185) HER DURUMUN ZİKRİ AYRI AYRIDIR

En büyük zikir nedir? Zikir, hatırlamanın en özlü biçimidir. Herkesin zihninde “En büyük zikir hangisidir?” sorusu belirir. Kimi namaz der, kimi kelime-i tevhid, kimi de Kur’an tilaveti… Oysa işin hakikati, “en büyük zikir” kavramının tek bir kalıba sığmadığıdır.

En büyük zikir “Lâ ilâhe illallah”tır. Bu cümle, iman kapısının anahtarıdır. Zira kalpte tevhid nuru açılmadan hiçbir ibadet makbul olmaz. “Lâ ilâhe illallah” zikri kalbi bütünüyle sarar, imanı tahkim eder. Bir defa söylense bile gönül feyizlenir; tekrarlandıkça kökleşir ve ruhun bütün damarlarını kuşatır.

En büyük zikir namazdır. Kur’an’da da belirtildiği üzere: “Namazı dosdoğru kıl; çünkü namaz fahşadan ve münkerden alıkoyar.” Namaz, zikrin en somut hâlidir. Çünkü kul hem diliyle, hem kalbiyle hem de bedeniyle zikretmiş olur. Namaz, zikirlerin en kapsamlısıdır; kulun bütün hâlini Allah’a yöneltmesidir.

En büyük zikir duadır. Dua, kulun acziyetini bilerek Allah’a yönelişidir. Zikir yalnızca dil ile hatırlamak değil, kalple yönelmektir. Dua da bir zikirdir; hatta kulun Rabbini hatırlamasının en içli şeklidir. Dua eden, Allah’ın huzurunda olduğunu hisseder ve zikrin ruhunu yaşar.

En büyük zikir Kur’an okumaktır. Kur’an, Allah’ın kelamıdır ve onun okunması zikrin zirvesidir. Çünkü kul, kelime kelime Rabbini hatırlar. Kur’an tilaveti hem dilin zikri, hem kalbin huzuru, hem de aklın tefekkürüdür. Bu yüzden Kur’an okumak zikrin en derin boyutlarından biridir.

Ayet ve hadislerden birçok yargıya ulaşılır. Zikir konusunda farklı rivayetler, farklı yorumlar görülür. Ama bunların hepsi çelişki değil; farklı ortamların farklı hakikatlerini açıklamaktadır.

Zikir hatırlamadır. Zikir, Arapça “zekere” kökünden gelir; hatırlamak, anmak demektir. Zikir, Allah’ı hatırlamaktır. Kalbin Allah’tan gaflete düşmemesi için sürekli yenilenmesi gereken bir bağdır.

En büyük zikir, yer ve içinde bulunulan duruma göre ve kişiden kişiye değişir. Zikrin büyüklüğü, mekân ve zamanla alakalıdır. Namaz vaktinde namaz, tehlike anında dua, iman başlangıcında kelime-i tevhid, öğrenme sürecinde Kur’an tilaveti “en büyük zikir” olur. Bu çeşitlilik, zikrin rahmetini gösterir.

O yüzden her olay için Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den ayrı bir söz rivayet edilmiştir. Hadislerde zikrin farklı çeşitlerinden bahsedilmesi, bunun bir çelişki olmadığını; bilakis çok yönlü bir rahmet olduğunu gösterir. Peygamberimiz her ortamda farklı zikri işaret ederek, ümmetin hâline uygun kapılar açmıştır.

Tümü de gerçektir ve içinde bulunulan zaman ve mekâna göre kullanılan hadislerdir. Hiçbiri diğerini inkâr etmez. Zira Allah’ın zikrinde sınırlılık yoktur. Hangi hâlde isek, o hâle en uygun zikir bizim için “en büyük zikir”dir.

Namaz vakti girince en büyük zikir namaz kılmaktır. Zamanın kıymetini bilmek zikrin özüdür. Namaz vakti girdiğinde namazı terk eden, zikrin merkezini terk etmiş olur.

Bir kişinin imanla buluşması için en büyük zikir “Lâ ilâhe illallah”tır. Tevhid zikri, iman kapısını açar; kalbin mühürlerini çözer ve kişiyi hakikate taşır. “Lâ ilâhe illallah” bir defa dendi mi kalbi kuşatır. Bir defalık söyleyiş bile kalbe nur indirir. Ama hakikatiyle söylenirse, gönül kökten değişir.

Artık sıra içini doldurmaya gelmiştir. Tevhid başlangıçtır. Sonra salih amellerle, zikirlerle ve ibadetlerle bu kalp sürekli beslenmelidir. Kalp zikrin nurlarıyla genişledikçe Allah’ın nazarı oraya yönelir, iman derinleşir. Böylece “Lâ ilâhe illallah” zikri güçlenerek kalbi sarar.

Bir kişinin hakikatini zikretmesi yani hatırlaması için de, en büyük zikir Kur’an okumaktır. Kur’an, insanın hakikatini hatırlatan bir ayna gibidir. Onu okuyarak kişi, kendi yaratılış gayesini hatırlamış olur. Bunun dışında her durumun konumu ve iletilmek istenen esası ayrıdır. Zikir bir tek kalıba sığmaz; her ortamın, her hâlin ayrı zikri vardır.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz sadece sayma için Esmâü’l Hüsnâ’yı işaret etmiştir. Allah’ın 99 ismi zikrin ölçüsünü belirler. Sayı olarak sınır, Esmâü’l Hüsnâ ve salavattır. Kim bunları sayarsa Cennet’e girer. Burada “ihsâ” ile kastedilen ise yalnızca saymak değil, anlamak ve yaşamaktır.

Ve salavat okunması… Salavat zikrin merkezindedir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e salât getiren, Allah’ın rahmetine vesile olur.

İşte bu sebeple, öğretilen hususi duaların dışında sayarak zikredebileceğimiz zikirler Esmâü’l Hüsnâ’nın içindeki 99 isimle sınırlandırılmıştır. Zikrin bu şekilde 99 ile sınırlandırılması, keyfî zikirlerin önüne geçmek içindir. Çünkü İslâm ölçüyle gelir.

Ama her durumun ayrı bir zikri, yani hatırlanması gereken esasları da elbette mevcuttur. Zikir, kişinin hâline göre şekillenir. Esas olan gafletsiz kalmaktır.

Unutmayalım ki tek değişmez esaslar, ayet ve hadislerle bize bildirilen gerçeklerdir. Bütün zikir çeşitlerinin ölçüsü Kur’an ve sünnettir. Bunların dışında keyfî yollarla zikir inşa etmek, insanı şaşırtır.

Namaz vaktinde en büyük zikir namazdır; çünkü vakit geldiğinde başka hiçbir şey ondan öne geçemez. Tevhid kelimesi iman kapısını açan zikirdir; kalbi kuşatır, ruhu korur. Kur’an tilaveti insanın hakikatini hatırlatan zikirdir; hayatın pusulasıdır.

Dua, zikrin içten yönelişidir. Kulun Rabbine arz ettiği gönül kapısıdır. Salavat, Allah’ın rahmetini indiren zikirdir; Peygamber sevgisini diri tutar.

Esmâü’l Hüsnâ, sayılı zikrin ölçüsüdür. Her bir isim bir hâlin anahtarıdır. Unutma ki zikir yalnız dilde değil, kalpte ve hâlde olmalıdır. Zikirle hayat dirilir, gafletle söner.

Yorum yapın