1751) Ferd olan Nur-i Muhammedinin içerik fıtratı gereği ne ise; yaratılan her bir mahluk, bu nurdan bir katre olarak, ferd olan fıtratının gereğine göre hesap verecektir. Ferdin ferdi, yani sen, kendini o nurun içeriğinde bir birey olarak gör ve gerekli olan ameli, yaşam düzleminde sergile ki, fert olan Nur-i Muhammedi içeriği ile uyumlama sağlayasın… Yoksa kendini Nur-i Muhammediden mustağni görür, öylece kafana göre takılıp, mahrum kalırsın.
1752) Dünya malı sırtta yüktür. Olmadığında kişi, zanneder ki olsa huzur artar. Oysaki dünya malı arttıkça meşakkati de artar. Nimetlerinin yanında külfetleri de diz boyu…
1753) Mutsuzluk parasızlık değildir. Borcun yoksa günlük yemeğin varsa ve başında bir damın varsa en zenginsin. Kilolarca altının varsa ama gözün açsa, en fakirsin. O yüzden denmiştir ki; kanaat en büyük hazinedir.
1754) Kıyam ol Allah ile, her durum ve ahvalde… Namazdaki kıyam gibi bunu hissetmeye gayret et. Allah’ın kuvvetini ve kudretini özünde hissederek ve yıkılmadan ayakta durmak; kendilerine nasip olan kişilerin arasına katılalım. Yoksa tek başımıza kaldığımızda, şeytanın kandırmalarına daha çabuk aldanır ve boşluğa düşerek, bir çok psikolojik sorun yaşayabiliriz. O yüzden de günde beş defa ezanla namaza çağrılıp, imkan dahilinde ve olabildiğince sıklıkla camide cemaatle namaz kılmak, şiddetle bizlere önerilmiştir. Ayrıca haftada en az Cuma namazını kılmak; kılmak için vücub şartlarını taşıyan her bir kişiye farz kılınmıştır.
1755) Kader ne? Yazan kim? Nerede yazıldı? Nasıl yazıldı? Değişmez mi? Değişirse nasıl değişir? Kaderi yazboz tahtasına çevirdik diyen nasıl dedi? Değişik şeyler… Hiç anlaşılmadı gitti…
1756) Ten kokumuz güzel kokmuyorsa, biz de suni kokularla kokutmaya çalışırsak ve kendimizi kandırıp işte peygamber güzel koku severdi de bende sürüyorum dersek, sevsinler bizim sünnet anlayışımızı. O zaman Allah Resulu ne demek istedi? Güzel kokudan kasıt nedir acaba? Düşle ve gör…
1757) Asıl zenginlik gönülde saklı olan kanaattadır. Dış zenginlik serap gibidir. Serabın peşinde ömür tüketiriz de, gönüldeki saklı hazineye yaklaşmaya korkarız.
1758) Cehennem çatladı çatlayacak gibi göze görüneni. Ya görünmeyen ne durumda… Kurtulmak için çabamız ne ki? Eve yangın sararsa hemen 112’yi arar, itfaiyeyi çağırırız. Manevi hayatımız yangın halinde de, bizi kurtaracak 114 sureli Kur’anı öğreten kişiyi aramayı aklımızdan dahi geçirmeyiz. Yazık geçen bunca ömre…
1759) Kardeşlikler var kandan gelir. Kardeşlikler var candan gelir. Kardeşlikler var özden gelir. Bazı kardeşlikler de candan ve özden öte gelir. Ay gibi kardeşlikler mevcuttur. Aydan öte kardeşlikler mevcuttur. Allah kardeşliğimizi daim etsin.
1760) Sünnetin müdafaası Kur’anı korumak için temel esastır. Sünneti yıkıp Kur’anı yok etmek için el uzatan kâfirlerin ellerini Allah kıracaktır. Sünneti hafife alan zalimler zaten Kur’ana inanmamıştır. Hanefi de kim, Şafiide kim oluyor, Buhari veya Müslim deyip o büyük ilim sahibi olan şahsiyetleri küçük görenler, Allah indinde ufalmışlardır.
1761) Hindu şeyhi ineğin kutsiyyetini! Öyle anlatır ki; gariban Hindu sofi! İneğin idrarını afiyetle içer. Her duygusal anlatılan anlatıya kanmayın…
1762) Kur’anın özünü özümüzde okuyana kadar rabbimiz bize tilavetini nasip eylesin. Belki de tilavet sayesinde kıraati nasip olur. O yüzden de anlamıyorum diye okumayarak öyle bir yanlışlık, sakın yapmayalım. O, Rabb-ul aleminden nazil olandır. Hiçbir anlamını bilmiyorsan da senin ruhun üzerinde etkisini elbette bırakır.
1763) Ayet; Kur’anın tilavetini tane tane oku derken… Yani Allah’ın; Kur’an dan okuduğun, yaratımının düzenini ve hayatının yaşantısını Kur’ana uygun hale getirip, hazm etmek için; ayetleri yavaş yavaş okuyarak adım adım hayatında uygula. Ve öylece rabbani bir kul ol, demiştir.
1764) Kur’anın tilavetinin yanında, Kur’anı kıraat etmeye de gayret edelim… İslam âlemindeki tüm olumsuzlukların en büyük sebebi; Kur’anın özünden uzaklaşmalarından ileri geliyor. Varsa yoksa; insana sunulan Kur’an ayetlerinin ses, mahreç ve nağmelerle tilaveti. Kur’anın kıraatının ise unutulmuş olmasıdır.
1765) Allah’a kulluk özgürlüktür. Allah’a kul olmak özgürlüktür. “Raina”dan “unzurna”ya geçiştir. Güdme ve güdülmeye vedadır. Sonsuzluğa merhabadır.
1766) Kur’ana ermek için okunmak lazım. Okunmadan ermek hayalini terk etmek lazım. Okunurken, okuyanın okumasına göre kıvam almak lazım. Kıvamına göre yaratılan düzene göre yaşamak için, okus pokus değneği ile özüne erme hayalini terk etmek lazım. Öylece kemale yolcu olunmak lazım… Tüm bu levazımatları atlayıp tanınmak istiyorsa marifette, işte o zaman, kendi suyunda kalmaya mahkûm olacaktır.
1767) Kulun Allah’a köleliliği güneş enerji sistemlerinin çalışma mekanizması gibidir. Levhalar enerji için güneşe mecburdur ama kendi içinde enerjiyi girdi ve çıktılara dönüştürmekte serbesttir. Tüm enerjisini sadece ondan alır ama kendi içinde yoğunlaştırarak yeni girdi ve çıktılar oluşturur. Güneş görürse levhalar çalışır. Güneş görmezse çalışmaz. Ama çalışınca ise, bambaşka enerjiler üretir. Tüm üretilen enerjiler ise, üretmeyi planlayanın hükmüne tabidir.
1768) Kınamayı bırak, kına sürmeye bak. Sürdüğü kınayı da düzgün sürmeye bak. Yoksa elini batırırsın.
1769) Kimse Kur’anın anlamı izah edildi diye rahatsız olmaz. Esas rahatsızlık, Kur’anın anlamı olarak mealinin ön plana çıkarılmasıdır. Bu kısır döngüden tabiki rahatsız olunur. Esas olan anlamını capcanlı ortaya koymaktır. Koy bakalım ortaya, kim rahatsız olur.
1770) Kardeşlik en büyük yakınlıktır. Allah yolunda ensar ve mühacir kardeşliği gibi kardeşliğe bürünerek yaşayan er kişilere; selamın sırf ve som hali üzerlerine olsun. Her zamanda ve her mekânda…
1771) Kur’anı manasıyla ve işaret kapsamıyla iyice öğrenelim ve daha sonra da yazılan kitapları gözden geçirelim. Biz tersini yapıyoruz. Önce diğer kitapları öğreniyoruz, sonra da Kur’anı onların gözünden okuyoruz ve aldanıyoruz.
1772) Tövbe ileriye dönüktür. Geriye dönük değildir. O yüzden de “keşke işlemeseydim” lafı hatadır. Çünkü hadiste der ki; keşke şeytana kapı aralar. Onun için keşke demek yerine, hatanın farkına varılır ve ileriye dönük kararlı bir şekilde yürünür.
1773) Yükselmek için alçalmak şarttır. Alçalmadan yükseldiğini zanneden, kibrinde boğulanlardır.
1774) Kuruntu insanı kur’utur ve onu candan eder. Hayatı ona kapatır gözünü kör eder. Şeytanın en büyük meyvesidir, çok sever. Ona insanı kaptırdı mı, seyran eder. Korunalım canlar, candan bulunalım anda. Anımızı dehr edelim. Allah seyriyle halda kalalım. Allah nurunu tamam etsin bulunduğumuz şanda. Yeni gelen şanları şen edelim, olalım huzurda…
1775) Kur’an Rabbin ismiyle isimlenerek okunmalıdır. Yoksa anlaşılmaz. En güzel boya Allah’ın boyasıdır. Allah’ın boyasıyla boyanın der âyet. İşte en büyük taharet budur. Sakın unutma ki, ilmihaldeki taharet olmadan bu taharet oluşmaz. Çünkü hayat madde ve manasıyla bir bütünlük teşkil eder.
1776) Hangi derece ve bakış açısına gelirsen gel… İbadetler, zikirler ve haramdan korunmalar kesinlikle gereklidir. Belli bir noktadan sonra düşer diyen yanılmıştır.
1777) 313 resul… 124.000 nebi… Sayısız eren ve hisseden aynı şeyi değişik formüllerle dile getirdiler. Ama habersiz yaşarız. Ve hala diretiriz… Ey nefsim, kendine gel ve gizliden gizliye seni saran gizli kibri terk et. Bunu da ancak, gönül diliyle şükür edersen gerçekleştirirsin.
1778) Cahilin çıkardığı sesler, sarmısak kokusu gibi çevreyi rahatsız eder. Ya ahmağın… Aptalı hiç sorma…
1779) Bazen bir kuş kadar olamıyoruz. Açık pencere gördümü içeri dalar. Yoksa açılmasını bekler. Hiç küsmez, niye pencere kapalıdır diye…
1780) Her bir Esma-ul Hüsna’nın melekeleşmesi için 40 gün harcarsak, her yıl ruhumuzda 9 isim yeşertiriz. Haydi, kolay gelsin. Not: bunun esma zikriyle alakası yok. Esma zikirleri kesinlikle okunmalıdır. Yoksa hissiyat oluşmaz.
1781) Kalp gözümüzün açılıp idraklere doğru hassasiyet kazanmak için bir çalışma…. Sol göğsün altı ile sol göğsün üstü, yerle gök gibidir. Oradan oraya ilham akar. Sağ göğsün altı ile sağ göğsün üstü vecih ile arş gibidir. Oradan oraya yaratım akar. Gırtlak altı ile göğsün ortası zattan zata gibidir. Allah’tan insana…. İnsan sol tarafı ile üstlü altlı yaşam platformunda tutulur. Sol yanağı sol omuza daya 313 defa “ya Basiru ya Allah…” oku… Niyetlendiğin konuda kalbine ilham akar… Sağ yanağını sağ omuza ver ve 313 defa “ya Basiru ya Allah…” oku… icat gücün yükselir. Yüzünü direk göğüs kafesine indir 313 defa “ya Basiru ya Allah…” oku… Benliğinin bencilliğinden sıyrıl. Öylece kişi, bir çok hususa müttali olur Biiznillah… Öylece gönül gözün açılır… Bu şekilde 40 gün yapılır… Sonra aynı şekilde 33’er defa okuyarak devam eder…. 40 günden sonra ise, aynı şekilde “ya Semiu ya Allah” 313’er defa okur. 40 günden sonra onu da 33’er defaya indirir. Öylece günlük olarak 33’er defa “ya Basiru ya Allah…” ve 33’er defa “ya Semiu ya Allah” okumaya devam eder. Öylece kalbi feraset ve idrak netleşir ve Biiznillah bu hal sürekli devam eder.
1782) Kur’an da zaid-fazla yazılan bir harf olamaz. BA (ب) da öyle… ELİF (ا) te öyle. Herbirinin özel bir anlamı vardır. Bunu hissedemeyenler; zaid diyerek bir çok hakikati örtmüşlerdir.
1783) Kedice masum, kedice yüzü Rahman’a dönük, kedice insanı adeta ti’ye alıp, insanlarla işi bitince kendi öz âlemine dönen aziz kullar, en muhterem kullardır.
1784) Biz gafletten dolayı kendimizle Rahman arasındaki bağlantıları göremeyebiliriz. Ama kedi ise, bizim ile Rahman arasındaki bağlantıları en ince detaylarına kadar seyreder. Kediler sadece Rahman’a bakar. Kendini aracı “san”anı tanımaz. Bunu göremeyen gafil insan “nankör kedi” der. Bilmez ki kedi sebeblerden geçmiştir.
1785) Dünya kemaldedir be dostlar. Öyle bir devirdeyiz ki, kedi bile artık fareye dokunmuyor. Eski düşmanlar, adeta dost olmuş. Hayret…
1786) Bazen cinlerin kedi sureti üzerinden insanlara arkadaşlık ettiğini biliyor muydunuz? Arkadaşınız kedi varsa, korunma duasını eksik etmeyin derim.
1787) Algın açık olsun nöbet bekleyen kedi gibi… Veya daneleri toplayan kuş gibi… Algımız açık olarak hep nöbette olmalıyız. Vazgeçmek yerine ilk fırsatta ulaşmalıyız. Gönülde ve takdirde ermek varsa, Allah tüm şartları olgunlaştırır. Çünkü her dileğin ardında Allah’ın dilemesi vardır.
1788) Ey nefsim; pusuda bekleyen kedi gibi ilmin çıkışını gözetle. Her biri ayrı bir kapı olup hakka açılan birimlerden fışkıracak ilmi kap. Kabını doldur ve hakka hak ile hemhal olmuş olarak ulaş.
1789) Nefis kül olmalı… Belki de kül olup havaya savrulmalı… Belki de külkedisi gibi nöbette olmalı… Belki de küllük olup üzerine kül dökülmeli…
1790) Bir söze bakarım söz mü? Birde söyleyene bakarım hakka açılan kapı mı? Allah’a açılmayan her kapı sana kapalıdır. Yani her insan Allah’a açılabilen bir kapıdır. Eğer ki bir kapı kapalı ise, o odada şeytaniyete köle olan nefs hapis oturur. Habis habis sırıtır. İnsanı kendisiyle sürükletir… Bu olaya binaen dedim ki… “Sözü söyleyene bakarım, kapısı hakka açık mı?”
1791) İki kavram vadır ki bu iki kavram birlikte birinde cem olursa, o kişi iflah olmaz. Kindar ve Dindar… Kişiyi taassupcu bir meymenete dönüştürür. Dünyadaki tüm mezhep savaşlarının kökeninde bu vardır. Kardeşiz ya hu… Nedir bu kin?
1792) İslam kardeşliği esas kardeşliktir. Bu kardeşlikte de aynen abilik ve kardeşlik esasları geçerlidir. O yüzden resulullah sav der ki; “büyüğüne saygı göstermeyen ve küçüğüne sevgi göstermeyen bizden değildir.” Bu satırların okunduğu şu an hürmetine, sinelerden kaybolan kardeşliği tüm cihetleriye yeniden canlandıralım. Öylece mutluluk nidalarıyla gönüllerimizi nakşedelim.
1793) Bir ravi hadis rivayet etmek için aylarca seyahat eder ve nihayet hedefine ulaşır. Ulaşır ulaşmasına da eli boş döner. Niye mi? Hadis rivayet edeceği şahsın boş yem torbasını uzatarak deveyi çağırdığını görür. Ona der ki, sen boş torbayla deveyi kandırırsın. Sana itibar edilmez. Ve orayı terk eder. Bazı kendilerini tanımazlar da, hadisi şeriflere utanmadan dil uzatırlar. Hikmetini çözemiyorsan sus bari, mahrum kalmayasın…
1794) Balık avlanırken balığı kandırıp avlamak, balığın etine manevi zarar verir. Balık sudan çıkarken bu kandırmayı görür. Güvensizlik, aldatma ve avlama gibi bir sürü negatif enerji onun bilinci tarafından üretilir. Balığın bilincinde oluşan bu manevi hasar tüm vücudunda yayılır. Balığın eti negatif yükle yüklenmiş bir şekilde kasada yerini alır. Bunu yiyen insanda ise, manevi alanda hafıza kaybı ve rüyalarını unutma gibi bir sürü manevi yan etkisi husule gelir. Ama balık kendi gelmişse, bu sorunlar olmaz.
1795) Aslında kandırma meselesi tüm hayvanlar için geçerlidir. Kandırdığın veya haram yedirdiğin hayvanın etini sütünü tükettiğin de, ona yüklediğin kabih haller sana da yansır. Çünkü her canlının bir hafızası vardır.
1796) Keçi inadı tutar seni. Ne çare ki âlem yutar seni. Kar yağar, izi kapatır, soldurur seni. Belki de buldurur sana seni…
1797) Kur’ana iman etmişiz. Aklımız erdiyse ne ala. Ermediyse doğru olan Kur’andır deriz ve geçer gideriz.
1798) Kur’an daki hiçbir ayet veya harf asla ve asla alıntı değildir. İçinde fazlalık veya eksiklik olmayıp, direk Allah’ın kelamıdır.
1799) Kuyunun tam dibi, tüm ruhların buluşup tek nefsin açığa çıktığı salt noktadır. Batı buna bilinçaltı adını takmıştır.
1800) Aslında her birimiz “ah” deyip derin kuyuya inerek, özümüzde bulduğumuz mercanları “aha buldum” diyerek kendi adımıza paylaşırız. Çünkü nefsin çekiciliğinden sıyrılmak, ah dedirtir nefse…
1801) Herşey bizde başlar, bizde biter. B-il kaderi bu olayı anlatır. Herşey bizim iyiliğimiz için… Allah münezzehtir herşeyden.
1802) Âlem makro âlem, insan mikro âlem… İkisinin içsel düzeni ve yaratılış nuru aynı… Evrendeki yıldızından tut burçlara kadar, her şey ama her şey ve kurulu olan düzen hem de aradaki tüm mesafeler, insan bilincinin iç dünyasıyla birebir aynıdır. O yüzden derler ki, ne ararsan kendinde ara. Kendinde bulamayan, dışarda hiçbir şey bulamaz.
1803) Her insan her şeyi bilecek diye bir kural yoktur. Günahsız olan kul da yoktur. Bir insan bir hata yaptı diye, onu boş vermek de yoktur. Bir insan güzel bir iş yaptı diye, o insana tapmak da yoktur. Sadece Allah’ın kuluyuz… Ve ona teslimiz…
1804) “Ben nebî iken, Adem ruh ile ceset arasında bulunuyordu.” (Aclûnî, 2/129) Hadisi şerifi şu şekilde de anlaya biliriz. Ben Nebi iken yani sünnetullah ilminde ben yoğrulurken… Yani Allah’ın yaratım düzenine ayna olacak olan hakikati Muhammed-i; Allah’ın kudret eli ile yoğrulurken, Adem benim maddi bedenimi ortaya çıkarmak için yola koyulmuştu.
1805) Özünden bakan kişinin ikizi sonsuzluktur. Sonsuzluğun içinde her insan teker teker vardır. Bana ne, bir kişinin bir ikizi olmasından… Benim ikizim tüm âlemdir. Tüm alemi sembolize eden Kur’an dır. Dolayısıyla benim ikizim sadece Kur’an dır.
1806) Vaazı sanma sayfadan okunandır veya kulaktan dolunandır. Gönülden akmayan ve gönle inmeyen her bir elfaz, sadece lakırdılardandır. Önce ol ve ak ki, o akıntı doğalındır. Dokunur kalbe ki, o kalb de zaten senindir.
1807) Kişi Allah yanı sıra; mutlak uluhiyet sahibi ve yegane yönelim tarafı olarak, herhangi bir ilahın var olamayacağına, mutlak ulûhiyet sahibi olarak sadece ve sadece Allah’ın var olduğuna gönlünün en dokunulmaz yerinden sarsılmaz bir şekilde inanmadıkça, imanının tadını alamaz.
1808) Kişi ancak, Allah’la beraber bir ilahın olamayacağına inanıp gereğine göre yaşarsa, dünyada ve ölümden sonrası karşılaşacağı safhalarda, tüm stres ve sıkıntıdan mutlak olarak emin olur.
1809) Kur’an-ı Kerimi anlamak için meal yetmez kardeşim. O kadar kolay mı sandın Rabb-ul aleminin sonsuz ve sınırsız olan ve bir kelimeden oluşan sessiz ve sözsüz kelamını. Arinmayan el süremez.
1810) Nasıl ki “AKÜ”sü zayıflayan arabaya başka “AKÜ” bağlanılır ve araba güç alarak çalışmaya başlarsa, aynen öyle de Kâbe’den uzanan nurani lütuflardan istifade ile veya yüksek ruhaniyetli insanlardan alınan kalbi destek ile de kişi, daha bir konsantrasyon ile Allah’a yönelir. Mesele budur. Bunda şirk saçmalığı yoktur.
1811) Kâbe’den uzanan nurani lütuflar gibi ilahi lütuflarla dolan ve nurdan şuleler üreten insanlar mevcuttur. Bu insanların bedenleri Kâbe’nin altından yeryüzüne yayılan ilahi nur gibi yeryüzüne Allah nurunu alenen yayarlar. Öyle ki eğer dünyamızı terk etseler de şuurlarından yayılan nurani yayılım devam eder. O yüzden Resûlullah’ın sav ve sahabelerin ve evliyanın kabirlerden, istifade edilir.
1812) Bazen bir kısa ayet kendi içinde bir kaç ayrı kelimeyi kullanarak birçok şey anlatır. Bu özellik Kur’anın veciz olmasındandır. Kur’an kolaydır herkes anlar deriz ama bu Kur’anı öğreten bir muallimin şart olduğunu unuturuz. Eğer öğreticiye gerek yoksa neden bir doktor adayı bunca zahmet çekerek yıllarca okul okur. Alsın tıpta okutulacak kitapları evde çalışsın. İnsan bedeni için rehber gerekiyorsa, insanın ruhu için de rehber şarttır. Asıl önemli olan ise, sömürmeyen âlim bulmaktır. Çünkü nefsini tanımayan kişi, aldığı bilgi kırıntısı ile “ilim demiyorum” sömürebilir. Bunu da Kur’an; İslam’ı anlatırken, dünyalık beklentisi içerisinde olmayan ilim erbabından ilim almak şartını getirerek bizlere yol göstermiştir.
1813) Kur’an diriler içindir derken bildiğimiz manada değil burdaki dirilik. Zaten ayete dikkat ederseniz, önce diriler kelimesi geçer. Ayet sonunda da kafirler kelimesi vardır. Yani ölüden kasıt, kalbi ölü olan kafirler denilmek istenilmiştir. Diriden kasıt da iman ehli olan demektir. Bir kere Kur’ana dokunmak için tahir olmak gerekir. Bunu iyi anlamak gerekir… “şer’i boyutu baki kalmak kaydıyla” Kur’anın anlamını idrak edip hissetmek için, ilk önce şirkten arınmak gerekir. Çünkü şirk ehli necistir. Bu ayeti idrak edemeyenler derler ki; bedenen ölüp dünyamızı terk eden için Kur’an okunmaz. Bil ki; birçok dua ayeti vardır. Sen dua ayetlerini Allah kelamı ile dünyandan çekilen kişi için yaparsan günah mıdır? Kişi ölmüşüne dua edemez mi? Kur’anın tesiri diri kalpleredir. Ebucehil yaşamıyor muydu? Kur’an fayda verdi mi ona? Demek Ebucehil yaşayan ölüydü. Biz ölümün yokluk olduğuna inanmıyoruz. O yüzden de dünyamızdan ayrılan için dua ederiz. Hem de Allah kelamı ile dua etmekten de mutlu oluruz.
1814) Ne hissedersek hissedelim bu dünyada amelden muafiyet hakkı elde edemeyiz. Çünkü et kemik bedende yaşıyoruz. Yer, içer, geri dönüşüm yapar ve uyuruz. Beden için bunları yaparken, ruh dahi ihtiyacı olan ibadeti bedenden elde etmek zorundadır. Yoksa erdiği bilinç gider veya firavunlaşır ve kaydığının farkına bile varamaz. İşte kaydığının farkına varamamayı Kur’an “kalbin mühürlenmesi” olarak tarif eder.
1815) Uçan, kaçan, duran, zıplayan olmadan önce güzelce yerinde olduğun gibi kaim ol. Zaten kaim olan daim olur.
1816) Birinin kokusu senden gelmiyorsa, kendini ona nispet etme. Öylece kendine alan açma. Öylece kendini ondan bilme. Zira aradaki bağlar kopmuş ve sen çoktan dünyana terk edilmişsin. Kendi dünyana göre söz al ve yeniden kendi etrafında bir dünya kur. Öylece sadakatının hakkını vermiş olursun. Yoksa su içtiğin kuyuya taş atmış ve kendini, kendi karanlığına gömmüş olursun.
1817) Muhammedi nuru taşımak, bu nurun aksettiricilerini sevmek ve her zaman yanında olmak, ancak karşılıksız olandan tecelli eder. Karşılık bekleyenden de zaten bir cacık olmaz.
1818) Meal ah meal… Birçok kişiyi Kur’andan uzaklaştırdı. Kur’an yüzeysel değil ki… Biri konuşur da onun konuşmasını tercüme edersiniz, ama Kur’an birinin konuşması değil ki… Âlemlerin rabbinden inzaldir ve insandan okunandır.
1819) Kâbe’nde seni bekler huzur, namaz vakti. Boş işte dünya, dikkat et yakma vakti. Her anını değerlendir, doldur vakti. Uyanık ol her an özellikle zeval vakti. Deryayı ara ama deryayı bulduğunda her şeyden geç, bil ki o an yüzme vakti.
1820) Kalp ölmeden beynin ölümü, kişinin ölümü sayılamaz. Çünkü can/ruh beyinden değil, kalpten vücuda yayılır.
1821) Ey Kur’ana iman etmeyen kişi… Eğer Kur’ana inanmamışsan neden kötülersin. Kendi yolundaki güzellikler her ne ise, onları tek tek sun, sana inanan varsa inansın. Çek elini Kur’andan. Yoksa Kur’an güneşi karşısında gözlerin mi kamaşıyor? Acizliğin için mi çamur atıyorsun. İstediğin kadar çamur at, sadece kendini yorarsın ve dalaletinde boğulursun.
1822) Kaptan-ı derya misali denizleri ve hatta ardından gelen yedi denizi didik didik yüzen kaptanlarda elbette yetişir ve yetişmektedir. Her kaptan, kaptan-ı derya olamaz. Birçok kaptan sadece kendi mıntıkasında yüzdürür kayığını.
1823) Yüzme bilmediğin halde yüzmeye başlayan yüzücüye sakın dil uzatma… Çünkü adını duyduğun denizle o artık burun burunadır. Yüzmeye başlayan yüzücü kendisini kaptan-ı derya sanır. Oysaki yeni bismillah, Rahman ve Rahim dediğinde… İşte o zaman artık kaptansın.
1824) Kalbinde zerre kibri olana cennet haramsa… Ya ucub ve kibir içinde pişenin durumu ne olacak? İşte o zaman hakkın deryası yanında akıp gider de… Sen kibrinden ve ucbundan sapsarı kesilerek, o deryadan su içemezsin.
1825) Sen uzun havalı okuyuşa bakarsın da, içeriğine odaklanmazsın. Ey kul; sana içeriği lazım… Uzun havanın muştusu geçici iken, sende zuhur edecek içerik ise daimidir.
1826) Sen sus ey kul, çekil kabuğuna hakka daya sırtını, kendi çalışmana bak. Suskunum de ve susma orucu tut. İşte o zaman sana uzanacak hak sedası, kaybolacak zalimin hülyası.
1827) Garip kullar kimseye karşılık vermezler, utanırlar konuşmaya. Hak Teâlâ onların vekilidir. Perçeminden tutar ve fırlatır azaba…
1828) Bu insan evladı çok gariptir. Yapmak istemez, onun yerine birini kendi yerine kurban etmek veya yerine hesabı görücü etmek ister. Oysaki her insanın yaptığı sadece kendinedir. Bu sendrom Hıristiyanlıkta İsa’yı günahlarına kurban edip serbest yaşam isteği şeklinde zuhur ederken, başka din ve mezhepler de ise, bu kurban olmak veya yerine, hesap vermek sendromu başka isim veya objelerle sürüp gitmektedir. Oysa ki çok kolaydı… Her koyun kendi bacağından asılırdı.
1829) Kısır olan kelamın çocukları olmaz. Ruh verilmeyen kelam kısır olur.
1830) Bazısı anlattığım kaynağındandır deyip kibrine kibir katar. Suskun olan ise, kaymağındaki yağ olarak tebessüm eder.
1831) Karşılıksız yürüyen yükselir. Ve ruhunun içinde gizlenmiş olan her hedefine kavuşur. İşte sır burada.
1832) Yeni türeyen bazı gruplar, Kur’an harflerini tek tek bölerek veya kelimeleri parçalayarak yeni anlamlar çıkarırlar. Bu hatadır… Tıp ilmi olduğu için hastalıklar oluşmadı. Hastalıkların teşhis ve tedavisi ilmine tıp ilmi dendi. Kur’an okunmasıyla alakalı bir konuyu izah etmek icap etti. O da şu… Tecvid ilmi olduğu için Kur’an okunmasında var olan idğamlar vs. kurallar oluşmadı. İdğamlar vs. kurallar olduğu için tecvid ilmi bunun teorisi oldu. Kur’anın okunuşu, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz tarafından dillendirildi ve aynı onun okunuşu, hafızlar tarafından ezberlendi. Bu ezber olayı silsile yoluyla olduğu için, Kur’anın okunması şimdi okuduğumuz gibi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden tevatür bir rivayet ile bize kadar ulaştı. Arap Dili edebiyatındaki kurallar ve harflerin okunması vs. birçok kural Kur’an okunması gibi olmadığı için, Hz. Ali kv Kur’an okunmasındaki kaideleri izah edip bunun teorik olarak yazılım ve okunuşunun bozulmaması için, Kur’an okurken okunuş kaidelerini belirleyip bize ulaşmasını sağladı. Namazda okunan Fatiha’dan tut, taa Nas süresine kadar, tümü tevatür yoluyla bize ulaştı. Günümüzde yeni ortaya çıkıp Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden günümüze kadar icma-i ümmet tarafından kabul edilip tevatür yoluyla gelen şeklin dışında, yeni yeni kurallar oluşturmak isteyenlere iltifat edilmemesi gerekir. Yoksa ayaklar kayıp gider.
1833) Keramete erip kulluğa ermeyenin tüm olağanüstü halleri istidraç olur. Sen keramete ermek için değil, kulluğunu idrak etmek için amel edersin. Bunu anla… Şuurda yaptığı tahrifatlarla kişileri kerametlere erdirmek üzere robotlaştırmak, akıl sahiplerine yapılan en büyük ihanettir.
1834) Kardan adam güneş gördü mü su olur. Sırf duygu olarak akar gider. Adam ortada kalmaz ki su üstünde yürüsün. Oysaki bize su üzerinde yürüyen adam lazım…
1835) Mutlak cehil… Kişinin kendisine ait bir varlığın… Bir vücudun… Hayatın, ilmin, iradenin, kudretin, işitmenin, görmenin, kelâmın olmadığı gerçeğidir… Öz budur… Burası hakikat sohbetinin başladığı başlangıç yeridir.
1836) Ey rab… Cemalin güle benzer, incitmeye gelmez… İncinmeyen rabbi hassı, bakışında seyrini kendisinde seyrettiği kulunu incitmez. Kokudan haberdar olan kişiyi kokusunda mest eder.
1837) Allah’ın sevgili kulları beraber oturup sırf Allah için sohbet ettiklerinde, şeytaniyet gider melekût zuhur eder.
1838) Üzerindeki ödenmemiş kul hakkı, senin Allah’ın nuruna ulaşmana en büyük engeldir. İşte mesele Allah nuruna ulaşmaktır. İşte ey nefsim… Tüm engelleri kaldır ki ulaşasın… Yoksa yazık edersin…
1839) Allah’ın mutlak olarak affetmediği ve kulun tasarrufuna bıraktığı hak, kul hakkıdır. Kul hakkı boynunda yoksa ve iman ehliysen, sevin… Affeden rabbin vardır.
1840) Baksana kendine… Gücün ve kuvvetin senden açığa çıkıyor. Ruh senden çekilince, aynı bedenin odun gibi kalıyor. Demek senden içeri olan ben, sana havl ve kuvvet veriyor. Senden içeri olan ben, havl ve kuvvet vermezse ne haddin var ki fiillerde bulunasın. O zaman sana havl ve kuvvet vereni üzme. Sana emanet olarak verilen havl ve kuvveti et kemik bedenin zevkleri peşinde israf etme. Rabbini üzersin.
1841) Allah’ın sevgili kulu hakkında, söylediklerinin mahiyetini anlamadığı için dil uzatanlar, Allah’ın nurundan mahrum olurlar. Anlamasan sukut edeceksin ki, belki içeriği sana da açılır.
1842) Küfredersek; yani içinde bulunduğumuz nimeti göremeyip, içinde olduğumuz anı istismar edersek, Allah’ın üzerimizdeki nimeti alınır.
1843) Şükredersek; yani içinde bulunduğumuz anın hakkını verirsek, Allah bir üst basamağa yükselmeyi nasip eder.
1844) Şükrün sonucu işte canlandı kalbin, dedi işte sahibim… Sahibi dedi bu benim, seyredip donakaldım.
1845) Kalpten rabbe uzanan bağı görmediğinde, onu sahipsiz ve kimsesiz sanırsın. Oysa sahibi onunladır. Kalbi bağlayınca hak yolunda bir ağ… Artık kalp dönmez sağa sola, oluşur ondan rabbe bir bağ… İman insanı yola bağlar. Bağlanılmamışsa, imanın ne olduğunu bilmemiştir.
1846) Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin beyninden yazılan bir kitaptır demek kadar imansızca bir bakış olamaz. Böyle düşünmek küfürdür… Bu, İslam’a Hristiyani bir bakıştan başka bir şey değildir… İslam, böyle tanımlamalardan beridir. Beyin, vücudumuzun organları arasında dengeleyici bir merkez olmanın dışında, başka hiçbir fonksiyona sahip değildir. Esas organ kalptir ve bedene can veren ruhtur… Bu tümüyle “manayı”, “afakı” ve “rabbul âlemîni” inkârın dışında bir olgu değildir. Kur’an, alemlerin rabbinden inzaldir…
1847) Kul rabbe secde eyledi hak huzurunda… Dedi ya Rab her şey olsun senin yolunda…
1848) Kalb sevdiğinde hak dostunu… Ona serer kendi postunu…
1849) Kurban bayramında arafatta iken yaptığımız bir dua; hac günleri hatırına rabbul âlemîn tüm iman ehlinin günahlarını affetsin. Tüm ümmeti İslam’ın amelleri makbul olup Rabb-ul âleminin kurbiyyetine vesile olsun. Mübarek Kurban Bayramını tüm iman ehline kutlu etsin. İman etmeyenlere de mutlak imandaki tadın ne olduğunu idrak için iman nasip olsun. Gönlünde hacca gitmek olup ta gidemeyenlere Rabb-ul âlemin, Nasuh bir tövbeden sonra Hac sevabını hanelerine yazsın. Rabb-ul âlemin, gidip haccedenlerin de daha güçlü bir yönelişle memleketlerine sağ salim dönmelerini nasip eylesin. Amin…
1850) Size kötülük yapana islahı için dua edin ki, haneniz nur olsun ve dokunan musibet sizi terk etsin.
1851) Ey Kâbe’nin rabbi olan Allah’ım… Nimete erenlerin yolunun dışındaki her yoldan bizi ve tüm iman ehlini koru.
1852) Ey Kâbe’m, sönmesin sana olan ateşim… Yüzün bana saklı kalsın, gösterme daim… Yüz göründüğünde, vuslat olur naim… Kalbı artık toparlanamaz olur garibin… Sırrım ol, sırrın olayım… Kâbe’m her daim…
1853) Kâbe Allah’ın evi… Oradaki kullar Allah’ın misafiri… Tüm dilekleri hâsıl ola… Kalpleri hak yolunda bir ola…
1854) Etrafında dönemediğim sırrı sır bilmem… Ya HU… Döneyim etrafında… Kâbe’n olsun yanımda… Ruhu olsun canımda…
1855) Kâbe’ye ilk gelen insan Hz. Âdem aleyhisselam babamız. O günden bu güne insanlığa kucak açar.
1856) Yemem kul hakkını… Geleni hakla hakkıyla bilir, gideni hakla hakkıyla görür ve kul hakkına riayetle gideceğim taa ötelere.
1857) Canım Kâbe’m oldun bana mekan… Oysa ki hakikatin, la mekan.
1858) Ah be Kâbe’m haydi göster yüzünü… Artık bileyim senin hikmetini… Haydi, Kâbe’m ört örtünü artık, bakamam vechine. Zaten vechin vechimde ey Kâbe’m. Yüzüne kıyamam bakmaya, dayanamam… Öylece birledim vechimi, tavaf ettim hanemi.
1859) Canım Kâb’em aynamda sana baka kaldım. Yüzünü seyre daldım. Seyir kutlu olsun, Allah’a hamd olsun… Canım Kâbe’m hayalimdeki her şeyden tatlı oldun bana. Ona dokunamadım kana kana. Kâbe’m, sahramda seni hissederek her an yanımdasın. Senle bütünleştim, sen oldum. Cemaline hasret oldum, görmek istiyor gönlüm. Canım Kâbe’m seni muhabbetle selamlıyorum. Etrafında heybetle deveran ediyorum. Bu deveran riya değil, hakka olan hasrettendir.
1860) Kalbin sahibi kalbe nazar edince, etrafındaki mezar paramparça olur.
1861) Korkuyu attık denize… Daldık cevherin yolunda, yolda oluşan ize…
1862) Cenk etsin kalem… Titresin, hu deyip ayılsın alem.
1863) Giydim can Kâbe’m kara örtünü… Etrafında dolanıp yönsüz oldum, orada buldum la mekânı… Yutarım işte etrafında âlemlerin tümünü… Taşan Kevser suyuna karşı çanak olur, içinde on sekiz bin âlemi cem ederim. Tümünü içimde cem edip bir nokta ederim. Belki noktada nükte bilir, seyrederim. Senden aldım ilham işte ey Kâbe’m. İlhamınla anladım ki o la mekân… Senin etrafından çıktım taa semaya… Nazar ettim Kevser havuzuna… İşte Kevser suyunu bekletmeden, yıkanır hem içerim gözümü kırpmadan.
1864) Ey Kâbe’m… Bakıyorum hak fermanına… İşte çıktığında o ferman… Olursun bana derman… Olmayacak hayâm… Dolanacağım etrafında her an… Üryan olup ihram giyip sende olacağım… Yorulduğumda seni haneme konuk alacam… Etmeyeceğim heyecan… Hakla süzüleceğim el an.
1865) Kur’anın üçte biri Allah’ı tanımak üzere sunulmuştur. Bu da ihlâs süresinde veciz olarak sunulmuştur. Kur’anın dörtte biri nefy ve isbattan oluşur. Bu da kâfirun süresinde veciz olarak sunulmuştur.
1866) Kadın candır cenine… Cenin mekândır rahman nefesine… Rahman nefesi müştaktır insan sinesine… İnsan sinesi muhtaçtır Kâbe’sine…
1867) Kâbe’nin rabbi Kâbe’de verir kişiye her isteğini… İste orda her dileğini… Ev sahibi misafirine ikram etmez mi ikramını…
1868) Kur’anı anlamak için, kimin kelamı olduğunu anlamak lazım. Sonra kavramak lazım. Sonra özümsemek lazım. Sonra hallenmek lazım. Bunun kolaylaşması için zikirle hemhal olmak lazım. Sonra Allah deyip anlamak için dua etmek lazım. Onun için de haramlardan el çekmek lazım. Zahiri ve batını tüm dedikoduları terk etmek lazım. Yani temiz olmak lazım. Çünkü üzerinde necaset kirleri olan, ulaşamaz o derunii içeriğine. İşte anlamak için, zahiri abdestle beraber batıni abdestte tekamül etmelidir. Yoksa el süremezsin içeriğine. Eremezsin özüne. Yüzeysel bakıp mealzede olursun. Hem kendini yakarsın, hem de olayın özünden yoksun olan iman ehlini. Kendi günahını sırtlandığın gibi, milletin de vebalını üstlenirsin. Öylece yazık edersin.
1869) Seninle buluştum Kâbe’m… Kalbim hareketlendi yok oldu içinde sanem… Ferman etti seni bana Allah… Bu neydi subhânellah… Rabbim kalbimi aldın eline… Elin düştü elime… Sırrın düştü içime, bu sır her insandadır biline.
1870) Kalb’in Kâbe’de hakkın nuruna kapılması, bütünleşmeye verdiği izin kadardır… İznin artıkça kalbe nur akacak ve hu deyip dönecek…
1871) Senle olurum sefada… Sana olurum mervede… Seninle kaim olduğumu yaşarım Kâbe’de…
1872) Kâbe’de Kâbe Kâbe’yle buluşunca, “sekr”de olursa bu buluşma, kalp dayanmaz. Az akıl girer araya, ayık eder, öylece kılar namaz. Yoksa bitmez namaz. İçinde olur yaramaz. Secdede veya rükuda kalır, kapar onu naz. Öylece unutur niyaz. Dertleşir gece gündüz ve gene de der, az…
1873) Kur’andan sonra bana kurtarıcı yeni bir kitap indirildi diyen, şaşmıştır. Hem şeytana kulak kesilmiştir. Oysaki Resulullah onu tashih eylemiştir. Beyan edip gönüllere sermiştir. Vicdanları rahatlatmış, insanlığı donatmıştır. Arama başka tarz. Budur sana farz. Öylece eyle niyaz. Sakın olma binamaz. Yoksa sayarsın yerinde, bir de bakmışsın ortalığı sarmıştır ayaz. Artık fehmin donmuş, ülfetin son bulmuş ve nefsin olur artık düzenbaz.
1874) Ne güzelsin canım kâbe’m benim…Gücüme güç, senle verdi rabbim.
1875) Kabe örtüsü eteklerini kaldırdı. Rahmet dağının eteklerini Allah’ın misafirleri sardı. Tüm günahlardan arınma bayramını bekler oldu. Rabbul âlemîn kalbimizden kirlerin eteğini kaldırsın. Kalbimizi sırf kendi için eylesin.
1876) Çıkmaya üşendiğimiz sevr dağında peygamberimiz ve arkadaşı konuk oldu. İkinin üçüncüsü ayetiyle teşrif olundu o tepe. Selam olsun oradaki konuklara.
1877) Kalbim derman arar ya Rasulellah.
1878) Dön kalbine dal içine… Odur işte hanemiz.
1879) Kendi yazdığını anlamak için kafa yorduğunda, işte o zaman yazmışsın. İşte bunu er kes yazar. Diğerini herkes yazar.
1880) Eksik bir iş gördün mü kendin gider. Giderilmesi için gözün başkasında olmasın. Gözü başkasında olan, onun kölesi olur.
1881) Kin iman ehline yakışmaz, lakin geçmişinden ders almak kin tutmak değildir… Bir defa düştüğü çukura ikinci bir defa daha düşmemektir.
1882) Genel olarak bakış alanı; Kur’anı kendi penceresine göre uyarlayarak okur, tercüme veya tefsir ederler. Sonra der ki; Allah böyle dedi. Oysaki öncellikle Kur’anı anlayıp nefsini ona göre dizayn etmeliydi…
1883) Diyor ki Kur’an yazısını öğretmekle Kur’an öğrenilmez. Tamam da öyle konuşacağınıza bir öğretme metod ve tekniğini yapın. Bizde o metodu uygulayalım. Kur’an okumak için önce harfler öğretilir. Sonra kelimeler hecelenir. Sonra ayetler tilavet edilir. Peygamberimizin ayetleri anlama ve anlatma teknik ve prensipleri öğrenilir. Sonra ayetlerin anlamları çözülür. Yok diyor… Kur’an harflerini bile öğretmeden direk ayetlerin anlamını öğret. Ya hu buz üzerine kurulan ev, güneşi görünce yerle yeksan olur. Temel oturmadan bina olamaz. ÖNCE ELİF BA…
1884) Kesret; kesretinin farkında olarak vahdetin sesi olduğunda, o zaman vahdetin ne olduğunu fark eder. Yoksa asla anlamaz. Vahdet; vahdette vahdet… Kesret; kesrette kesret… Her makamın hakkını ver, yoksa mahrum kalırsın.
1885) Kur’an ezelden ebede müjde ve uyarıdır. Kimse uymuyor diyen kendi uymuyordur. Sana ne kimden, sen kendine bak.
1886) Kur’an hem okunuş nağmesiyle, hem de içeriğin uygulanışı ile sana nurdur.
1887) Ey kardeşim; “yok yok… Ben(!) zaten erdim” diyenden veya ima eden zihniyetten uzak dur.
1888) Kibirlenerek kendini beğenen ve üstün gören kişiye cennet haram edilmiştir. Haydi, silkinip kendimize gelelim ve cehennemden kurtulmak için kendimizi kimseden üstün görmeyelim.
1889) Kaplumbağa gibi yürü ki hedefine istikrarlı bir şekilde ulaşasın.
1890) Bir kuş; semâlarda uçacak kuvvete sahip olmasa da, arzdaki tuzaklardan kurtulacak kadar yükselmesi kâfidir. Sen de bir kuş misali kendine sahip çık… Ulvi makamlara ulaşamazsan da, bedensel dürtülerden ve şeytani tuzaklardan korunacak kadar marifet sahibi ol. Öylece korun ki, sana ilişmesin hiçbir zarar.
1891) Kur’an dışına inanmayın derler ama Kur’an dışında bir ton eser yazarlar. Madem Kur’an tek dersiniz, o zaman ayet dışında tek kelime ekleme ve çıkarma yapmadan konuşun. Asla ve asla arasına fikrinizi katmayın. TV’lerinizde ve İnternet sitelerinizde sadece çıplak olarak ayetleri yazın. Sakın ha sakın görüşlerinizi beyan etmeyin. Bunlar resmen şaşırmışlar. Hem sadece Kur’an derler; sonra da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi vesellem efendimizin Kur’an açıklaması olan sözlerini ve yaşam alanındaki açıklamalarını inkâr ederler. Ama her ne hikmetse onun yerine kendilerini koyarlar. Aslında “Peygamberin gözünden değil bizim gözümüzden Kur’ana bakın” derler. Allah ıslah eylesin.
1892) Kur’ana kulak verenin ahireti cennet olacağı gibi, dünyası da cennet olur. Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmadan, sen Kur’anın ruhuna eremezsin.
1893) Karşılıksız sevgide çıkar olmadığı için, sohbet anında sessizliğin hüküm sürdüğü anlar çoğunluktadır.
1894) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bağlı olanlar, insanlardan korkmuyorlardı. Makamlı ile makamsız, büyük ile küçük, zengin ile fakir arasında bir fark gözetmiyorlardı… Daha önce Asası kılıcından korkunç olan ve milletin önünde titrediği Ömer, İslam’la Hz. Ömer’e dönüşen adalet timsali, bir fakir kadının bedduası karşısında tir tir titrer duruma gelmişti. Çünkü iman edilmişti ki; Allah indindeki üstünlük ancak takva iledir.
1895) Kur’an da faraza yoktur. Gökler ve yerin genişliği diyor ayet. Demek ki ki yer bilindik misket gibi değilmiş. Ya nasılmış? Bilmem ki… Öylesine beyin fırtınası…
1896) Sen her hal ve şartta Allah’a kulsun. Kim ki kulluğun dışında kendisine bir kaftan dikerse, o kaybedenler ordusuna katılmıştır.
1897) Her ne hikmetse herkes kendisini düzlükte ve karşısındakini eğrilikte sanır. Kendi gibi etmeğe çalışır. Kendi gibi olamayanı da sapık ve yoldan çıkmış addeder. Gücü yeterse zulmeder. Gücü yetmezse zem eder. Öylece isyanını ispat eder.
1898) Sadece Arapça orijinali ile Kur’an okursam bana faydası şudur ki; Mikro feza olan kişilik bilincinin merkezi olan kalp ile makro feza olan ve mahiyeti bir tutam nur olan Nur-i Muhammedi arasında senkronize oluşarak; senin ruhunda öyle muazzam açılımlar olacak ki, ancak okuyan bilir. Oku ve gör… Mevlana’ya sormuşlar… Mevlana “ol da gör” demiş…
1899) Ey nefsim… Her gün yeni bir umut… Sabah namazıyla haktan gayrını unut. Günlük yaşamını Kur’an dan okut. Her anını ilmik ilmik dokut. Beş vakit namazı kıl, nefsin bulsun sükût… Tek başına kalsan da, Kur’andır tek kalkan, içeriğini hayatında yut.
1900) Bir konu arz edilince, kalbinde hastalık olanlar gibi, ifrat ve tefrite sapmadan verilmek istenen ruha odaklanalım. Yoksa verilmek istenilen mesaja ulaşılmaz ve içselleştirmekten mahrum kalırız.
1901) Kur’an bizi düşünmeye çağırıyor ise, demek ki vardır insanın bir yapacağı… Çünkü Kur’anda boş yere yazılan tek bir harf bile yoktur.
1902) Koç yolculuklarının ucu nari katman yolculuğuna çıkar. Siz, siz olun; nuri yolculuktan taviz vermeyin. O da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi vesellem efendimizin yoludur.
1903) Kur’an her ortamda okunulur. Belki bir gönle hitap ulaşır. Herhangi bir ortamda Kur’an okundu diye kınama yok. Çünkü tüm yeryüzü mescid kılınmıştır. Kur’an mucize kitaptır. Okunduğu yere mucizelerini de götürür.
1904) İslam’ın kesin hükümdür ki… Kul asla ve asla Allah değildir. Varlıklar Allah’ın zatının kendisinden değil, nurundan var olmuşlardır. O, bu, şu vs. Allah değil, Allah ile kaimdirler.
1905) Sen biriyle kavga ediyorsan Allah ile mi kavga ediyorsun? Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi vesellem efendimiz, Bedir’de Allah ile mi kavga etti? Ya hu… ne alaka… Kul kuldur, rab rabdır. Sakın ittihada gitme, o yol tatlı gelse de batıldır.
1906) Kişi beraber yaşadığı insanlarla, hayvanlarla veya bitkilerle ruhunu senkronize edip onların ruhi donanımını, kendi bilincinin üzerine kopyalar. Bu kopyalanma veya yansıma gayrı ihtiyarı olup kişiyi derinden etkiler. Bir süre sonra onlar gibi davranmaya başlar.
1907) Kutlu yolculuğun kutlu arefesinde, kutlu yolculara kutlu yolculuklar ve seyir menzilleri müyesser olsun. Bil ki, kimin diliyle konuşursan, kalbin ona benzemeye başlar. Sen Muhammedi dil ile konuş. İşte kutlu yolculuk buna eriş yolculuğudur.
1908) Kuran’da Allah’a ve Rasulullaha uyup itaat edin demesine rağmen peygamberi inkâr edenler, Kur’anı da inkâr etmiş oluyorlar. “Ve atiullahe ve etiurresule”, “İtaat edin Allah’a ve itaat edin rasulune” ayetini inkâr ederek, dini İslamı mubini terk ediyorlar. İnatla tek kaynak Kur’andır diyerek peygamberimizi inkâr ediyorlar. Oysaki Kur’anı da peygamber, Allah’tan vahiy alarak sunmuştu. Ve korunan ise zikirdi. Yani indi ilahiden insanı besleyen ve sürekli olarak insanla bütünleşen Allah lütfu idi. Bu da peygamberi zişanın hayat akışında yansıttığı ilmin taa kendisiydi.
1909) Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmış gibi yapıp kâle almamak, mahrumiyetin yegâne göstergesidir. Allah’ın ulûhiyetini ve melikiyetini unutup sırf rububiyet üzerine yoğunlaşanlar, mahrumlardan olmuşlardır.
1910) Kalpten dokunmayan söz… Oluşturamaz hiçbir kalpte köz… Sönük kalır, is eder görmez olur göz. Kelamların olsun senden sana bir öz.
1911) Kandil gecelerini inkâr edenler acaba onun yerine ne yapıyorlar. Acaba yıllık planda kaç muhtacın derdine derman oldular. Hele hele namaza salat deyip ve salat da yardım etmektir diyerek, namazın günlük beş vakit kılınışını inkar edenler, acaba günlük kaç kişinin yardımında bulundular. Bu sözler İslam düşmanlarının silik sesidir. Bu ses sinelerde asla tütmez. Birer magazin haberi gibi, önce dikkatleri çeker ve sonra da toplumun nezdinde nesyen mensiyya olur. Öyle söyleyenler de, o sözlerinin verdiği vebali yüklenerek, indi ilahide hesap vermeye doğru hızla ilerler.
1912) Kıskanç olan daha ilk günden kaybetmiştir. Hiçbir kuvve onu dengeleyemez. Ancak kendi vazgeçer. Kişiyi marifet yolundan alıkoyan en büyük hastalık kıskançlıktır.
1913) Rabbin izin vermeli ki konuşasın… Her sözün bir söylenme anı vardır, zamanı gelince dilden dökülür. Buna kişinin rabbi karar verir. Sen Rabbin ne olduğunu bilmezsen karar verenin de kendin olduğunu sanırsın. Aha konuşayım dediğinde konuşamazsın ve heyecan basar ki, dilin kilitlenir. İlla konuşayım derse kişi, kekelemeye başlar. Çünkü araya nefsi karışmıştır.
1914) Kur’anı sorgulayıp ayetlerle istihza edenler, tarihin çöplüğünde kayboldular. Allah’ın ayetlerini eğlenceyle ağzında sakız edenden daha zalim biri olamaz. Çünkü kendi hakikatiydi, ondan mahrum olup karanlıkta kaldı.
1915) Kendini yok etme telaşın sürdükçe, rabbinle buluşamazsın. Çünkü sen varsın ve ebeden de küçük bir aranın dışında asla yok olmayacaksın.
1916) Kitabı biri konuşturmazsa, kitap konuşmaz. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden daha iyi konuşturan mı olur? Kim Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin kitabı konuşturmasını beğenmezse, kendisini onun yerine koyuyordur.
1917) Kul sıkışmayınca Hızır gelmezmiş… Hızır’ı tepen artık Hızırsız kalırmış… Şeytan vesveselerine sakın ha kulak kabartma… Hakkın sana tecellisi çok yaklaşmış…
1918) Gözü “bekâ”da olanın daha çok bekleyeceği var. Çünkü daha fenayı bulmamış ki mübarek “bekâ”ya göz diksin…
1919) Kitap derken genel ıstılahta kaplı olup yapraklardan oluşan, içinde yazılar yazılmış olan nesne anlaşılır… Acaba sadece bu mu?
1920) Kâfir olana bir şey veremezsin… Boşuna tartışmayın ve kendi ruhunuzu daraltmayın. Zira inkârlarındaki inat, kalplerini mühürlemiş ve onların kalbinden iman nurunu söndürmüştür…
1921) Eşit kulluğu hazmedemeyenler, İslam’ı kabul etmeyenlerdir. Bu her zaman aynı olmuş ve kibirleri balon gibi onları şişirmiştir. En büyük lakabımız “bende senin gibi Allah kuluyum” olsun. Çünkü her insan sadece Allah kuludur ve hepimiz eşit kullarız. Bu eşitliği göremeyenler ya kibirlerinde boğulurlar veya köleliklerinde savrulurlar.
1922) Kim ki orijinal adını değil de kendisine lakaplar takıp cici bici olarak pazarlıyorsa, o satılıktır.
1923) Kim olursa olsun, ne anlatırsa anlatsın, senin ile peygamber arasına giremez. Ancak peygamberin yolunu anlatır. Mürşid ise, seni sana sunan nadide kullardır. Onlar da sana; sendekinin farkındalığına seni uyandırmak için, bizzat senin öz aynandırlar. Mürşidinin telkininde beğenmediğin her husus, aslında kendi benliğinde var olup da mürşidinde seyrettiğindir. Beğenmediğin haller olursa, sakın kızma; kendine bak ve teslimiyetle kendini düzelt.
1924) Kopyala yapıştır ile mukallit olarak afakına sunduğun hiçbir bilgi senden değildir. Senden olmayanın sana faydası olmamış ki, önerdiğine olsun.
1925) Konuşmasıyla seni güldüren ve ağlatanlardan uzak dur. Seni sana çevirene yüzünü dön. Kendine döndükten sonra da kendine dön.
1926) Kişi özüyle dertleşip hakikatiyle nazar etmeye ulaşmalı ki, hayatının efendisi olsun.
1927) Bu ahir zamanda kendi köşene çekilip rabbiyle baş başa yaşamak en büyük nimettir. Köşesinden arz edebilirse ne ala; yoksa gayrisi gayrisine gayrı eder. Yani başkasının maşası olur.
1928) Bazen karda dahi açar çiçekler. Üzerinde uçuşur kelebekler. Kardeşim, tüm örnekler seni resmeder. Gafil olanı örnekler kahreder. Onlardan bitmez keder. Her şeye der ki kader. Bilmez mi ki kader üstünde var bir kader. O da insandan oluşur hasbelkader ve nasip der geçiştirir bi-keder.
1929) Kaderin tecellilerini bekleriz. Rab, hep hayır olanı müyesser eder. Her şey bizde başlar, bizde biter. Hayrına olan seni arındırandır. B-il kaderi bu olayı anlatır. Her şey bizim iyiliğimiz için ve Allah münezzehtir her bir şeyden.
1930) Kâfir olan kişiler; Esma-i Hüsna’yı içsel dünyalarında nimete eren kimseler gibi bir kıvama kapattıkları için, ölümle beraber et kemik beden de onlardan alınacağı için, artık mahrum olarak yaşamaya devam edeceklerdir.
1931) Kâfir olan kişinin ruhunda; Esma kuvvelerinin mutlak belirleyicisi ve ortaya konulmasında temel etken olan, ErRahim isminin nakşı kapandığı halde, bedende açık kalır. Öylece dünya yaşamları devam eder. Et kemik beden ölünce ise, mahrumiyet başlar.
1932) Kıyamette kıyama hazır durduğumuzda, hesap görücü olarak nefsimiz bize yetecektir. İşte o gün kaçış ve yalan olmayacaktır.
1933) Kur’anın her kelimesi ve harfi kesin doğrudur. Allah ne der Kur’anı kerimde? İnsan kalbi ancak Allahı zikir etmekle rahata kavuşur. O yüzden derim ki, Allah insanı seviyor ve sıkıntı veriyor ki, insan zikirle tanışsın, Esma-ül hüsna’da bildirilen özellikleri kendinde keşif etsin ve gonca gül olsun. Böylece en güzel boya olan Allah boyasıyla boyansın.
1934) Harut ile Marut’un öğretilerini hatırlayın. Bu öğretilerin bir çok alana uzanan halleri vardır. Bu öğretilerin insanın mana yönlerinde değişkenlik yapacak düzeyde bir çok tesirinin olduğu apaçıktır. Bu ayetle de sabittir. Hatta hatta öyle ileri haletleri vardı ki; bu öğretilerden bir öğreti, karı-koca arasını ayırmak için bile kullanıldı. Yani mana ilmi öyle şiddetli ki, insanın tüm yaşamsal alanını altüst edebilecek şekilde işlevsel olabilir. Onun için de, manevi alanlarda ilimler öğrenirken, ehil ellerden ve Allah takvasıyla yaşayan kullardan ilimler edinelim. Bu hassasiyeti, yaptığımız zikirlerde de sergileyelim. Zira zikir deyip geçmeyelim. Bazı zikirler içsel alanımızı tersyüz edecek kadar üzerimizde şiddetli olumsuzluklar bırakabilir. Bunun içinde, bilinçsizce okunan bazı salavat türleri dahi olabilir. Okuduğumuz salavatların, peygamberimizden (sav) rivayet edilen salavatlar olduğuna kesinlikle riayet edelim. Sonradan oluşturulan veya rüyalarda görülen salavatlara özellikle dikkat edelim. Zira göremediğimiz ruhsal kanallardan şeytanlar; bir çok isteklerini, bizim kutsallarımızı tevessül ederek, bizim ruh dünyamız üzerinde emellerini gerçekleştirebilirler. Buna da, şeytanın sağdan yaklaşması olarak işaret edilmiştir.
1935) Kendini et kemik bedenin kısır döngüsü ile tatmin edenler; kalplerindeki boşluk ve yara hep içlerini deşer. Bu deşme bir uyarı olup kendilerine gelmek için, içlerine atılan ilahi bir ihtardır.
1936) Kalben zaten olur niyet… Kalpte yoksa doğar hezimet…
1937) Bazısının kafası basmıyor… Çünkü inkârla kalbi mühürlenmiş… İnkârda ısrar ederek katmerleşmiş… Zaten Kur’an dan anladığı da yok… Durmadan da sünneti Rasulullahı inkâr eder. Hâlbuki sünnet-i Rasulullahı inkâr ile kişi kâfir olur da dünya ve ahreti harap olur…
1938) Kur’an; baştan sona, kul ve rabbi arasındaki irtibatın eksiksiz bir şekilde ve tam olarak ortaya konulması için, yapılması gereken esaslara bizleri yönlendirip, gerekli olan yönelimi nimete eren kullar gibi yapmamızı ister. Kul ve rabbi hiçbir yerde birleştirmez. Ayrıca tüm sapkın yolları da, bazen açıkça ve bazen de misal yollu veya önceki devirlerde yaşayan insanların hayatlarından örnekler sunarak bizlere arz eder.
1939) Sen kulsun Allah’a, bu senin için en büyük özgürlüktür. Öylece insanlara kölelikten kurtulursun.
1940) “Külden veli, veliden kül” kaidesi mevcuttur. Her şey kişinin rağbet ve yönelimiyle; kişi ile buluşur. Yani esas olan neslin marifeti değil, kulun özüyle buluşup rabbiyle hemhal olmasıdır.
1941) Kullar bakışını çevirmiş… Rahman’ın adını besmele de çekmiş… Rahim ile yaşamını yaşama çevirmiş… İşte öyle kullar seyir halinde…
1942) Kul ve Rab ifadelerini birbirine karıştıran veya birleştirenin dengesi bozulmuştur. Yani psikolojik bir vaka ile başbaşayız…
1943) Kul kuldur sonsuza dek… Rab rabdır sonsuza dek… Hangi bilinç sıçramasını yaşarsan yaşa, olay asla değişmez.
1944) Kim ki “Kul ve Rabbi” akidesinin dışında bir akaid benimserse, biz ondan beriyiz. Kul ve Rabbi… İşte bizim yolumuz budur. Gerisini bilmem. Çünkü Fatiha suresinden bunu öğrendim.
1945) Şeytan kuruntuyu sular. Hatta gübre ve çapasını da yapar. Taa ki kişiyi kupkuru edene kadar…
1946) Kâ’be; beytul mamurun hizasında ve yer katmanının tam ortasında… Güneş, ay ve yıldızlar dahi onu tavaf eder… Tıpkı insanlar gibi…
1947) Neden Kur’an orijinal anlamıyla bir türlü anlaşılmıyor? Çünkü Kur’ana Rab’ça diliyle değil, toplumun a”RAB”ça dilinden esinlenerek oluşturup kullandığı Arapça diliyle bakıyoruz. Sonra da içinden çıkamıyoruz.
1948) Kalpte oluşan sıkıntılar, kişinin rabbiyle kendisi arasında oluşan uzaklığından duyduğu hasrettendir. Üzüntü ve sıkıntı olarak oluşur ki, rabbine rücu edilsin.
1949) Erkek veya kadın eşit Allah kuludur. Asla ve asla biri diğeri için tatmin aracı değildir. Kim ki tatmin aracı olarak nazar ederse, ulûhiyet nazarından mahrum kalır. En fazla rububiyeti ulûhiyet sanır ve kendini firavunluk deryasında yüzer bulur. Tabi ki buna da aşk der ve saçmalar.
1950) Kaf dağından ilham alan atalarımızın yolu neden kayboldu?… Neden bir naylon yaşantı ve makyaj âlemi dünyayı tatmin etmeye başladı?… Neden?… Neden?… Bilmem ki… Bildiğim şu ki; nedeninin nedenini bile unutur olduk da ondan…
1951) Hani nerede kaldı KAF dağını ve ANKA kuşunu hayal eden deruni ilim sahipleri? Niye yeni biri yetişmiyor? Hiç mi düşünmeyiz? Çünkü başıboş uçuşup fırlayan bir bilye üzerine konulduk, öylece uzayda uçuşup kaldık da, kendimize inmeyi ve yerde yürümeyi unuttuk da ondan…
1952) Köpeği evde beslemek insanın maneviyatına zarar verir. Köpek insanın canını ve malını canı pahasına korur. Bu korumayı gerçekleştirmek için de köpek, kendisine ulaşan her şeyi ona sağlayan sebepten görür. Dolayısıyla kendisi de sürekli, “yaratılış fıtratı gereği” her şeyi karşısından beklemek üzere, bilincinden etrafına fikir okların yayılır. Çünkü “kişi, en çok kiminle arkadaşlık ederse, ona benzer” hükmü icabı, köpek ile arkadaş olan kişide; “kişiliğin bilincinin işleyiş planı” devreye girerek, ona benzemeye başlar. Ve artık her şeyi karşısındaki kişiden oluşuyormuş hissiyatı ile yaşamaya başlar. Bu bir evrensel gerçektir ki, isteyen inanmasın.
1953) Kimi köpek pistir der. Oysaki köpek; çoban için en iyi muhafızdır. Ev için en iyi bekçidir. Av için en iyi silahtır. Tüm hayvanlar mübârektir Fenafillâh makamını yaşarlar. Öylece fıtratlarının gereğini eksiksiz yerine getirirler. Biz daha bir sürü uğraşla fenaya eremedik. Zira çok kirli ettik fıtratımızı… Yani daha hayvan derecesine bile ulaşamadık. Burada bir yanlış anlaşılma sakın olmasın… Hayvanın fenafillâh olması bir kaç isimledir. İnsan ise tüm isimlere tarladır. Tüm isimler yeşerdiğinde fenafillâha ulaşır. Burası sıfır noktasıdır… Esas iş burada başlar. Ve Beka Billaha doğru seyri başlar…
1954) Bir tane garibim dedi k,i İslam hümanist bir din değildir. Eee o zaman hayvanist bir din midir? Galiba hayvanları terbiye edecek. Onun için de evini köpeklerle dolduruyor. Köpeğe değer verdiği kadar, insana değer vermiyor.
1955) Sakın demeyin köpek benden iyi veya ben falan kesin kapısının köpeği olayım… Kardeşim, niye kendinize değersiz bakıyorsunuz. Köpek ne ki; siz Allah halifesisiniz. Yüce rabbe halife olan kendini düşük görür mü? Biri sizin üzerinize kibir yaparsa, kendisini Allah katında düşürür. Bu size derece katar. Ben köpek kadar olamam diyen desin ve köpek kadar olmasın ve hep dışsallıktan beslensin. Bu bizi ilgilendirmez. Biz Ahsen-i takvim üzereyiz. Secdede miraç yapar ve Cebrail’in dahi ulaşamadığı miracı yaşamak için gayret ederiz. Çok değerliyiz kardeşim çok… Şeytana kulak vermeyelim. Şeytanlaşmış insanlardan da Allah’a sığınalım.
1956) Hz. Peygamberin (sav) yanında, bütün gece sabaha kadar uyuyan bir adamdan söz edilince, Peygamberimiz sav şöyle buyurur: “Öyleyse o adamın kulaklarına -veya kulağına- şeytan idrar etmiştir.” (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Müsâfirîn 205) Köpek saldırısında kendini ona teslim eden üzerine idrar eden köpek gibi, kendisini şeytana teslim edenin üzerine şeytan, idrar eder…
1957) Bazen bir tavuğun öcüne bedel, ortaya çıkan kargaşada birçok kişi ölüme sürüklenir. Hâlbuki aynı tavuğu köpek kapar da, oralı bile olmazsın. Bir köpeğe dahi reva görmediğini, gözünü kırpmadan insana reva gören, insani değerin ne olduğunu kavrayamayan kişilerden zuhur eder.
1958) Elbette her bir insan, kendi ferasetinin şiddetine göre Kur’andan başka bir şey anlayabilir. Çünkü Rabb-ul aleminin sözüdür. Yanlış olan şu… Sadece benim yolum doğru ve benim anladığımı kabul etmeyen ise, hidayetten uzak…
1959) En büyük makam kulluk makamıdır. Bu makamda insan; ilahi hüküm dahilinde özgür olur.
1960) Kur’an derken gayemiz; Allah’ın kelamı ve Resulünün hitabıdır. Biz ikisini ayırmayız. Hatta biz; İslam’ın sunumu itibarıyla ikilik görmeyiz. Çünkü O sav, asla hevasından konuşmadı…
1961) Kur’anı apaçık anlamak için iki şeyi bilmek gerek. Arapça ve a”rab”ça. Arapça, gramer ve lügat ilmi; a”RAB”ça ise, nefsini tanıyan bir şuur. Onun için de sahabeler önce rabbine iman eder ve sonra da Kur’an okurlardı. Öylece her Kur’an okumada imanları daha da artardı.
1962) Kur’an elbette mubin yani apaçık kitaptır. Ama apaçık kitabı anlamak için apaçık Arabçayı bilmek gerekir. Çünkü Kur’anın lügat dili Arabçadır. Rabbimiz öyle dilemiş ve öyle indirmiş, teslimiyetten başka elden ne gelir ki… Ayette rabbimiz ikisi için de (Kur’an ve Arabça) “MUBİN” kelimesini kullanıyor. Mubin olan ancak mubin ile özdeş olur.
1963) Kur’an bir bütündür. Kur’an, Allah’ın yaratılış fıtratından ve yaşam düzeninden insanı ilgilendiren ve insandan okunanıdır. Herkes aynı düzeyde ve aynı ilimde değildir. Derece derece aşağı ve yukarı derecedekiler mevcuttur. Örneğin, Hz. Ebubekir ra ile bu fakirin Kur’anı aynı anlaması düşünülemez. Kur’anı herkes anlar… Ama her bir kişi, kendi kapasitesi kadar anlar.
1964) “’kûl قل” diye başlayan her ayetin muhatabı bizzat ümmetin her bir ferdidir. Örneğin İhlâs süresinin başlangıcındaki “kûl قل” fiili emir kipidir. Allah her birimizin kendisini tanımamızı ister ve bu tanımı dillendirmemizi emreder. Allah bize der ki, bu surede anlatılan her kavramı anla ve anladığını dile getir.
1965) ““’kûl قل” (hu)’vellahu ahad” ile “Allahu lailahe illa (hu)” ayetlerinde ki (hu) ların arasındaki en büyük fark, yaratılış sırrını ihtiva eder.
1966) NEML 40. Ayete kulak verelim… (Kitaptan ilmi olan kimse ise, «Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm» dedi. (Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, «Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.») İşte keramete örnek budur… Yoksa keramet hayali uçup kaçmak değildir. Allah ile konuştum diyenden tut, cennet ve cehennemi dahi dolaştım diye türeyen yeni anlayışlar asla ve asla İslami anlayış değildir. Cennete gittim diyenden cennet üzümü isteyin, mat olur. Çünkü gördüğü peşrevler, şeytani dokunuştan öte değildir. Tek miracımız vardır, o da secde halidir. Arama başka uçuk buçuk zımbırtılar.
1967) Kur’ana saldırmak için, önce dinde öncü olan âlimler itibarsızlaştırıldı. Sonra da hadisler itibarsızlaştırıldı. Vay o zalimlerin haline… Kesin bilin ki evvelki İslam âlimlerine dil uzatanlar hadislere de aynı onlar dil uzatır. Ama Allah, zamanı gelince o dili dilim dilim eder. Bugün hadisleri inkâr eden zihniyet bir kaç yıl sonra Kur’an hayatlarını terk edecektir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmadan Kur’an anlaşılmaz.
1968) Her koyun kendi bacağından asılır. Lakin çürüdüğünde ise, kokusu çevreye dağılır ve rahatsız eder. Orası yaşanmaz alan oluverir. Onun için de, uyaracaksın kardeşim.
1969) En büyük yakınlık kardeşliktir. Ashap da kardeş olmuştu… Kardeş olarak seni görmeyeni, sen gene de kardeş gör. Zira bilmediğinden öylece tavır takınmıştır. Ama sana bir zararı dokunmasın diye de uyanık ol. Uyanırsa ne ala… uyanmazsa sen yerinde durmaya devam et. Budur senin için marifet. Gayri yollardan mutlak surette hicret et. Öylece hilkatte kardeş olduğunu bil ve bu kardeşlik üzerinde sebat et. Elinden, dilinden ve belinden kimseye dokunmasın senden bir eziyet. İlelebet…
1970) “Ne yaparsan yap insan değişmez” sözü, Kur’an ile çelişir. Hem o zaman tebliğ anlamsız bir tiyatro olur. Bu da, Allah’ın şanına yakışmaz.
1971) Hiçbir insana boyun bükmeden yanlışlara yanlış diyerek doğruyu sunmaya çalışan, bunu da bayrak kaldırmak zanneden kişiler, daha ilmin ne olduğundan habersizdirler. Kesinlikle yanlış olduğuna şahit olup yanlış olduğunu demeyip göz yumanlar, ilme ihanet eden kişilerdir. Doğruya doğru ama yanlışa da yanlış demek hasleti, bizim ana prensibimizdir. Bu prensibimizi anlamayan ve bizim de sürüden bir fert olmamızı isteyenlerin bu isteği, asla ve asla bize istek olmayacaktır. Allah’a kul, Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem efendimize ümmet olma bilincini Allah hepimize nasip eylesin. Allah; kula kul olmaktan, bu yazıyı okuyan her bir kişiyi de kurtarsın.
1972) Kur’an-ı kerîm’de “içki ve kumar şeytan amelîdir der, sakınınız. Zira içki ve kumar insanı kula kul eden en büyük cismani amellerin başını çekmektedir. Bu cismani ameller ile kul, iradesini kaybederek öz hüviyetine yabancılaşır.
1973) İnsanın kemal derecesi, kişinin Allah ismi aynasında kendini seyir ettiği kadardır. Bu seyrin mutlak müşahedesi Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize miraç gecesi nasip oldu. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, en büyük insan ve ululazm olan nübüvvet sahibi resullerin de en büyüğüdür. İkinci sırada Hz. İbrahim aleyhisselam, üçüncü sırada Hz. Musa aleyhisselam, dördüncü sırada Hz. İsa aleyhisselam ve beşinci sırada ise Hz. Nuh aleyhisselam yer alır. Bu sıralama tamamıyla müşahedenin safiyetiyle alakalıdır. Daha önceki ümmetler en fazla kendi zamanında tabi oldukları peygamberlere ayna olabiliyorlardı. O yüzden en kıymetli ümmet bu son ümmettir. Çünkü bu son ümmet, tam olarak kendini aynada seyir eden Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize ayna olacak kabiliyettedir.
1974) Kalbe Allah namına dokunan kişideki yöneliminde asla kibir ve büyüklenme olamaz.
1975) Dua, zikir, iyilik vs. ile kaderi değiştirmek yarın başına ne geleceğini bilmek değildir. Lakin testisinde su bulunan kişi yolda susuz kalmaz.
1976) Kişiye sen seçildin ilhamı, kesinlikle şeytanidir. Bu ilhamı alan kişi; günde 1000 defa, 40 gün boyunca; “LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYÜL AZİM” desin. Kurtulur o halden biiznillah…
1977) Herhangi bir kişiye kodlanmak yerine, sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize kodlanmalıyız. Zira O hata etmez. Gerisi hata yapmaya meyyaldir. Lakin yol arkadaşını da sev ki senle yol yürüsün.
1978) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sohbetine ve cemaat namazına kadınlar da kurallara uyarak mescidin uygun tarafında saf tutarak iştirak ederlerdi. Helal ve haram çizgisine dikkat etmeksizin yapılan tasavvuf veya hakikat sohbetleri, kişiye açılım değil kapanım doğurur. Zira önemli olan bilgi edinmek ve kalbi coşturmak değil, öz hüviyetle irtibatta olmaktır. Coşkuyu birçok yerde bulursun. Yahudilerin kabalasında veya Budistlerin tapınmalarında veya Hıristiyanların ayinlerinde… Zaten o coşku olmazsa kimse takılmaz oralara. Yani coşkunun olması o işin doğru olduğu anlamına gelmez. İşte nübüvveti yaşamda olmayan olgular, sadece kitlenmeyi getirir ve kişiyi rabbine yaklaştırmaz. Rabbimizin sonsuz ve sınırsız özellikleriyle nimete erenlerin yolunda bizi senkronize etmeyen her hareket fasittir.
1979) Kader takdir edilendir. Takdir senin elindedir. Elinin üzerinde Allah’ın eli vardır. Yakınlığı şah damarından yakındır. Kalp senin kapındır. Ondaki tüm hissiyat zatındır. Mutlak zatı arama içeride veya dışarıda, varlığın onun nurunun tecellisi ile cevherlenip onun ilmi ile kuşatılmıştır. Kalbini çalıştır ey insan. Yakınlığını yakınlığın bil ey insan. Zamansız ve mekânsız ol ey insan. Bunu görmek muhabbet dolu bir kalp ile olur ey insan. İlmi varlığın onun halifesi oldu. Onu bilmeyen kendini Firavun sandı. Dikkat et! İradeyi eline verdi. İradeyi saptırmayan takdirini elde etti. Kader deyip kendini yabana atma. Kaderin üstündeki kaderi sakın unutma. Ötelerden bir şeyin geldiğini sanma. Özündedir tüm cevher, sakın itirazda bulunma.
1980) Kendi insani yapısından utanmayanı ne yaparsın? Dedi bir dost… Ona dedim ki; eline bir sigara verir, onu dumanıyla baş başa bırakırsın.
1981) Konumlandırıldığında basiti, sarf ettiği lafından tanırsın. Sonra da kendinden utanırsın. Çünkü değerini bilmeyene değer ölçüp kendini paraladığını fark edersin. Öylece halini kendine arz edersin.
1982) Et kemik bedenin et kemik fonksiyonlarından gelen hormonik zevkler, nefsi hakikatine doğru kör eder.
1983) Sitem dolu bir hayat… Gel bekle gelsin memat. Nefse ağır gelir hayat. Kader vakti tecelli edince… Ne hayat kalır ne de memat.
1984) Kim hortlarsa hortlasın, vekilin Allah ise hortladığı gibi bloke olur. Onun için gözünü ondan sakın ayırma.
1985) Gam, keder, sıkıntı insanı insanlıktan çıkarır. Çünkü kadere iman eden, kederden kurtulur der Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz.
1986) Bir kitap okumaya başlarken şu duayı yedi defa okuyun… “Rabbi zidniy ilmen ve fehmen ve iymânen ve yakinen sadika” Kitap okumaya ara verirken veya kitap biterken yedi defa da şu duayı okuyun… “Ya Hafiz ihfez hazel ilme fissadri”
1987) Biz kimseye kin gütmeyiz. Hata işleyenin hatasını görmezden gelir, kendi hatasını bizzat kendisinin görmesini arzu ederiz. Siz de öyle olun ki toplum şan ve şerefe ulaşsın. Zira bir elin nesi var, iki elin sesi var…
1988) Hayali bir bakışla, malayani konuşup, “esas olan benliği kurban etmektir” deyip, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin, bizzat eliyle kesip kurban ettiği hayvanı görememek, en büyük körlüktür.
1989) Kurbanla bütünleşmek güzeldir. Kurban yok diyenler olmasın kurban. Kurbanı bizzat kesmek İslam şiarıdır.
1990) Kurban olarak kesilen hayvan için, o kurban edilme hali, bir ödüldür. O hayvan bir üst tatmin noktasına sıçrama yaparak hayatını sürdürecektir.
1991) Boynuzlu koyun boynuzsuzdan hakkını aldığında, fena dairesinde daha tatminkâr bir sıçrama yapacaktır.
1992) Neden Kur’an orjinal anlamıyla bir türlü anlaşılmıyor? Çünkü Kur’ana Rab’ça diliyle değil, toplumun kullandığı (a“rab”ça) dilinden esinlenerek oluşturulan (arapça) diliyle bakıyoruz. Beşeri kavramlar ile derinliğine bakmaya çalışıyoruz. Sonra da içinden çıkamıyoruz.
1993) Allah resulunu hayatından çıkaran ve Kur’an yeterli diyen anlayışı kıtın İslam’ı nasıl tatbik ettiğini merak ettim. Sadece lak lak eder.
1994) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dünyamızdan güzel koku da sevdirilmişti. Güzel kokular Allah’tandır. Kötü kokular ise nefsimizdendir.
1995) Kendisini küçük gören nefsine ihanet etmiştir. Nefsine ihanet eden en büyük zülmü işlemiştir. Kendini büyük gören de nefsine ihanet etmiştir. Kibrin kibriya olsun ey Allah kulu. Hani halifeydin… Yani her halin hakkını eda eyle…
1996) Allah en çok kulunun saf ve som bir yönelişle kendisine nimete erenlerin kulluğu gibi kullukla yönelmesinden memnun olur.
1997) Okuduğun Kur’an meali Kur’an tercümesi değildir. Çeviri yapanın kendi anlayışı kadar Kur’andan anladığıdır.
1998) Kulaklarını tıkayana birşey duyuramazsın. Gözünü kapatana bir şey gösteremezsin. Hele kalbin mührü… Hiç sorma… İşte o diskalifiye olmuştur.
1999) Birçok hakikat iki kelime yazıyla anlaşılmayacak kadar içeriklidir. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden sirayet eden her söz veya fiilin ruhunu iyi okumak gerekir. Yoksa olayı çarpıtanlara kurban gideriz.
2000) Kur’an anlayışımıza inmiştir ve hadis o anlayışla hamurlanmıştır.