikate açar. “Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 13/28) buyrularak zikrin sırları açtığı bildirilmiştir.

Mutavassıt akıl ve zekâ sahipleri tasavvuf kitaplarından heveslenip, “Ben de o ilme sahip olayım” derse hata eder. Tasavvuf kitapları hevesle okunacak sıradan eserler değildir; onların yolu ancak hâl ile öğrenilir. “İlim öğrenmek isteyen kimse amel etsin.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17) buyurularak ilmin hâle dönüşmesi gerektiği belirtilmiştir.

Aslında başa bela olan kavram “sahip olayım”dır. Pazardaki elmaya sahip olayım gibi, manevî ilimlere sahip olunmaz. Manevî hakikat, mal gibi sahip olunacak bir şey değildir. “Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir.” (Cuma, 62/4) buyrularak manevî nimetlerin ihsan olduğu bildirilmiştir.

Sahip olmak isteyen tüm benliği terk etmesi gerekir. Benlikten geçen erir. Tasavvufun özü benliğin büründüğü bencilliği terk etmektir. “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 18/110) buyrularak benliği bırakmanın hakikati hatırlatılmıştır.

Zorlamaya gerek yoktur. Tasavvuf ehli Allah’a öyle teslim yaşar ki, cenazenin gassala teslim oluşu gibi nefsi isteklerini terk eder. Tasavvuf, tam teslimiyettir. “Allah’a teslim olun ve selamet bul.” (Bakara, 2/131) buyrularak İbrahim (aleyhisselam) örneğinde teslimiyet gösterilmiştir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Gerçek müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îman, 4; Müslim, Îman, 65) buyurarak bu teslimiyetin yaşanışını tarif etmiştir.

Bu yol emek ister, emek. Tasavvuf kolay bir heves değil, emek ve sabır yoludur. “Kim bize cihad ederse, biz de ona yollarımızı açarız.” (Ankebût, 29/69) buyrularak tasavvuf yolunun emek isteyen bir cihad olduğu belirtilmiştir.

Tasavvuf, bir hobi veya heves değil, emekle ve teslimiyetle yaşanan bir hakikat yolculuğudur. Hakikat, mal gibi sahip olunmaz; sadece Allah’ın ihsanı olarak kalplere iner. “Allah, nurunu dilediğine verir.” (Nur, 24/35) ayeti bu gerçeği açıkça gösterir.

Bu yol, nefsi terk ederek, benliği eriterek ve Hakk’a teslim olarak yürünür. Hz. Peygamber Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: “Gerçek mücahid, nefsine karşı cihad edendir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, 2) Tasavvuf yolunun en büyük mücadelesi de budur.

Velhasıl, tasavvuf bir heves kitabı değil, hayatın özü ve imanın kemal noktasıdır. Kim bu yola teslimiyet ve emekle girerse, Allah ona yollarını açacaktır.

Yorum yapın