ALLAH İÇİN DOSTLUK

Sırf ve som olmayandan arkadaş seçebilirsin. Ama dost seçemezsin. Yani hayatına giren kişiler arasında, adanmış ruha sahip olmayanlarla arkadaşlık yapmak mümkündür; fakat bu tür arkadaşlıklar dünyevi menfaate dayanır. Arkadaşlıkta müşterek menfaat bitince, arkadaşlık da biter. Dostluk ise öyle değildir. Dostlukta nimette de külfette de hep beraberlik vardır. Hem sırf sevgi, hem samimiyet, hem de kalpten bağlılık vardır. Dost, her an senle tek nefes olan, genişlikte de darlıkta da senden gönlünü ayırmayandır. İşte arkadaşlık ile dostluk arasındak fark budur…

Birbirini Allah için seven dostlar, hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Arş’ın gölgesinde gölgelenirler. Bu, Resûl-i Ekrem Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in büyük müjdesidir: (Buhârî, Ezan 36 Bu şu anlama gelir: Allah için kurulan, sırf lillah olan ve menfaatten arınmış olan som dostluklar, dünya ile sınırlı kalmaz; ebediyete doğru uzanır. Sırf ve som bir sevdayla dolan insan, Selâm isminin seyrine mahal olur. Yani Allah’ın Selâm isminin tecellîsiyle çevresine güven, huzur ve emniyet verir. Kişi onun yanında kendisini güvende hisseder. Böyle olan insan, kalpleri teskin eden ve etrafına huzur yayan gönül insanı olur.

Sırf ve som olamayan kişiden ise dost olmaz. Sırf ve som dostlukta asla ve asla menfaatler bir araya girmez. Dostlukta maddi veya manevi bir çıkar söz konusu olamaz. Kalbler birbirine şüphesiz bağlıdır. Bu bağ, ne dünya menfaatleriyle sarsılır ne de araya giren fitnelerle kopar. Ebû Bekir es-Sıddîk ile Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kalplerinin birbirine bağlılığı gibi… Ebû Bekir (radıyallahu anh), “O demişse doğru demiştir.” diyerek aradaki ülfete (gönül bağını) zarar dokundurtmamıştır. Bu sadakat, dostluğun zirvesidir. Bâki bir yaşamın olduğu âlemde dostluğunu devam ettiren aziz insanlar, en bahtiyar insanlardır. Onlar, dünyada birlikte yürüdükleri dostlarıyla ahirette de beraber olmanın sevincini yaşarlar. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm şu müjdeyi verir: “O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, rahmet içinde, cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Onlar orada karşılıklı olarak tahtlar üzerinde oturacaklar, kardeşçe sohbet edeceklerdir.” (Hicr, 15/45-47)

Hiçbir dostu olmayan insan ise bu âlemde en garip insandır. Çünkü dost, yalnızlığı gideren, sevinci çoğaltan, hüznü paylaşan bir gönül aynasıdır.

Dostla yürümek, ruha gıdadır.
Dostla cem olup bakmak, sırlara berekettir.
Dost, Hakk’ın cemalini sana sınar,
Dost, Hakk’ın Celil’indeki seyri sana açar.
Dost, sadece ilahi bereketle coşar,
Dost, Hakk’ın yerdeki elidir, sana bakar.
Dost akar kalbine, sana senden, sen olarak;
Dost bakar kalbine, sendeki dokuyarak.
Dost, kalbinde misafir olur dinlenerek,
Dost, kalbin sahibidir aslında, bekleyerek.
Dost, cennetten Kevser sunar sana;
Dost, cehennemden kaçışta destektir sana.
Dost, dünyada ülfeti Rahmanî’dir sana;
Dost, kabirde sadakattir her an sana.
Dost, Münker-Nekir’le sorgulanır, bir destandır;
Dost, Rıdvanullah ile bir deryadır.
Dost, Malik olan Rahim’den beyandır;
Dost, şükürde Mevlüd olandır.
İşte, ey semamda parlayan, dost’a sadakatle bakan,
Or’da Rahman’la olur her an;
Or’da şemlini eder beyan,
Or’da nakşını dokur an be an.
Kalp ayrılır mı dosttan, sanırsın?
Ayrı eder mi mekân ve zaman, sanırsın?
Biri doğuda, diğeri batıda ayrık mı sanırsın?
Hayır, hayır; onda firak yoktur, yeter ki ansın.
Andığında hazırdır işte o an;
Nuruyla beslenir, besler her bir an.
Nardan kaçmış o tüm bir an;
İşte budur dost, ey semamda parlayan.