301) HEDİYELEŞME, BAĞIŞ VE SADAKANIN İÇ YÜZÜ

Hediyeleşmek muhabbeti arttırır. Hediyeleşmek ile sadakayı karıştırmayalım. Allah Resulü hediyeyi alır, ama sadakayı almazdı. Aldığı hediyenin de en az misli bir hediye, hediyeyi takdim edene sunarlardı. Hediye gönülden geldiği için alırdı. Aynısıyla da iltifat ederdi.

Hediye, kalpten kalbe akan bir sevgidir. Gönülden verileni gönül kabul eder. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Hediyeleşin, birbirinizi sevin.” (Buhârî, Edeb 58) Çünkü hediye, sadece malın değil, niyetin bir yansımasıdır.

Sadaka ise, sonrasında kalpte mihnet oluşturacağı için ayrıca kişi öylece bencilliğinden sıyrıldığından, o verilen malda bencillik kokusu var olduğu için, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve ehline yasaktı.

Sadaka, nefsin terbiyesi içindir. Verenin içindeki sahiplik duygusunu kırar. Ancak bu hâl Peygamberlerde zaten kemale ermiş olduğu için, onlara sadaka gerekmezdi. Çünkü sadaka, temizlenmeyen kalbin arınma aracıdır: “Sadakalar, onları temizler ve arındırır.” (Tevbe, 9/103)

Bu maddi dünyada böyleyken, manevi dünyada da olay aynıdır. Çünkü yaşam tektir; kalbin çıktısı ve girdisi aynı minvalde seyreder.

Zahirdeki verme ile bâtındaki verme aynı yasaya tabidir. Her ikisinde de niyet, özdür. “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ül-Vahy, 1) Kalpten çıkan her şey, kalbe döner.

Okuduğumu hediye edeyim de nedir? İlla ki birine sevabımı göndereyim derseniz, o zaman hediye değil bağışlayın. Çünkü hediye etmek bile karşılık beklemektir.

Hediye, alışveriş gibidir; içinde ince bir beklenti barınır. Bağış ise tamamen terk ediştir. “Sağ elinin verdiğini sol el bilmesin.” (Buhârî, Zekât, 10) Gerçek bağışta benlik kalmaz; veren bile verdiğini unutur.

Hediyede karşılık beklenildiği için, orada eğer benlikte bir bencillik dokusu varsa, hediye ile o silinmez. Aksine hediye ile olduğu gibi süslenerek kalır. Tabii ki bencillik kokusunu benliğinden silenler de hediye alıp verir.

Niyetin kokusu, hediyenin rengidir. Bencillik varsa, hediye süslenmiş nefs olur. Ama safiyet varsa, o hediye kalpte nur açar. “Allah ancak temiz olanı kabul eder.” (Müslim, Zekât, 65)

Ama insanlığın tümüyle bencillik melekesinin hissesinden kurtulması çok zordur. İnsanın içsel sinesinde illaki bir damarı canlı kalır ki oradan dünya hayatının devamı sağlanır.

Nefs, tamamen öldürülmez; terbiye edilir. Çünkü insan dünyada nefsiyle imtihan olunur. “Biz insana hem hayrı hem şerri ilham ettik.” (Şems, 91/8) O küçük bencillik damarı, imtihanın sırrıdır.

Zira tümüyle bencillikten kişi soyutlandığında, artık hiçbir günah kendisinden zuhur etmez. Bu ise sadece peygamberlere has bir makamdır.

Günahsızlık masumiyet makamıdır, nübüvvet nurudur. Bizim payımıza düşen, istiğfarla arınmaktır. “Her insan hata eder; hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâmet, 49)

Bizler ise olabildiğince bencillikten soyutlanmayı esas biliriz. En aza inildikçe, makamı âlî olur. Onun için de arınmak için sadaka vermeyi Allah istemiştir.

Sadaka, nefsin tedavisidir. Veren, içindeki “ben”i eritir. “Sadaka, Rabbin gazabını söndürür.” (Tirmizî, Zekât, 28) Azalan benlik, artan nurdur.

Ama hediyeleşme sadaka değildir. Bağışlama ise, tümüyle karşılıksız vazgeçmektir. Eğer ki bağışlanmada gözü üzerinde kalırsa, o yaptığı bağışı eline yüzüne bulaştırır. Bağış olmaktan çıkar. Ama sadakada zaten gözü üzerindedir ki sadakadır. Öylece nefsini gere gere verir ve nefsini arındırır.

Bağış, “benlikten vazgeçmek”tir; sadaka ise “benliği terbiye etmektir.” Her ikisi de farklı frekanstır. Bağışın dili “Senindir”, sadakanın dili “Ben verdim”dir. Hakikat ehli, ikisini birleştirir: verir ama sahiplenmez.

Sen karşılıksız amelde bulun. Sen karşılık bekledikçe şeytan aklını karıştırır. Saf ve sırf ol kardeşim. Saf ve sırf olanın ameli şeytana dokunur. Gerisi umurunda olmaz.

Saflık, amelin zırhıdır. Karşılık beklemek, ihlâsı bozar. “Allah ancak kendisi için yapılan ameli kabul eder.” (Nesâî, Cihâd, 24) Şeytan, karşılık arayan kalpte yaşar; karşılıksız veren kalpten kaçar.

İşte manevi anlamda olan ise, yapılan sevabın bağışlanması söz konusudur. Yapılan amelden elde edilen sevap hediye edildiğinde, karşı taraftan da hediyeye karşılık akacaktır ve her kişi yükünden elbette verecektir.

Manevî alemde de alışveriş vardır; çünkü her amel bir titreşimdir. Hediye edilen sevap, bir enerji dalgası gibidir; kaynağına döner. “Kim bir iyilik yaparsa, onun için on katı vardır.” (En’âm, 6/160)

O yüzden de yaptığımız okumaları, kendilerinden yüzde yüz emin olmadığımız kişilere hediye etmek yerine bağışlayalım.

Ruhî alışverişte emin olunan kalbe yönelmek gerekir. Çünkü kalpler de kablolar gibidir; yanlış yere bağlanırsa enerji kesilir. “Kiminle beraberseniz, onun dini üzeresiniz.” (Hadis)

Yüzde yüz emin olduklarımıza da bağışlama yapmak gene de lehimizedir. Çünkü kişi öylece tüm karşılıktan arınmış olur.

Arınmış kalp, yaptığı ameli unutandır. “Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât, 18) Karşılıksız bağışlayan, aslında Allah’a vermiş olur.

Öylece “terki terk” denilen mutlak vericilik boyasına boyanmış olur. Ama dünyalık olarak, hediyeleşmek ayrı bir husustur.

“Terki terk” makamı, benliği terk etmeyi bile terk etmektir. Orada veren de, verilen de, veriliş de Hakk’a döner. “De ki, benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi içindir.” (En’âm, 6/162)

İşte kişi birine hediye verdiğinde, onun gönlünü almış ve onun gönlünden kendi gönlüne bir muhabbet icra etmiştir. Karşıdaki bir hediye vermiş ve gönüller kaynaşmıştır.

Hediye, gönül köprüsüdür. Allah, sevgiyi hediyeleşmenin içine gizlemiştir. “Müminler kardeştir.” (Hucurât, 49/10) Kardeşlik, hediye ile pekişir.

Bağışlanma, karşılıksız olduğu için beklentisiz olmuştur. Beklentisiz olan, Hakk’a dayanandır. “Kim Allah’a güzel bir borç verirse, Allah onu kat kat artırır.” (Bakara, 2/245) Bağış, aslında Allah’a verilen borçtur; faizini Rahman öder.

Ama sadaka olarak verilenlerden eğer kişi kendisini arındırmamışsa beklenti oluşur. Eğer arındırmışsa, elbette beklenti oluşmaz.

Sadakanın değeri, kalbin temizliği kadardır. “Yaptığınız iyiliği başa kakmayın.” (Bakara, 2/264) İhlâs, sadakanın ruhudur; beklenti, onun ölümüdür.

İşte biz, kimin arınıp kimin arınmadığını bilmediğimiz için de, mümkün mertebe sadaka almamaya gayret edelim.

Sadaka almak da bir sınavdır; verirken imtihan olan, alırken de olur. Alanın kalbi minnettarlıkla değil, tevekkülle dolu olmalı. “İsteyenin yüzüne hayır demeyin.” (Hadis)

Ama çok zor durumda olan ise, yapacak bir şey yoktur. Sadaka veren ise, eğer başa kakarsa, sadakası kendisine zulmet olarak geri dönecektir.

Sadaka, riyadan korunmazsa zulme dönüşür. “Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve incitmekle boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2/264) Riyakâr sadaka, kalbi taşlaştırır.

Bakara 264. ayete kulak verelim… Ey iman edenler! -İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi- başa kakmak ve incitip eziyette bulunmak suretiyle sadaka ve hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin misali, üzerinde az bir toprak bulunan bir kayanın haline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur (düşünce veya hafif bir rüzgâr) isabet edince, üzerindeki toprağı silip süpürüp kendisini katı bir taş halinde bırakır. Onlar (gösteriş için hayır ve hizmet yapanlar, işte böyle riyakârlıkla) emek harcayıp kazandıkları hiçbir şeyi elde tutmaya kâdir olamazlar. Allah kâfirler topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.

Bu ayet, sadakanın özünü anlatır: ihlâs. Gösteriş, sadakanın toprağını kurutur. “Üzerinde az bir toprak bulunan kaya” misali, içi taş kesilen kalp, rahmet yağmurunu tutamaz. İşte bu ayete baktığımızda iman ehline bir ihtar vardır. Demek ki bu kalbi hastalıktan arınmayanlar çok vardır ki, ayette ihtar gelmiştir. Uyarı, müminedir. Çünkü en çok tehlike, amelin içindeki gizli kibirdedir. “Onlara iyilik ettiklerini sananlar, aslında boşa çalışırlar.” (Kehf, 18/104)

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hediye dışında almazdı. Sebebi de şuydu… O en zirve arınmış kişiydi; dolayısıyla ondan alttaki her kişide bir nefsanî koku gelmektedir.

Tabi mananın taa derinliğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla kim olursa olsun, ona hediye dışında bir şey veremezdi. Üzerine kendi ruhi dalgasını atmasına Allah izin vermedi.

Peygamberlerin nefesleri saf nurdur. O nur, yalnız gönülden geleni kabul eder. Hediye, gönül dilidir; sadaka, nefis terbiyesinin dili. “Resûl, alınan hediyeyi misliyle iade ederdi.” (Ebû Dâvûd, Buyû’, 82)

Ama bağışlamak, tümüyle karşılıksız olduğu için, nefsanî hiçbir koku gelmez, aksine nefsi muhabbeti sunar. Öylece muhabbet artar.

Karşılıksız verme, Allah’ın “Vehhâb” isminin yansımasıdır. Veren, O’nun eliyle verir. “Allah bol ihsan sahibidir.” (Bakara, 2/268)

Bilmem izah edebildim mi? İnsan karşıdaki taraftan bir etkilenme alan bir varlıktır. Çünkü insan çok yönlü bir varlıktır. Bir tarafını susturur ama diğer tarafı konuşur.

İnsan, çok katmanlı bir aynadır. Bir tarafı susarken diğer tarafı zikreder. O yüzden ihlâs, bütün katmanların aynı sese dönmesidir. “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 13/28)

Örneğin maddi beklenti olmaz ama manevi beklenti olmaya başlar. Bir teşekkür beklemek gibi… Teşekkür beklemek, görünmeyen bir alışveriştir. “Yaptığın iyiliği anma; Allah bilir.” (Hadis) Manevî beklenti, nefsin gizli arzusu olabilir.

Daha sonra tek bir ihanet ederse, hemen bizim verdiğimiz sadaka gözümüzün önüne gelir. Unutulan iyilik, kemâlin işaretidir. Hatırlanan iyilik, hâlâ nefsin elindedir. “Yaptığı iyiliği anan, onu bozmuştur.” (Hadis)

O kadar iyilik yaptım ama o bana kötülük etti… bu bana reva mı? Der durur. İşte bu sesleri içimizden atamayız. Bu serzeniş, sadakanın içindeki benlik sesidir. Gerçek sadık, iyiliği unutandır. “İyilik yaptığın kişiden değil, Allah’tan bekle.” (Hikmet)

Evet, maalesef bunu yapıyoruz. Çünkü en lüks arınan kişide dahi, gene de bu hissiyat vardır. O yüzden de sadakat ister, yardım ettiği kişiden…

En arınmış kulda bile nefisten kalan bir damla vardır. O damla, tevazu için bırakılmıştır. “Nefsini bilen Rabb’ini bilir.” (Hadis)

İşte onun için de sadaka değil sadece hediyeyi almıştır Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz. Verdiğin insanlar mihnet oluyor demek ki…

Peygamber, saf sevgiyi kabul eder, karışık niyeti reddederdi. Çünkü karışık niyet, gönül mihnetidir. “Allah, şirkten münezzehtir; amelde ortak kabul etmez.” (Hadis-i kudsî)

Evet, o yüzden de tümüyle arınmak lazım. Ayete bakarak tüm karşılıktan sıyrılarak vermek lazımdır. İşte o zaman, o sadaka bizi yüceltir.

Gerçek verme, sadece Allah’a vermektir. “Kim Allah için bir iyilik yaparsa, Allah onu kat kat artırır.” (Bakara, 2/261) Karşılıksızlık, kemalin adıdır; safiyet, sadakanın ruhudur.

“Sadakalar, onları temizler ve arındırır.” (Tevbe, 9/103) “Başa kakmakla sadakalarınızı boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2/264) “Hediyeleşin, birbirinizi sevin.” (Buhârî, Edeb, 58) “Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât, 18) “Allah ancak temiz olanı kabul eder.” (Müslim, Zekât, 65)

Hediye muhabbet doğurur, sadaka nefsi arındırır, bağış ise teslimiyeti öğretir. Karşılıksızlık, ihlâsın en yüksek mertebesidir. Beklentiden arınan, Rahmân’ın kulluğuna erer. Verirken değil, verirkenki niyetinde sınanırsın.